Badem Ağacı kitabını kitapçıdan alıp, ilk birkaç sayfasını okuduğumda, hemen zihnimde daha önce okuduğum Limon Ağacı kitabında anlatılanlar canlandı. Önce yazarı aynı mıydı dedim. Değil.. Sonra bu, bir intihal olabilir mi dedim. O da değil..
15.03.2022 11:18
673 okunma
Badem Ağacı
Av. Sabri Turhan

Badem Ağacı kitabını kitapçıdan alıp, ilk birkaç sayfasını okuduğumda, hemen zihnimde daha önce okuduğum Limon Ağacı kitabında anlatılanlar  canlandı. Önce yazarı aynı mıydı dedim. Değil.. Sonra bu, bir  intihal olabilir mi  dedim.  O da değil.. 

Kitap, İsrail’in  Filistinlilere yaptığı  akıl almaz işkenceleri  ve zulümleri anlatıyor. Zulüm o kadar çok ki bu konuda onlarca kitap  yazılabilir. Bu konu bir -iki kitapla  anlatılamaz. Konuyu farklı üsluplarla, değişik değişik romanlarla anlatmak mümkün olduğundan durum böyle imiş meğer.. İşkence çok, işkenceyi anlatan kitap ve roman da çok.. 

Badem Ağacı’nın ilk sayfaları; fakir bir Filistinli ailenin iki evladının İsrail‘in  Filistin bölgesine döşediği mayınlara basarak ölen iki çocuğunun ağıtı ile başlıyor. 1955’lerde 12 yaşında bir çocuk olan Ahmet, fakir ailesinin geçimine yardım için kardeşi Abbas ile birlikte Yahudilere ait inşaatlarda çalışarak başlıyor hayata.. Babası da Yahudilere  ait inşaatlarda çalışıyor  iş bulursa.. Ahmet iş konusunda ön fikirli değil. Ama Abbas Yahudilerin  yerinde çalışmak istemiyor. Komşuları da Yahudilerin  işinde çalışan bu aileyi kınıyor. Baba Mahmut  Hamit de ön yargılı değil.. Bütün İsrail zulmüne, evlerinin  İsrail askerleri  tarafından yıkılmasına, yıkılan  evlerin  yerine yenisinin yapımına  izin verilmemesine rağmen Mahmut Hamit, oğullarına;”  öfke ile yaşanmaz, oğlum” diyor. Ya kaderine razı olmuş, ya da bir parça ekmek onu bu hale getirmiş.. Önünde bir badem ağacı olan evlerinin önünde hep düşünceli.. 

Mahmut Hamit ’in yani Ahmetlerin evi bir süre sonra İsrail buldozerleri tarafından yıkılıyor. Aile başka 

 Badem ağacının altına bir çadır kuruyor. Orada yaşıyorlar. Derken, baba, evlerinin arkasındaki çukur yerde saklanmış silahlar bulununca  İsrail, O’nu hapse atıyor.12 yıl hapis cezası alıyor. Evin tüm yükü Ahmet’e  kalıyor. Bunlar okuma çağında çocuklar .Bir tanıdıkları onlara bu konuda yardımcı oluyor. Yıllar geçip gitmiyor. Bir gün babasını hapiste ziyaret eden Ahmet, İbrani Üniversitesi’nde matematik dalında eğitim  yapmak istediğini  söylüyor. Baba bunu kabul ediyor. O matematikte çok üstün bir  zekaya sahip. Matematik tam O’na göre.. 

Ahmet’e İbrani Üniversitesinde  bir Yahudi profesör Maneham Şaron yardım ediyor. Kendi kürsüsünde onunla ilgileniyor. Okulda işler iyi. Ahmet ara sıra evlerine gidiyor. Kardeşi Abbas barut gibi. O’nun Yahudi üniversitesinde okuduğuna da karşı. Kendine  yardım eden Prof. Şaron’a  da karşı. Yahudilere karşı en acımasız mücadele eden Filistin örgütlerinden  birine girmeyi bile düşünüyor. George Habbas ’ın örgütüne gitmek  istiyor. Ahmet, “Habbas şiddet  yanlısı”  deyince, Abbas; ”Filistin’i  başka nasıl kurtarabiliriz ki?” diyor. Ahmet, çocukluk yıllarından  beri yumuşak, diyalog ile işleri görmek ve insan hakları  savunucusu  olmak istiyor. Abbas, Yahudilerden  nefret ediyor. “Onları bir böcek gibi ezmek istiyorum” dedikçe Ahmet, ”nefret kendini cezalandırmaktır. Sen onlardan nefret  etikçe onlar kötü  insan saymazlar kendilerini ”diyor. 

Prof. Şaron, Ahmet’in bir dahi olduğunu  anlıyor. Ahmet de ilk yıl, matematik, fizik  ve kimya dalında lisans diplomasını  alıyor. Daha sonra maaşlı asistan oluyor üniversitede..  

Prof. Şaron daha sonra bir ABD üniversitesinden  teklif alıp, yeni kıtaya gidiyor. Yanında Ahmet’i  götürüyor. Ahmet orada kariyerini  artırıyor. Derken, okulda bir Yahudi  kızı olan  Nora’ya aşık oluyor.  

Bu, alışılmışın dışında bir olaydı. Bir Filistinli ile bir Arap ,  askerlerinin  sürekli saldırdığı   bir toplumun kızı ile nasıl birlikte  olur ? Nasıl geçinirler?  Nasıl aile olurlardı? Bu alışılmamış  bir şeydi. Önce Ahmet de bu işe şaşırdı. Evlenince zamanla çocuklar  olacak, Yahudi geleneğine göre çocuklar anneden sayıldığı için, evlatlar  İsrail vatandaşı olacak , İsrail  ordusunda askerlik  yapacaktı. Belki de Filistinli Araplara ateş  açan askerlerden birisi O’nun çocukları olacaktı. Bu ,çok zor bir işti. Hem de ailelerine nasıl izah edeceklerdi bunu .. 

Nora’nın  anne ve babası bu işe soğuk  bakmadılar. Ahmet’in babası da soğuk bakmadı. Ama kardeşi Abbas ve annesi  feveran ettiler. 

En sonunda  Ahmet ile Nora  ABD’de evlendiler. Bir zaman sonra Ahmet, Nora’yı  Filistin’deki köye götürecekti.  Ahmet, Nora’yı kendilerine  zulmeden İsrail  askerleri gibi görmüyordu. O’nun bir insan hakları  savunucusu aktivist olduğunu düşünüyordu. Araplarla İsraillilerin  birlikte  nasıl yaşayacaklarını  düşünen  bir eylemci idi O. Ahmet de iki toplum  birlikte nasıl yaşarlar  fikrinde idi.” Öfke ile daha ne kadar  böyle gidilir”e cevap arıyorlardı.  

Ahmet, Nora’yı  Filistin’deki köylerine  getirdi. Geleceğini duyan  Abbas, bir not bırakıp, evi  terketti. ”Beni arama !.Artık kardeş değiliz” diyordu notta. Annesi de kız köye geldiğinde  biraz buruk bir yüz, biraz çatık kaşla,  Nora’ya ; “evlenecek bir Yahudi genci bulamadın mı” dedi. Nora sadece tebessüm etti.Hapisten çıkan baba  Mahmut ;”hoş geldin kızım”dedi Nora’ya. .Ahmet ve Nora bir süre köyde kaldılar.  

Ahmet’in  babası başka bir badem ağacının  önüne yeni bir ev yapmıştı. Ahmet dışarıda iken, İsrail buldozerleri geldi. Evlerini yıkmaya başladı. Nora da evde idi. İsrail askerlerine  karşı çıktı. Masum insanların  evlerini  yıkamazsınız dedi. Dozer, küreğini sürüklerken Nora dozerin önünde dimdik durdu. Dozer, Nora ile birlikte eğreti duvarı da yıktı. Nora toz duman içinde ve duvarın  altında kaldı. Duvarla birlikte  Nora da öldü.  

Cenazeye Nora’nın anne ve babası da geldi. Cenazeyi ABD’ye götürmek istediler. Ahmet,” burada bir badem ağacının altına gömelim. Ölümün böylece bir anlamı olsun”  dedi. İsrailliler ve Filistinliler kabalık bir törenle Nora’yı toprağa  verdiler. Cenazede  herkes “Şalam Ahşav’” (barış şimdi) diye bağırdı. 

Ahmet, birkaç gün sonra üzgün ve küskün bir şekilde ABD’ye  gitti. Çalıştığı  üniversitede  profesör oldu. Başka bir Arap kızı Yasemen ile  evlendi. 

Bir gün tarih 2009’u gösterdiğinde; İsrail Gazze’ye savaş açtı. Bir  F-16 uçağı Dr.Nizar Rayan’ın evine 900 kg.lık bir bomba attı. Doktor öldü. Haberi  izlerken, Ahmet birisinin; “liderimiz  Nizar’ın intikamı alınacaktır” diye bağırdığını gördü televizyonda. Ahmet baktı, O, kardeşi Abbas’tı. Abbas Gazze’ye geçmiş, Hamas’ın önemli bir adamı olmuştu. 

Ahmet, karısı Yasemin  ile  birlikte hemen Gazze’ye  Abbas’ı görmeye gitmeye karar verdi. 

Gazze’ye vardıklarında kurşun ve şarapnel yarası almamış hiç bina olmadığını gördüler .Su, arıtmadan içiliyordu. Kanalizasyon yoktu. Doğuda Ramallah  ve Batı Şeria’dan daha kötü idi buralar. İsrail burada her şeyi yasaklıyor. Temiz su getirmeyi de kısıtlıyordu .Yeni ev yapmak yasaktı. Denizde balık avlamak da.. Orada bir otele yerleştiler. Otelci, halinde memnun değildi. ”Bir hapishane içindeki   5 yıldızlı oteli  kim satın alabilir “diye ekledi lafına ..Satsa, satılmaz bir mal.. 

Ahmet, kardeşi  Abbas’ı buldu  en sonunda .Abbas, hiç değişmemişti. Oğlu Halit’i  ABD’ye tahsil için götürmeyi teklif etti Ahmet O’na. Abbas, buna razı oldu. Ama İsrail,   bir Filistinli’nin  okumasını asla istemezdi. İsrail , cahil Arap daha iyi olur diyordu.  

Halit’in ABD’ye gitmesi için ve vize için  Prof. Şaron bile İsrail Başbakanını aradı. Ama faydası yok.Halit en onunda davasını  duyurmak için intihar etmeden önce  geride bir  ses bandı bırakmanın  daha iyi olacağını düşündü. B:ir ses bandı bırakarak intihar  etti. İsrail, Filistinlilere  zulmediyor  demek için başka çare bulamadı. 

Roman bu şekilde  sona eriyor. İnsan, Filistinliler ile  İsrailliler  birlikte yaşamaz mı demekten kendini alamıyor. Barış olmaz mı ? İlle neticesiz direnişler, hedefi bulup bulmayacağı belirsiz, rotasız  el yapımı   roketleri  atarak kendinden güçlü hasmı  kızdırmak ne işe yarar diye düşünüyor insan. 

Ben bu konuda Ahmet gibi, Ahmet’in babası gibi, Nora gibi ve Nora’yı mezara koyan İsrailler ve Filistinliler gibi düşünüyorum. Birlikte yasayışın misali de var bende. Hicretin 2.yılında   Allah Resulü, 10. 000 kişilik  şehirde  kendine has 1500 kişi ile  Medine  Anayasası’nı yaptı. Anlaşmanın karşı tarafı Yahudilerdi. Onların anlaşmasının  temeli  nasıl birlikte yaşarız sorusuna cevap aramak içindi. Hep birlikte yaşamak  içindi hedef . Bu yapıldı.  Bu, bugün de mümkün. Neticesiz ve öfkeli  direnişlerin sonunun olmadığını bilmek gerekir.  

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya