Önceki yazımızda; İnsan İslâm’ a neden karşı olur? Konusu üzerinde çalışmaya başlamıştık. Elimizde olmayan sebeplerle epeyce gecikmeden sonra bu yazımızda da bu konuya devam edeceğiz. Değerli okuyucu; Yine; “İnsan İslâm’ a neden karşı olur?” sorusuyla yazımıza devam ediyoruz. -“Senin Din’ in sana, benim Din’ im bana” ve -“Din’ de zorlama yoktur” Düsturlarıyla 14 asır önce din ve vicdan hürriyetini kabul ettiği için mi? -“Kendin için istediğini başkaları için de iste, kendin için istemediğini başkaları için de isteme” emriyle, bencilliği reddettiği için mi? -Evrensel anlamda; kendisine İslâm tebliğ edilmemiş olan kimseye ibadet sorumluluğu yüklemediği, sadece ilmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Allah’ a inanma ve başka yaratılmışlara zarar verip haksızlık yapmama sorumluluğu yükleyerek katıksız bir adalet hükmü koyduğu için mi?
13.06.2022 02:01
459 okunma
İnsan İslâm’ a Neden Karşı Olur? (2)
Mehmet Aktan

Önceki yazımızda; İnsan İslâm’ a neden karşı olur? Konusu üzerinde çalışmaya başlamıştık. Elimizde olmayan sebeplerle epeyce gecikmeden sonra bu yazımızda da bu konuya devam edeceğiz.

Değerli okuyucu;

Yine; “İnsan İslâm’ a neden karşı olur?” sorusuyla yazımıza devam ediyoruz.

-“Senin Din’ in sana, benim Din’ im bana” ve -“Din’ de zorlama yoktur”

Düsturlarıyla 14 asır önce din ve vicdan hürriyetini kabul ettiği için mi?

-“Kendin için istediğini başkaları için de iste, kendin için istemediğini başkaları için de isteme” emriyle, bencilliği reddettiği için mi?

-Evrensel anlamda; kendisine İslâm tebliğ edilmemiş olan kimseye ibadet sorumluluğu yüklemediği, sadece ilmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Allah’ a inanma ve başka yaratılmışlara zarar verip haksızlık yapmama sorumluluğu yükleyerek katıksız bir adalet hükmü koyduğu için mi?

-Kişinin ibadetinden önce muamelesiyle değerlendirildiği için mi? Kul hakkının ancak kulla helalleşmekle ortadan kalkabileceğini vaz ettiği için mi?

-Zekât, fitre, sadaka, infak, her konuda yardımlaşma, komşusu açken, tok yatmama emredilerek insanlar arasındaki varlık uçurumuna izin vermediği için mi?

-Sevgiyi, saygıyı, samimiyeti, aşırı gitmemeyi, zulmetmemeyi, hakir görmemeyi, hoşgörüyü, yardımlaşmayı, geleceğe umutla bakmayı, insanlara gayrimüslim bile olsa (ilerde belki hidayete erecektir umuduyla) saygıyla davranmayı, çalışkanlığı, cesareti, merhameti, şefkati, adaleti, dürüstlüğü, temizliği, kötü alışkanlıklardan uzak durmayı, sıhhatli olmanın baş şartlarından olan az yemeyi, sabretmeyi, şükretmeyi, kanaat etmeyi, tevekkül etmeyi, Hak’ ka ve kadere razı olmayı, ebeveynlere, aile efradına, komşu ve yakınlara, hülasa tüm insanlara ve hatta tabiattaki tüm varlıklara iyi davranmayı, ululemre itaati emrettiği için mi?

-Namaz ve oruç ibadetiyle, en mükemmel ruh ve beden terbiyesini ve sıhhatini temin ettiği için mi?  

 -Düşmana karşı en güzel şekilde cihadı emretmekle beraber, aşırı gitmemeyi, aman diyene kılıç kaldırmamayı, savaşta, sivillere, karşı koymayanlara, teslim olanlara, hastalara, çocuklara, kadınlara asla zarar vermemeyi,

Yapılan sözleşmelere riayet etmeyi, ahitlere sadık kalmayı,

Böylece efradını cami, ağyarına mani, dört başı mamur insanca bir “Harp hukukunu” tesis ettiği için mi?

Müslümanlar’ a, İslâm’ı en zor şartlar altında da olsa tebliğ etmeyi, cihadı emrederek, insanlığın son ve mütekamil Din’ e intisap edip kurtuluşa ermelerini murad ettiği için mi?  

Değerli okuyucu;

Elbette bu konuda yazılacak daha birçok husus vardır. Ancak Yüce Din’ imizi şöylece tarif etmek mümkün: “Yaratan, yarattığını en iyi bilendir. O nedenle, yarattığının fıtratına en uygun nizamı Yüce Kitabı’ yla Sevgili Peygamberimize vahyetmiş, O da Zatı’ nda yaşayarak hayat haline getirmiştir.   

Sonraki zamanlarda da, itikadî ve ameli hak mezhep imamları tarafından teferruata ilişkin konular da Kur’ an ve Sünnet’ e uygun olarak yorumlanıp Müslümanlara sunulmuştur.

Şu durumda; Yüce Din’ imiz tamamen saf, berrak, kolayca anlaşılabilir bir halde bize intikal etmiş durumdadır. Sahip olduğumuz en büyük ve muhteşem kıymet Yüce Din’ imizdir.

Yüce Dinimiz, insanlık için bir külfet değil, nimettir. Nasıl ki bir doktor insana hasta olmaması için, hasta olduktan sonra da iyileşmesi için, ilk bakışta sanki külfetmiş gibi gözüken bir takım telkin ve tavsiyelerde bulunup, yasaklar koyup, ilaçlar veriyorsa ve sonuçta bu tavsiye ve ilaçlar insanın hasta olmamasına ve hasta ise iyileşmesine yarıyorsa, İslâm da insan için ilk bakışta sanki bir külfetmiş gibi algılanıyorsa da, tam anlamıyla dört başı mamur bulunmaz bir nimettir! Yoksa Yüce Rabbimiz’ in kimsenin kulluk ve ibadetine ihtiyacı yoktur. Tüm kâinat zerreden kürreye zaten O’ na ibadet halindedir.

Yüce Dinimiz; insan için hem dünya hayatının ve hem de ebedi ahiret hayatının huzur ve mutluluğunun yegâne reçetesidir.

İslâm dışında hiçbir din, hiçbir felsefe, hiçbir inanç, hiçbir anlayış makul ve makbul değildir.

Zaten felsefelerin ahiret hayatı diye bir öngörüsü de yoktur. Bu dünyada ister adil ol ister zalim ol, ölünce toprak olup gidileceği kabul edilir. Dünyada yaptıklarının ne mükâfatı ve ne de cezası olacaktır. “YA BİZ YANLIŞ DÜŞÜNÜYORSAK, İSLÂM İNANCINDA OLDUĞU GİBİ AHİRET HAYATI GERÇEKTEN VARSA BİZİM HALİMİZ NİCE OLUR? DİYE HİÇ DÜŞÜNÜLMEZ!   

Hal böyleyken insanlar neden farkında olarak, ya da olmayarak Yüce Dinimizin tamamına ya da bir kısmına karşı olabiliyorlar?

Bunun birçok sebebi var:

-İslâm kendilerine hakkıyla ve layıkıyla tebliğ edilmemiştir. İslâm’ a karşı duran İnsanların büyük çoğunluğu bu kategoriye girmektedir.

 İnsanoğlunun, nefis ve şeytanın kendisini devamlı ifsad etmeye uğraşması karşısında, hakikati görüp kabul etmekte zorlanması sebebiyle, tebliğ, telkin ve nasihat faaliyetinin aralıksız devam etmesi gerektiği halde bu konuda Müslümanların yeterince gayretli olmamaları nedeniyle insanlar İslâm’ a karşı tavırlar sergileyebilmektedir.

-İslâm kendilerine hakkıyla ve layıkıyla tebliği edilmiş ise de, kendileri ya anlamakta güçlük çekmektedir ya da anladıkları halde inatla karşı çıkmaktadırlar.

-Yahut inandıkları gibi yaşama imkânından mahrum bir ortamda bulunduklarından, inandıklarını hayatlarına yansıtamamaktadırlar.

-Veya inandıkları gibi yaşamak nefislerine ağır geldiğinden, bu defa yaşadıkları gibi inanmaya başlamaktadırlar.

-Müslüman olarak tanıdığı insanlar, Müslüman gibi davranıp, Müslüman gibi konuşmadığında, Müslümanlığın, Müslüman bildikleri insanların davrandığı şekilde bir din olduğunu zannederek o türlü davranışa karşı yapacakları eleştiriyi Yüce Dinimize  yöneltmektedirler.

-Ya da gerçekte inanmamış oldukları halde, süflî menfaatleri inanmış gibi görünmelerini gerektirdiğinden, inandık demekte, ancak ilk fırsatta inanmadıklarını, söz ya da davranışlarıyla ortaya koymaktadırlar.

Sonuç olarak: insanların islâm’ a karşı oluşlarının başlıca sebebi, müslümanların, islâm’ ı layıkıyla öğrenip anlama ve anlatma, yani tebliğ görevini hakkıyla yerine getirmemeleri, lisan ve lisan-ı hal ile islâm’ ı yaşayıp yaşatma gayreti içinde olmamaları, başka bir deyişle iman, ilim, amel ve ihlas konularındaki sıkıntılar tebliği başarısız kılmaktadır.

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin, tebliğ için ne kadar sabırlı, azimli, kararlı, ihlaslı, insanlara karşı merhametli davrandığını göz önünde tutmamaları,

Kötü örnek olmaları, süfli menfaatlerini ve gösterişi ön plana çıkarmaları,

İnsanların islâm’ a karşı olmalarının başlıca sebepleridir.

Bu problemin çözümü, müslümanların;

Tebliğ (cihad) vazifesinin müslümanların asli vazifelerinden olduğunu unutmamaları,

Kur’ anı kerim’ in, ayet ayet indiğinin idraki içinde olarak amelî konularda insanlara birdenbire ağır bir yük yükleme çabası içinde olmamaları, kimseden umud kesmemeleri, mutedil davranmaları, sevgi, saygı ve merhametle davranmaları,

Korkutmayıp müjdeleme, zorlaştırmayıp kolaylaştırma anlayışı içinde olmaları

Hülasa: kitap ve sünnetin emrettiği şekilde tebliğ görevini üstlenip, hakkıyla ve lâyıkıyla yerine getirmeye gayret etmeleri gerekmektedir.

Allah yâr ve yardımcımız olsun inşaallah.

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya