Siyasette Doğrular ve Yanlışlar
MAKALE
Paylaş
19.11.2022 19:25
3 yorum
550 okunma
Mehmet Aktan

1-Siyasi çalışmada amacın ne olduğunun doğru belirlenmesi doğru siyasi çalışmanın en temel şartıdır.

Bu noktada; "Siyaset, toplumu fıtrata uygun olarak belirlenmiş bulunan ideal hedeflere götürmenin ilim ve san' atıdır" tarifinden hareketle, fıtrata aykırı kurallar içeren sosyal, kültürel, ahlaki, ekonomik, askeri hedefler yanlış hedeflerdir. Bu tür yanlış hedeflere ulaşmak için yapılan siyasi çalışmalar da tabiatıyla toplum ve insanlığın hayrına olacak siyasi çalışmalar olmaz.

Bu yanlış seçime tarihten örnek vermemiz gerekirse;

İnsana "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" diyerek sınırsız özgürlük tanıyıp birbirinin kurdu haline getiren, Hümanizm-Liberalizm-Kapitalizm,

Bir ırka üstünlük atfedip, diğer kavimleri ikinci sınıf insan sayan Irkçılık; Siyonizm-Nazizm-Faşizm gibi ideolojiler,

İnsanı hiçe sayıp, toplumu putlaştıran, hayat ve kâinatın adalet üzerine yaratılmış olduğunu göz ardı edip, eşitlik esasında bir toplum hayatı tesis etmeyi hedefleyen kolektivizm-komünizm-sosyalizm gibi ütopyalar,  

Budizm, Hinduizm gibi akıl ve selim hislere aykırı onlarca felsefe ve inançlar, insanlığı tarih boyunca ifsat etmiş, etmeye de devam etmektedir.

ÖZETLE: Hak' kı, adaleti ve ilmi esas almayıp, başka felsefi fikirleri, örneğin gücü esas alan anlayış ve idealler insanlığa zulüm, sefalet ve mağduriyetten başka bir şey getirmeyen yanlış seçimlerdir.

İnsanoğlu' nun varoluşundan bu yana Hak' ka, adalete değil, batıla, güce teveccüh etmesi, yüz milyonlarca insanın anlamsız, yersiz savaşlar, katliamlar, soykırımlar nedeniyle yok edilmesiyle sonuçlanmıştır. Allah' ın insanlara lütfettiği muhteşem ve muazzam bir enerji kaynağı olan nükleer enerji Hiroşima ve Nagazaki' de yüzbinlerce insanın katliyle sonuçlandığı gibi sonrasında da güçlü devletlerin elinde insanlık için bir tehdit vasıtası olarak kullanılmaktadır. B.M. bu tehdit vasıtasını elinde bulunduran devletlerin değneği durumundadır. 

İnsan ve toplum yaradılışına en uygun kuralları ise İslâm inancı ihtiva etmektedir. Zira, yarattığının ihtiyaçlarını en iyi bilen şüphesiz Yaratan' dır. İnsan peşin hüküm ve sabit fikirden arınarak İslâm' ı öğrenip anlamaya çalıştığında, Yüce Din' imizde insan ve toplum yaratılışına uymayan en küçük bir kural olmadığını hemen görecektir.

Medine Sözleşmesi' yle İslami Kurallara dayalı Medine Devleti kurulup, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Putperest, Mecusi toplulukları aynı devlet çatısı altında adaletle yöneterek; insan hak ve hürriyetlerine, tüm tebaanın din ve vicdan hürriyetine, can, mal ve namus dokunulmazlığına saygı gösteren ilk ve tek yazılı anayasaya (Medine Sözleşmesi) sahip tarihe ve insanlığa örnek bir devlet tesis edilmiş ve yine bu anayasa doğrultusunda devlet idare edilmiştir. Medine' de kurulan İslâmî kurallara dayalı devlet idaresiyle ilgili Müslüman tebaadan da gayri müslim tebaadan da tarihe herhangi bir şikâyet düşmemiştir. Bu nedenle bu dönem: "Asr-ı Saadet" sıfatıyla bilinir ve anılır.

Değerli okuyucu: "Asr-ı Saadet" teki devlet ve toplum nizamı insanlığın ulaşmaya çalışacağı nihai hedef durumundadır.

Çünkü Müslüman olsun, olmasın Asr-ı Saadet' te yaşayan tüm tebaa, adaletle, hukukla, hakkaniyetle, ilimle, ihlasla, irfanla, şefkatle, merhametle, sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, itidalle, feragat ve fedakarlıkla, doğruluk ve dürüstlükle, iyilikle, istişareyle, ahde vefayla, görevlendirmede ehliyet, liyakat ve kıdem ölçüleri esas alınarak, diğer devletlerle de hak ve adalete riayeti gözeten münasebetler tesis edilerek yönetilmiştir.   

Bu sebepledir ki: Peygamber (S.A.S.) Efendimiz' in vefatından sonra kısa zamanda Müslümanlık kısa zamanda Orta-Doğu' ya yayılmıştır. Ancak, zamanla, İslâm' ın devlet idaresine yönelik hükümlerinden uzaklaşıldığı için İslâm' ın yayılması duraklamış, daha sonra da gerilemiştir.

Aslında her çağda olduğu gibi, çağımızda da İslâm ahkamına dayalı devlet idaresi, Müslüman olsun, olmasın her insanın tartışmasız hayalidir. Ancak ne yazık ki, insanoğlu; yukarıda bahsi geçen kulağa ve nefse hoş gelen eşitlik, özgürlük, üstünlük gibi bir takım aldatıcı ütopyalarla kandırılmakta ve sonuçta tarih boyunca yüz milyonlarca insan savaşlara, çatışmalara, silahlara, açlığa, sefalete kurban edilmiş ve edilmeye de devam etmektedir. Gel gör ki, bu sapık, kifayetsiz felsefe ve ideallerin her biri insan için modern kurtuluş umutları olarak sunulmaktadır. Yüce Din' imiz ise, 14 asır öncesi insan ve toplumlarının ihtiyaçlarına cevap vermiş, bu çağa göre ise çağdışı kalmış bir sosyal sistem olarak yaftalanmaktadır.

Halbuki insan ve toplumların sosyal ihtiyaçları insanoğlunun varoluşundan beri hiç değişmemiştir.

İnsanın devletten beklediği, özetle: can, mal ve namus emniyetinin temini. Beşerî ve içtimai ilişkilerde Adaletle hükmolunması, din, vicdan ve ifade hürriyetinin sağlanması, hayatı kolaylaştıracak maddi imkân, vasıta ve gelişmelerin sağlanmasıdır.

Dünyadaki tüm devletlerin anayasa ve yasalarında üç aşağı beş yukarı vatandaşın bu beklentilerinin gerçekleşmesine yönelik hükümler bulunur.

Zannedildiğinin aksine, anayasalarda ve yasalarda yer alan bu hükümler de büyük çoğunlukla dini hükümlerden ilham alınarak konulmuştur.

"Din devlete, devlet de dine karışmasın" şeklindeki laiklik anlayışı da bu nedenle tamamen dayanaksız, içi boş bir kavramdır. Bu nedenle, 19. yüzyılda, kilise ve papaz sultasından kurtulmak amacıyla Avrupa' nın icat ve ihdas ettiği bu anlamsız kavramın essahtan insanlığın da kurtuluşunu sağlayacak bir kavrammış gibi düşünülüp anayasalara konması gerçekten gülünç bir yanılgının sonucudur.

Devlet, dini istismar ederek kitleleri iğfal edip, sömüren, Vatan' ına, Millet' ine, Devlet' ine karşı ihanete varan din istismarcılarına karışmamalı mı? Bu noktada, Devlet FETÖ kalkışmasına göz mü yummalıydı?

Ya da; madem can, mal ve ırz emniyeti, dokunulmazlığı Din' de de var. O halde biz anayasamıza koyamayız, koyarsak, Din, Devlet' e karışmış olur mu diyecektik?

Bir başka husus da: Benim inancım, devlet idaresiyle ilgili hükümler ihtiva ediyorsa, ki İslam inancı tartışmasız böyledir, benim de inanmakla emrolunduğum tüm hükümlere eksiksiz iman etmem gerekiyorsa, imanımın gereği olarak inancımı da ifade etmek zorunda isem, laikliğe aykırı konuşmuş olmayacak mıyım? O zaman din, vicdan ve ifade hürriyetim nerde kalacak? Anayasa da din, vicdan ve ifade hürriyeti de teminat altına alınmış değil mi?

Değerli okuyucu; laiklik kavramı, gerçekten, dayanaksız, yersiz, anlamsız, diğer anayasal teminatlarla çelişen içi tamamen boş bir kavramdır. Bunun aksini iddia etmenin hukuk açısından anlamı da imkânı da yoktur.  

2-Toplum ve insan hayatında hangi kuralların yürürlükte olacağı belirlendikten sonra, bu kuralların topluma nasıl hâkim kılınacağının tespit edilmesi de, siyasi çalışmanın yolunun, yordamının belirlenmesi anlamına gerekir.  

Siyaset; insanın beynindeki ideal sosyal sistemin toplum hayatında yaşanır hale gelmesini sağlama maksadıyla yapılan fikri ve ameli çalışmalar bütünüdür.

Başka bir ifadeyle siyaset: Toplumu tespit edilmiş ideal hedeflere götürmenin ilim ve san' atıdır. (A. Edibali)

Bu noktada ise; İslâm İnkılap Hareketi en güzel örnektir. İslâm İnkılap Hareketi tarihte eşi benzeri olmayan mükemmel ve muhteşem bir İnkılap hareketidir.

İslâm İnkılap Hareketi; Hareketin gücüne göre, geri çekilme, savunma ve taarruz stratejilerini uygulayan, saldırmayana saldırmayan, düşmana dahi haksızlık etmeyen, taraf olduğu anlaşmalara sadık kalan, inansın inanmasın insana saygı gösteren, insan ve toplulukları tedricen (kademe kademe) ve itidalle İslâm' a ısındıran, samimi, asla ikiyüzlülük, riya ve takiye yapmayan, zorlaştırmayıp, kolaylaştıran, nefret ettirmeyip müjdeleyen, hoşgörü ve sulhtan yana harikulade bir siyasi yol izleyerek 22 yıl gibi kısa bir zamanda tüm Arabistan' ın İslâm' la müşerref olmasını sağlamıştır.

İslâm İnkılap Hareketi' nde: yönetici konumunda olanların: Kibirli, bencil, subjektif, benmerkezci, istişareye kapalı, nefsinin arzularına mağlup, zatî görüşlerini hareketin genel inanç ve fikirlerinin önüne çıkarmaya, ehliyet, liyakat ve kıdem esaslarını göz ardı etmeye, tembel, saygısız, nezaketsiz olmaya, başarıyı kendi eseri görüp, başarısızlığın kabahatini başkalarının üzerine atmaya, üstüne itaat etmeyip, alt pozisyondakilere tahakküm etmeye,

haklı talep ve teklifleri reddetmeye hakkı yoktur.

Dava arkadaşlarının hatalarını münasip bir lisanla düzeltmeli, ancak şahsiyetleri incitmemelidir. Kendisi de her konuda iyi örnek olma çabası içinde olmalıdır.

Kendisine tevdii edilen görevin emanet olduğunun farkında olarak; vazifeyi en iyi şekilde ifa konusunda son derecede duyarlı davranmaya mecburdur.

Dava arkadaşlarının eğitimine, yanlış bir yola girilmişse, tez elden geri dönmeye, yanlış yolda ilerlemede inat etmemelidir.

Geniş düşünüp, en doğru ve faydalı yolu bulup, o yolda güçlükler varsa bile kararlılıkla ilerleme gayreti içinde olmalıdır.

Hülasa: Kendisi ve dava arkadaşlarının nihai hedefinin Allah' ın rızasını kazanmak olduğunun idraki içinde, İnkılap Hareketi' ni başarıya ulaştırarak İslâm ahkâmına dayalı bir devlet tesis edilmesi yolunda üzerlerine düşenin azamisini yapmakla vazifeli olduklarının farkında olarak çalışmalarını yürütmeleri elzemdir.

Aslında İslâm İnkılap hareketi, özünde bir tebliğ görevidir. Müslümanlar tebliğ vazifelerini bihakkın ifa edecekler ki, Aziz Millet' imiz ve devamında tüm insanlık İslâm' la müşerref olsun ve kurtuluşa ersin. Allah' ın ilk emri "Oku" , ikincisi de; " Sana anlatılanı anlat, öğret" anlamındaki tebliğ vazifesidir.

İslâm' da siyaset, ekstra bir meslek ya da görev değildir. Her Müslüman' ın üzerine farz olan: dar manada tebliğ, geniş manada ise inkılapçılıktır.

ÖZETLE, Müslüman: Kur' an. Sünnet, İcma ve Kıyas' ın gösterdiği yol doğrultusunda tebliği görevini ifaya çalışacak, bunun için de Devlet olmanın yegane yolu olan siyaset görevini şu veya bu şekilde ifa edecektir.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Toplam 3 yorum yapıldı
Teşekkürler
Kaleminize kalbinize sağlık bu bahsettiğiniz güzel insanlar nerede? Saygılarımla selamlar.
Yorum Ekleyen: Songül günal erkmen     21.11.2022 12:09:58
Özlenen İdare
Özlenen İdare Yani hiçbir idare şekli ilhamını İslam'dan almadıkça başarılı olamaz. Peygamberimiz sas efendimiz zamanı saadet asrı ve 40 yıl süren Hilafet sonrası bugüne kadar değişik İslam Devletleri kurulmuş ama ehliyetsizlik,liyakatsizlık ve iltimas hepsinde de salgın bir hal almıştır. Sizin bu anlamlı makalenizden esinlenerek demek ki Saadet Asrı' nın aynısı değilde, hiç olmazsa taklidinde ne kadar başarılı olursak bu dünyada saadet içinde yaşamış olacağız; bunun sonucunda da ahiret saadetinide kazanmış olacağız...
Yorum Ekleyen: Abidin Zeki Çağıran     20.11.2022 20:30:30
Ozlenen İdare
Yani hiçbir idare şekli ilhamını İslam'dan almadıkça başarılı olamaz. Peygamberimiz sas efendimiz zamanı saadet asrı ve 40 yıl sonrası ki yönetimler hilafet sonrası bugüne kadar değişik İslam Devletleri kurulmus ama ehliyetsizlik,liyakatsizlık ve iltimas hepsinde de salgın bir hal almıştır. Sizin bu anlamlı makalenizden esinlenerek demek ki Saadet Asrı' nın aynısını değilde, hiç olmazsa taklidinde ne kadar başarılı olursak bu dünyada saadet içinde yaşamış olacağız; bunun sonucunda da ahiret saadetimizide kazanmış olacağız...
Yorum Ekleyen: Abidin Zeki Çağıran     20.11.2022 20:24:30

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya