Dava Adamları
MAKALE
Paylaş
05.11.2022 11:49
232 okunma
İsmail Aydın

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu böyledir. Hiç bir dava adamının, hiçbir inanç adamının geçtiği yollara halılar serilmemiş, çiçekler atılmamıştır. İstisnasız hemen hepsi davalarına "yaşa, varol, nurol” sesleriyle değil, "kahrol" çığlıkları arasında yürümüştür. Akla hayale gelmedik tuzaklar, engeller, dikenli yollar, hapisler, zindanlar... Uykusuz geceler, çileler, işkenceler, dur durak bilmez çabalar, is­tirahat tanımaz uğraşlar... Gözyaşı, ter ve kan! Nice dava ve fikir adamı var­dır ki, davaları, hayatlarına malolmuştur. Mesela “Dünya dönüyor!” dediği için başına gelen kalmamıştır Galile’nin.

Bütün peygamberler böyle... Hz. İsa, Hz. Musa ve nihayet Hz. Muhammed (s.a.v.).

Tâif dönüşünden bahsediyorduk. Hz. Peygamber yaralıdır, yorgun­dur, bedenen bitkindir, manen değil. Tâiflilerin takibinden, pek uzak sayılmayan akrabasından Utbe b. Rebia ile biraderi Şeybe’ye ait bir ba­ğa sığınır. Orada biraz dinlenir, uğradığı fecî muameleden dolayı fev­kalade müteessirdir ancak o kimseye beddua etmemektedir.

Vay! Birisi bize fena muamele yapacak, kötü söz söyleyecek, be­denimizde yara bere açacak da biz ona fazlasıyla, hiç olmazsa misliyle mukabelede bulunmayacağız ha! Elimizden gelse boğarız bile… Ama yanlış olan bizimkisi, doğru olan Efendimizinki. Örnek alınması gereken O. Yunus öyle yaklaşır olaylara, ne güzel örnek almıştır Efendimizi: "Döğene elsiz gerek, söğene dilsiz gerek."

Hz. Peygamber (s.a.v.) kimseye beddua etmemektedir. Gölgesinde oturduğu çardağın altında ellerini kaldırır Yüce Allah’a şu hazin dua ile yalvarır:

"İlâhî! Kuvvetimin za’fa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk na­zarında hor görüldüğümü ancak Sana arz ederim. Ancak Sana şekva ederim. Ey merhametlilerin merhametlisi! Herkesin zayıf görüp de dalına bindiği bîçarelerin Rabbı Sensin. İlâhî! Huysuz, yüzsüz bir düşman eline beni dü­şürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.

İlâhî! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belâ­lara hiç aldırmam. Fakat Senin esirgeyiciliğin bunları göstermeyecek ka­dar geniştir. İlâhi! Gazabına uğramaktan, rızasızlığına duçar olmaktan Senin nur-i vechine sığınırım. O nura ki, bütün karanlıkları parıl parıl parlatır. O nura ki, dünya ve ahiret işlerinin ıslahı yalnız ona vabes­tedir. İlâhî! Sen razı olasıya kadar, işte affını diliyorum. Bütün kuv­vet, her kudret ancak Sendendir, Yâ Rabbi!"

Bir yazarın dediği gibi, bu kadar fecî şartlar içinde, bu kadar yüksek duygulu bir ruhun temizliğini takdir etmeyecek hassas bir kalb bulunabilir mi? Bir yalancı davacının müthiş işkencelere uğradıktan sonra, bu kadar asîl duygulara tercüman olması tasavvur edilebilir mi?

Efendimiz, Allah’ın hoşnutluğunu kazanacak olduktan sonra, başına gelen felâketlerin bir hiç olduğunu söylüyor... İşte O’nu tek başına zafere, medenî bir toplum inşasına götüren sır. "Allah’a metin iman. İlâhî iradeye yüksek bağlanış...”

Burada şunu ifade etmeden geçemeyeceğiz. Cenab-ı Allah, Hz, Peygamber’e hiç bir zaman bizim anladığımız manada "torpil” geçmemiştir. Peygamber’e, teslimiyetine ve İlâhî iradeye yüksek bağlanışına paralel olarak gösterdiği çabanın, amelinin karşılığını vermiştir. Ancak Cenab-ı Allah dilediğine kat kat vermeye de kadirdir. Ki, onu da vermiştir şüp­hesiz.

Bu bahsin başında bir âyet-i kerimeden bahsetmiştik: ”0 halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin,” (Bakara, 2/152) Cenab-ı Allah, "dinine yardım edene yardım edeceğini" vadediyor.

  Biz Allah’a gerçekten teslim olduk, O’nu gerçekten andık da mı Cenab-ı Allah bizi anmadı, bize yardım etmedi? (Haşa) Allah vaadinden dönücü değildir.

MEKKE’YE DÖNÜŞÜ

Hz. Peygamber’in çektiği çileler, maruz kaldığı sıkıntılar bura­da saymakla bitip tükenmeyecek kadar çoktur. Nitekim Taif dönüşünde Hira dağına çıkmış, Adiyy oğlu Mut’im’e haber yollayarak, silahlı koruma ile gece vakti Mekke’ye girmiştir. Müslüman olmayan Mut’im, Arap usu­lünce himayesine aldığı misafirini korumaya mecburdu. (Zamanımızda böy­le düşman da kalmadı.) Oğullarını silahlandırarak Efendimizi Hira’dan alıp Mekke’ye getirir. Peygamberimiz, Ka’be’yi tavaf edip namaz kılarken Ebu Cehil görünce, Mut’im’e sorar:

-Himayende mi? Yoksa arkandan mı geliyor?

Mut’im himayesinde olduğunu söyleyince Ebu Cehil ses çıkarmaz. Müslümanlar, Mut’im’in bu iyiliğini hiç bir zaman unutmamışlardır. Mut’im Bedir Harbi’inde müşrik olarak ölmüştür.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya