Aile nedir? Niçin var olmuştur? Olmasa ne olurdu? Aile kurumunu kim, neden yıpratmak istiyor? Yaratılış karşısında ailenin yeri nedir?
23.03.2022 05:53
1 yorum
762 okunma
Aile Üzerine
Mehmet Aktan

Aile nedir? Niçin var olmuştur? Olmasa ne olurdu? Aile kurumunu kim, neden yıpratmak istiyor? Yaratılış karşısında ailenin yeri nedir?

Yüce Rabbimiz, neredeyse tüm hayvanlarda olduğu gibi insanı da bir erkek ve bir dişi olarak yaratmıştır. İnsanoğlunun erkek ve dişi olarak yaratılması, insanoğlunun üreyip çoğalması amacına matuftur. İnsanın bu amaç doğrultusunda hareket etmesi için Yüce Yaratan insanoğluna; karşı cinse karşı sevgi, cinsel zevk, çocuk sahibi olma isteği, çocuk sevgisi, çocuğu en iyi şart ve ortamlarda büyütme, her türlü tehlikelerden koruma isteği, en nihayet sosyal hayata kazandırma içgüdüsünü bahşetmiştir. Annelerin geceler boyu bebeklerinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıklarını düşünürsek, çocuk sevgisinin nasıl bir duygu olduğunu anlayabiliriz.  Tüm bunlar Yüce Allah’ ın insanoğlunun çoğalması için koyduğu “Neslin idamesi” kanununun birer tamamlayıcı parçalarıdır.

Eşlerin birbirlerine sevgiyle bağlı olmaları, dışardan vaki olacak müdahalelere karşı, birbirlerini kıskanmak ve korumak suretiyle güçlü bir bariyer oluşturmaları, ailenin korunmasıyla ilgili olarak Rabbimiz’ in insanoğluna bahşettiği fıtri bir koruma kalkanı olmaktadır.

Ailede tek eşlilik esastır. Ancak, savaşlarda büyük çoğunlukla erkekler telef olduğu, yüksek riskli şartlarda genelde erkekler çalıştığı için bazı zamanlarda, erkek nüfusu kadın nüfusunun büyük oranda altına düşmekte, bu durumda birçok kadın ve kız aile kurma imkanından mahrum kalmaktadır. Böyle durumlarda, sosyal hayatın dejenerasyona uğramaması için, erkeğin birden çok kadınla evlenmesine Yüce Rabbimiz’ in izin vermiş olması bu ruhsatının hikmetlerinden birisi olsa gerektir.

Birden çok evliliğe izin verilmesi, ilk bakışta erkek lehine pozitif ayrımcılık gibi gözükse de, meselenin özüne bakıldığında bunun doğru olmadığı hemen anlaşılacaktır.

Taaddüd-ü zevcad: erkeğin cinsel arzularının karşılanması ya da kadının aşağılanmasına yönelik olmayıp, tam tersine, nispeten toplumdaki erkek nüfusunun azalmış olduğu zamanlarda, kadının bir yuvaya kavuşması, sosyal hayatın bozulmaması amacına yönelik bir emniyet supabıdır.

Erkek ve kadın nüfusu dengelendiğinde ise, evlenme çağındaki henüz hiç evlenmemiş genç kızların, bekar genç erkek dururken, evli, çocuklu erkekleri tercih etmeleri elbette söz konusu olmaz.

Bu suretle bir erkeğin birden çok evlenmesi neredeyse imkânsız hale gelir. Toplumdaki bilhassa savaş dönemlerinde erkek nüfusu aleyhine bozulan dengeden kaynaklanan birden çok evliliğe verilmiş olan ruhsat, sulh dönemlerinde kadın-erkek nüfusunun dengelenmesiyle fiilen ortadan kalkmış olur.

Ayrıca erkeğin birden çok kadınla evlenmesinde neslin karışması söz konusu olmayacaktır. Zira, çocuğun annesi onu doğuran kadın, babası da kadının eşidir.

Buna karşılık metres tutma vs. gibi gayri meşru münasebetlerden dünyaya gelen çocuğun babası belli değildir. Bu ise, toplumda nesep karışıklıklarına neden olur. Hiç kimse kendinden olduğundan emin olmadığı bir çocuğa babalık yapmayı kabul etmez. Böyle olunca da, tamamen masum olarak doğan çocuk, babasız bir dünyaya gözlerini açmış olur ve babadan mahrum yaşamaya devam etmek zorundadır. Tabiatıyla annesi de, her açıdan mağdur edilmiş olur.

Ayrıca erkek ve kadın psikolojileri açısından, kadının birden çok erkekle birlikte olması erkek açısından asla kabul edilemeyecek bir durum iken, erkeğin birden çok kadınla evli olması kadın açısından asla kabul edilemeyecek bir durum değildir.

Bir başka husus da kadının ay hali özel durumu, hamileliği, lohusalığı ve erkeğe göre erken menopoza girmesi durumu da, ailevi ve sosyal zaruret hallerinde erkeğin birden çok kadınla evlenmesine kapı aralayabilmektedir.

Bununla birlikte; erkeğin birden çok evliliği halinde, adaletin gözetilmesi vazgeçilmez bir esastır.

ÖZETLE; Ailede tek eşlilik esas, sosyal ve ailevi zaruretler karşısında erkeğin adaleti gözetmesi kaydıyla birden çok evlenmesi ise istisnadır.  

Yukarıda yaratılış ve İslam inancının aileyle ilgili esaslarını ve hikmetlerini arz etmeye çalıştım.

Aile hakkındaki bu tespitler yaratılışın gözler önüne serdiği tespitlerdir. Bu nedenle de bu tespitler yaratılışın göz önüne serdiği tespitler olmak hasebiyle sadece Müslüman toplumundaki aile yapısının esaslarını değil, gayrimüslim toplumların da aile konusunda göz önünde tutmaları gereken esasları ifade etmektedir. İslami tebliğ ve terbiye almamış, İslam’ı kabul etmemiş toplumlar da el yordamıyla yukarıda esasları açıklanmaya çalışılan İslâmî aile yapısını tesis etmeye çalışırlar.

Nitekim, Almanya’ da 2. Dünya harbinden sonra, milyonlarca erkeğin harpte telef olmaları nedeniyle eş bulamayan ve eşi savaşta ölmüş olan kadınlar, toplu gösteri yaparak birden çok evliliğe izin verilmesini istemişler, sonuçta bu taleplerine uygun düzenleme yapılmıştır. O dönemde 1 erkeğe 8 kadın nikahlandığı dahi vaki olmuştur.

ZİRA İNSANOĞLUNUN ÇOĞALABİLMESİNİN YEGÂNE UYGUN ZEMİNİ İSLÂM İNANCI’ NIN ÖNGÖRDÜĞÜ AİLE NİZAMIDIR.

Aile kurumuna hak ettiği önemin verilmemesi, Batı’ nın genç nüfusunun azalması, yaşlı nüfusunun ise artması, netice itibariyle çoğalmanın neredeyse durması sonucunu doğurmuştur.

Değerli okuyucu;

Çağımızda, Yaratan’ ın insanoğluna neslini idame, çoğalma görevine karşılık olarak verdiği karşı cins sevgisi, cinsel zevk, çocuk sevgisi alınıp, neslin idamesi ve çoğalma vazifesinden kaçılmak istenmektedir. İnsanlar, Allah’ ın lütfettiği zevkleri yaşayıp, bunun karşılığında çocuk sahibi olup onu büyütme ve topluma kazandırma yükümlülüğünü reddetme eğilimindedir.

Özellikle batı toplumları bu nedenle: hemcinslerin birbirleriyle yaşamalarını, hatta sözde evlenmelerini (!) yani homoseksüelliği, lezbiyenliği, biseksüelliği (her iki cinse de ilgi duyma)), cinsel ihtiyaçların aile dışında akla hayale gelmeyecek şekil ve usullerdeki tatmin usullerini mubah ve meşru addetmek eğilimindedir. Cinselliğin her ahval ve şartta pervasızca sergilenip istismar edilmesi çağdaşlık ve modernlik olarak addedilmektedir.

Cinsellik Yüce Rabbimiz’ in insanlara; çoğalma vazifesinin ifasına karşılık olarak verdiği bir ödüldür. Çoğalma maksadına yönelik olmayan tüm cinsel eğilim ve faaliyetler marazîdir, sapmadır.  

Tedavi ve terapiyi gerektirir.

Hal böyleyken: Batı’ da geçer akçe olan bu marazî anlayış, insan hak ve hürriyetleri kapsamında normal kabul edilerek insanların bireysel tercihleri olarak değerlendirilmekte ve dokunulmaz kabul edilmektedir.

Bu marazi anlayışın meşrulaştırılmasına yönelik çalışmalar İstanbul Sözleşmesi’ yle milletlerarası kazanmışken, T.C. Hükümeti çok isabetli bir kararla bu sözleşmeden çekilmiştir.

Kadına şiddet, Yüce Dinimizin “Kadınların sizin üzerinizde, sizin de kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır.” , “ Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olanınızdır.” , “Allah indinde herkes eşittir” düsturlarıyla önlenebilir. Kâinattaki varlıklar eşitlik üzerine değil adalet üzerine yaratılmıştır. Kadınla erkeğin eşit olması sözgelimi elmayla armudun eşit sayılması gibidir. Yaratılışta erkek farklı özelliklerle, kadın farklı özelliklerle donatılmıştır. Kadına harikulade bir özellik olan doğurganlık lütfedilmişken, erkeğe bu özellik yerine başka özellikler lütfedilmiştir.

Kadın ve çocuk cinayetleri, bu düsturların hayat haline getirilmemesi, ancak hiçbir fıtrî dayanağı olmayan kadın erkek eşitliği fikrinin uygulama gayretinden kaynaklanmaktadır.

Kadın-erkek eşitliği fikrinin bir başka tezahürü de; aile reisliğini karı ve kocanın birlikte yürütmeleri gerektiği anlayışıdır. Hal buki; Birden fazla insanın olduğu her yerde, bir reis, bir sorumlu olmalıdır. Yoksa o topluluk çok kısa zamanda dağılıp gider. Onun için de ailede de mutlaka bir reis olmalıdır. Duygusal yönden daha güçlü olan kadının yanında, aklen ve fiziken daha güçlü olan erkeğin reis olması daha uygun, daha makuldür. Bunun kabul edilmeyerek, kadın ve erkek aileyi birlikte yönetir demek, aileyi reissiz bırakıp kısa zamanda dağılmasına sebep olmak demektir.

Değerli okuyucu; Aileye karşı ortaya atılan fikirlerin tarihsel başlangıcı 1789 Fransız ihtilaline dayanır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışı, aile ve netice itibariyle toplumun yok oluşunu hazırlayan bombanın fitilini oluşturmuştur.

Siyonizm bir tarafta liberalizmle, diğer taraftan da Marksizm’ le insanı inanç ve ahlakından uzaklaştırma çabası içinde olmuş olmaya da devam etmektedir.

Günümüzde, toplumumuzda İstanbul sözleşmesine canla başla sahip çıkan siyasi parti genel başkanlarımıza bakınca, Siyonizm’in ihanet planlarının ne derecede etkili olduğuna ne yazık ki şahit oluyoruz.

Allah feraset ve basiretimizi artırsın İNŞAALLAH. Âmin. 23.03.2022          Av. Mehmet AKTAN

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Aile Üzerine
Takdir-e şayan bir yazı.
Yorum Ekleyen: İsrafil SAYDAM     30.03.2022 17:10:27
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya