Kendisi doğmadan önce babasını kaybetmiş çocuk için annenin değeri ne büyüktür! Böyle bir çocuk için bu defa da anne her şeydir.
09.02.2022 03:37
1 yorum
350 okunma
Anne ve Çocuk
İsmail Aydın

Kendisi doğmadan önce babasını kaybetmiş çocuk için annenin değeri ne büyüktür! Böyle bir çocuk için bu defa da anne her şeydir. Anne hem babadır, hem annedir. Yetim yavru babasız kaldığını anladığında anneye daha bir sarılır, daha bir sokulur, koklar onu. Kokusunu sindire sindire içine çeker. Her derdini annesine söyler, çözümü ondan bekler. Annesi de yavrucağı kucaklayıp bağrına bastıkça... Babasının yok­luğu içinde ince bir sızıdır ya, yine de değmeyin keyfine. İşte annesi yanı başındadır. O,  annesinin bağrına gömülmüştür, doya doya “annem, benim annem, canım annem” diyebilmektedir.

Sonra bir gün... Yetim yavru böyle anacığının yanında bir fidan gibi büyüyüp gelirken, bir gün ansızın annesini kaybediverse, öksüz kalsa, ar­tık o çocuğun durumunu şöyle bir gözünüzün önüne getirin.

Babasını kaybeden çocukların feryatlarını zaman zaman duydum, bu çocuklar babalarının öldüğüne inanmıyorlar, babalarını istiyorlardı. Ama babasız kaldıktan sonra annesini de kaybeden çocuğa rastla­madığım için, o an böyle çocukların neler hissettiğini, neler hissedebil­diğini yakînen gözlem yapma durumum olmadı.

Evet, bir çocuk ki, henüz kendisi dünyaya gelmeden önce babasını kaybetmiş olsun, yetim olarak dünyaya gelsin. Sonra da tam hayatı algılamaya başladığı çocuk yaşlarında annesini kaybetsin. Babadan yetimken şimdi de anneden öksüz kalsın. Bu çocuğun ruhunda ne gibi fırtınaların kopabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Bu, olaya çocuk cephesinden bakıştı, ya anne cephesinden bakış! Acaba öleceğini hisseden anne, zaten yetim olan yavrucuğunun şimdi de öksüz kalacağını düşünerek neler hissetmiştir? Allah bilir, ona o anda neler vermek istemiştir neler! Yavrucağını koklamak istemesi, kucağına alıp bağrına basmak istemesi, ancak buna takatının yetmemesi, kim bilir anne için ne büyük ıstıraptır! Ve nihayet en sahici gerçek; ölüm. Derler ki:

“Bir anne veya baba öldü mü çocukların yüreğinde bir yara açılır ama o yara zamanla kapanırmış. Bir evlât öldü mü, anne-baba yüreğinde bir yara açılır ama o yara zamanla büyürmüş. Ve evlât kaybeden anne- babalar, yüreklerinde her an büyüyüp kanayan o yaralarla yaşarlarmış.”

DEDE VE ÇOCUK

Peki, kendisi doğmadan önce babası ölmüş bu çocuğun annesi de ölünce şimdi bu çocuğu kim bakıp gözetecek? Ya dedesi, ya amcası, ya dayısı değil mi?

Söz konusu çocuğa dedesi bakmış. Yetim ve öksüzün bakımını o üstlenmiş. Bu defa da dede yavrucak için her şeydir, hem babadır, hem anadır, hem de dededir. Böyle bir çocuk için dedenin değeri ne büyüktür! Belki genç ve toy bir babadan daha sevecen, daha müşfik, da­ha hoşgörülü, daha tecrübeli... Bir dede ki, fevkalâde ilerlemiş yaşını göz önünde bulundurarak kendisinden sonra bu yavrucağa hangi amcasının bakmasını bile hesaba katacak kadar hassas ve dikkatli... Böyle bir dede, bu haliyle babasız ve anasız bir çocuk için aslında bir şans bile sa­yılabilir. Kim bilir hikmet düzeninde neler gizlidir?

Yavrucak böyle bir dedenin himayesinde tam bir güven içinde ser­pilip gelirken, çok geçmeden en sahici gerçekle yüz yüze kalsa, yani dede ölse, o çocuk o anda neler düşünür, neler hisseder acaba? Bu sorunun en iyi cevabını bir Allah bilir, bir de dede desteğinden mah­rum kalan çocuk.

