24.04.2022 10:03
327 okunma
"Beni Nasıl Tanımazsın?"
Ersoy Baba

Üniversite son sınıftaydım. Arkadaşım Mustafa’nın düğünü için Ankara’da Kayaş’ın bir köyüne gitmiştik. Kayınbiraderim Hüseyin ile erkeklerin olduğu büyük odada 12 ya da 15 kişi oturduk. Sohbet, muhabbet.

Bir ara Hüseyin odadakilerden birine yüksekçe sayılacak bir ses tonuyla sordu:

-”Sen polis misin?”
Yaz günüydü. Soru sorduğu kişi sivildi ve üzerinde polis olduğunu gösteren silah dahil hiç bir belirti de yoktu. Sorunun muhatabı bir an durakladı. Hüseyin sorusunu biraz daha açarak tekrar sordu:

-”Dal grubunda mısın?”

Dal grubu duyduğum kadarıyla emniyet teşkilatında o zamanların işkence üzerine ihtisas yapmış, yüksek lisansını tamamlamış, hatta doçentliğini bile hak etmiş özel bir birimiydi. Acımasızdılar. İşkence o birimdeki elemanlar için bakkaldan ekmek almak kadar normaldi.

Adam belli ki polisti. Belli ki Dal grubundandı. Yüzünün kızarmış olması görevinin açığa çıkmasından dolayıydı. O ortamda özelliğinin, yakın akrabaları tarafından da öğrenilmesinden rahatsız olmuştu. Hüseyin yeni bir soru daha yöneltti:

-”Beni tanıdın mı?”

-”Hayır!”

-”Neden tanımadın ki? Ben üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen ve o 9 gün boyunca sürekli gözüm bağlı olmasına rağmen seni sesinden tanıdım. Benden sonra kaç bin kişiye işkence yaptın da benim yüzümü unuttun?”

*** 

Bu tevafuktan yaklaşık bir buçuk yıl önce Hüseyin ortadan kaybolmuştu. Aramadığımız, araştırmadığımız yer kalmamıştı. Yer yarılmış, içine girmişti. dokuz gün boyunca hiçbir haber alamadığımız Hüseyin dokuzuncu günün akşamında ağzı, burnu  dağılmış, saç sakal birbirine karışmış, perişan bir halde yanımıza çıkageldi. 

Hüseyin bir bankanın güvenlik görevlisiydi. Kadroya geçebilmek adına torpil araştırmasında bir emekli Albay’a yönlendirilmişti. Adamın geniş bir çevresi vardı. Hüseyin’e de yardımcı olabilirdi. Hüseyin de tanışmak için verilen adrese gitmiş, kapı açıldığında buyur edilip, içerde de paketlenmişti. 

 

Emniyet güçleri mekanın terörist bir grup tarafından kullanıldığını tespit etmiş ve mekana karakol kurmuş. Geleni paketleyip arka odada topluyormuş. Günün sonunda hepsini alıp; bizim defalarca isim sorup “Burada öyle biri yok” dedikleri Emniyet sarayının bodrumuna götürmüşler. Son güne kadar kendini ifade etmesine rağmen rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na uygulanmış olan işkencelerin tamamına muhatap olmuş. Bu süreç zarfında sürekli gözleri bağlıymış. Diğerlerinin de “Biz bu adamı tanımıyoruz” sözleri 9. gün kabul görmüş ve serbest bırakılmış. Aradan geçen bir buçuk yıl sonda onlarca Dal grubu elemanın arasından birini sesinden teşhis etmişti.

Hüseyin sinirle dışarı çıkıp halen bırakamadığı sigarasını yakarak sakinleşmeye çalışmıştı.

O zamanlar öyleydi. İşkence normaldi. İnsanlar önemine ve derecesine göre değişik işkencelerle muhatap oluyorlardı. Hiç unutmam; Atölyemize hırsızlar dadanmıştı. Yakalandıklarında teşhis için Emniyet sarayına gittiğimizde hırsızları konuşturmak için uygulananlara bizzat şahit olmuştum. İçi su dolu bir kova vardı. Kovanın içinde de kol kalınlığında birkaç sopa. Islak olunca daha çok etkili oluyormuş. O hırsızların yalvara yakara çalıntı malları sakladıkları adresleri nasıl verdiklerini görmüştüm. 

*** 

Değerli Anahabergazete okurları.
Yukarıda anlatılanlar o dönemin ayıpları. Geçti, gitti. Her şey değişti. Siz güzel bir haftasonu geçirmeye bakın. Mesela binin arabanıza. Maşukiye’ye gidin. Dere üzerine kurulu iskelelerdeki masalardan birine yerleşip iftarınızı orada yapın. “Yok illa ki ayaklarım suyun içinde olarak masama kurulayım” derseniz Maldivler en iyisi. Ama orada da gün boyu sıcak çekilmez. Ramazan’dan sonra inşallah.

Ramazan’da umre güzel olur. İftarda Kabe-i Şerif’in avlusunda açılan yer sofralarında iftar etmek de...
Ramazan demişken Rahmetli babamın Ramazan umresi geldi aklıma. Annem ile babamın Umre ziyareti için Ankara, Hacıbayram civarındaki Umre firmalarından biri ile anlaşmıştım. Gidiş-dönüş uçak biletlerini hemen verdiler. Kalacakları otelin bilgilerini ve tüm detayları almış, günü geldiğinde de Havalimanından uğurlamıştım. Havalimanında da indiklerinde de söylenenin aksine kimse karşılamamıştı. Hemen şirketin ofisine gittim. Kapı açıktı. Yerde birkaç kağıt parçası vardı. Ve kapının önünde dolandırılmış 3-5 kişi. 

Babam ve annem ellerinde valizlerle otele ulaşmışlar, ancak otelde böyle bir rezervasyon olmadığını öğrenmişlerdi. Ramazan umresinde otelde kalmak isteseler bir gecelik fiyatı bile çok büyük para idi. Yapacak birşey kalmamıştı. Telefonda dönüş uçağını öne aldırıp dönmelerinden başka çözüm kalmadığını söyledim. Telefon falan da öyle kolay değildi o zamanlar. Zar  zor konuşuluyordu.

Akşama doğru beni aradılar. “Biz bir şekilde hallettik oğlum. Siz kendi işinize bakın. Dönerken ararız inşallah” dediler.

Geldiklerinde:

-”Nasıl bir çözüm buldunuz baba?” diye sordum.

-”Bir Türk öğrenci grubuna rastladık. Hocalarına durumumuzu anlattık. Onlar da sağolsunlar: ”Biz hiç sizi buralarda öylece bırakabilir miyiz?” deyip bizi yanlarına aldılar. Kaldıkları otelde odalardan birindeki öğrencileri diğer odalara dağıttılar. Beraber umre yaptık. Beraber gezdik. Çok da harika oldu.”

Çocukluğumdan beri bilirim; Evimizde Ramazan ayında sadece ailemizle yaptığımız iftarlar bir elin parmaklarını geçmezdi. Babam öğrencileri davet ederdi. 10 kişilik davete bazen 20-25 kişinin geldiği olurdu. Varlıklı bir insan değildi. Ama küçük kazancı çok bereketliydi. Herkese yardım eder destek olurdu. İmkansızlıklar içinde evlenen gençlerin perdelerinin dikişlerini ve takmasını ücretsiz yapardı. Annem gelen perde kumaşlarını sonradan yıkandığında çekmemesi için küvette suya basar, suyun içinde birkaç gün bekletir, sonra onları balkonumuzda kuruturdu. Kumaşlar kuruduktan sonra babam keser, dikerdi. Annem de babam da yorulurlardı. Ama hiç gocunmazlardı.
Yaptıklarınız öbür tarafta sizi karşılayacaktır mutlaka. Ama bu dünyada da karşınıza çıkması sizi büyük sıkıntılardan kurtarması muhtemeldir.

Allah sizi içinden çıkılmaz durumlara sokmasın. Ola ki o durumlara düşerseniz de sizi sıkıntılarınızdan kurtaracak iyilikleriniz hanelerinizde yazılı ola gelsin.

Kalın sağlıcakla.

 
...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya