Otomobili ikide bir durdurup erkek, çocuk, kadın, kimi görürsek soruyorduk: Antikacı Şeyh Efgani'nin evi bu sokakta mıdır?
Yanımdaki adam Lübnan'da belediye müsteşarlığında bulunan bir delişmen Fransız'dı; zengindi, şarka unvan almak için gelmişti; ibrik koleksiyonu yapıyordu. Halep'e de bu şeyhin şöhretini işiterek koşmuştu..."
***
Girişteki alıntıdan anlamışsınızdır...
Şimdi adını sık anmaya başladığımız Halep, Şam, Beyrut gibi şehirlerin geçen yüzyılın başlarındaki hâllerine ve insanlarına bakmaya devam edelim istiyorum...
Biliyorum, çoğumuz geçen yüzyıl deyince, büyük savaşları hatırlıyor...
Ya da yüzyılın ikinci yarısı; refah arayışları, popüler kültür, bugün de sevdiğimiz nostaljik şarkılar falan, moda, vd.
Oysa bugünkü Ortadoğu'yu, insanını merkeze alarak anlamak için geçen yüzyılın ilk yarısı hayati önemde...
Gelin şimdi size Refik Halid'in Gurbet Hikâyeleri'nde yer alan "Antikacı"dan bahsedeyim...
***
Antikacı Şeyh Efgani...
Adı üzerinde...
Afgan dağlılarından...
Bu yüzden mavi gözleri ve sarışınlığı şaşırtıcı gelmez...
Anlatıcımız yine de kuşkulu: "Ensesinde gür ve pembe bir kan tabakasının kuzey insanlarını ve Anglosaksonları hatırlatan feyzini görmekteyim.
Mavi gözler yüzüme dikildi, kaldı. Bu adam, şüphesiz benden hazzetmiyor; aramızda ilk dakikadan itibaren bir antipati hasıl olmuştur; konuştukça, tanıştıkça bu, artacaktır."
Sonra Emevi devrine ait antika ibrikler satın alınıyor falan, bu karşılaşma hafızanın kuytularına terk ediliyor.
Ama unutmamalı; bir "arıza" varsa, mutlaka günü gelir, nükseder, kendini hatırlatır o topraklarda...