Ne biçim senaryo bu, böyle şey olur mu, ne biçim şans? Böyle bir çocuk dünyaya gelmiş midir, demeyin. Çünkü böyle bir çocuk dünyaya gelmiş ve hem de babasız, annesiz ve dedesiz kalan çocuklara örnek olarak hayatını şan ve şerefle bitirmesini bilmiştir.

 Bu çocuk, dedesinin vefatından sonra çok çocuklu amcasının değil, çok katı yürekli amcasının da değil -çünkü dedesi öyle istemişti- nispeten daha az çocuklu amcasının himayesindedir artık. Yavaş yavaş ço­cukluk devrelerini geride bırakarak ilk gençlik devrelerine girer. Am­cası nispeten iyi amcadır, yeğeninin iyi yetişmesi için elinden geleni ardına koymamaktadır.

Ne yazık ki bu zamanda böyle amcalar da kalmadı. “Memleketin hâkimi, valisi, kaymakamı var, boşuna zahmet etmişsin be oğlum:” diyerek, yeğenlerinin okuma isteğine karşı çıkan amcalar görülmüştür.

 Geçim için çobanlık yapar bu körpe genç. Zaman su gibi akar, yıllar birbirini kovalar... Artık o yetişmiş bir gençtir, bedenen olgunlaşmıştır. Ahlâken son derecede temiz, bece­rikli, duruşuyla, davranışlarıyla çevresine itimat telkin eden, çalışkan, dürüst, emin, güvenilir bir genç. Zamanımızda böyle gençlere çok ihtiyaç var.

Şehirlerarası ticaret yapmaktadır. İşsizlik belası o zamanın genç­liğinin de derdi. Kendisine belli bir sermaye vermek isteyen zengin bir hanımdan amcası daha yüksek bir sermaye istemiş, yeğeninin buna layık olduğunu savunarak istediği sermayeyi temin etmiştir. Kazancından ortağının hissesini hakkıyla teslim etmiştir. Onun bu hareketi karşı tarafta önce hayrete ve sonra hayranlığa yol açmıştır. Hayrete yol açmıştı çünkü ticarî ilişkilerinde bu kadar dürüst olanına ilk defa rastlıyordu.

Artık evlenme çağı gelmiştir bu gencin. Hatta bulunduğu şehirde onun yaşında bekâr hiçbir erkek kalmamıştır. Az önce karşı taraf dedim ya, hah işte o, yani ticaretteki ortağı, kendisine sermaye veren taraf. İşte o, zengin ve dul bir kadındır ve ortağının dürüstlüğüne hayrandır. Kendi­siyle evlenmek isteyen birçok insan olmasına rağmen o, dürüstlüğüne hay­ran olduğu bu güzel, temiz ahlâklı gençle evlenmeyi düşünmektedir. Ev­lenme konusundaki fikrini öğrenmek üzere güvendiği bir yakınını elçi olarak gönderir.

Elçi sorar soruşturur, havadan sudan konuştuktan sonra sözü ev­lenmeye getirir: “Senin yaşında bu şehirde hiç bekâr genç kalmadı, sen de evlensen.” Gencin kısa cevabı açık ve nettir ama çok da acı: “İyi ama der, o iş maddiyat ister, bizde de o yok.” Elçi devam eder: “O problemi halledecek, soyca, nesepçe temiz birini söylesem kabul eder misin?”

“-Ama önce ismini öğrenmeliyim. Elçi ismi bildirir.

-Peki, der genç. Amcamla bir görüşeyim, ona danışayım, kararımızı sonra bildiririz.

Netice iş görüşülür, karara varılır. Evlenme teklifi kabul edi­lir. Ve genç, kendisine evlenme teklifi yapan iş ortağının evine koca olarak gider, yani içgüveyisi olur.

Acaba hangi genç, meşgul olmaya değer bir işinin olmasını, maddî durumunun uygun bulunmasını ve eşini açacağı kendi evine getirmeyi istemez?

İşte bir insan, senin gibi, benim gibi bir insan. Hayata nasıl doğdu, nasıl devam ediyor, her şey ortada. Çileyle başlamış hayata, diyebilir miyiz?

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
İnsanlığın Doruk Noktası
O insanlığın paradöneri, rol modeli. Fahri Kâinat efendimizin şefaatine Rabbim cümlemizi layık eylesin. Ne güzel bir sunuş. Su gibi aktı geçti.
Yorum Ekleyen: HÜSEYİN AYAZ     10.02.2022 17:10:19
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya