Okumaya ara verip de oturduğum koltukta ayaklarımı pufa koyup uzattığımda gözlerim sehpa üzerinde duran kitaplara takıldı.
Said Halim Paşa Külliyatı, Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, Türkiye İslam ve Sekülerizm...
Sonra artık demlendiğine kanaat getirdiğim ben diyeyim hibiskus siz deyin hatmi çiçeği ya da nar çiçeği çayını fincanıma doldurup elime aldım.
O ana kadar çalsa da hiç kulak vermediğim radyodaki derinlerden ve kısık bir sesle gelen taş plak şarkısının sözlerine takıldı kaldı zihnim:
"Mahzun gönül heyhât şâd olacak mı sanıyorsun
Vah esef vah bîçâre gönül heyhât aldanıyorsun"
Bu sözler bana sevdiğim bir başka şarkıyı hatırlattı:
"Dil şâd olacak diye kaç yıl avuttu felek
Saçıma karlar yağmış boşuna yaz beklemek"
Tekrar kitaplara takıldı gözlerim. Okuduklarımın düşündürdükleri ile şarkıyı dinlerken düşündüklerim karşı karşıya geldi ve çarpışma başladı.
Bu dünyaya "gam" değil "kâm" almak için geldiklerini düşünenlerin bile bu dünyada gönlün şâd olmayacağına bir ömür geçirerek ikna oldukları yerde nasıl olacak da "şâd" olacaktı bu gönül.
Peki sadece gönül mü? Ya "ruh"umuz?
Öyle ya her şeyin sınırlı ve sonlu olduğu bu dünyada sonsuzluğu bile isteyen arzulayan ve peşine düşen insanın ruhu "şâd" olmayı hiç istemez olur muydu?
Kim bilir belki de yanlış yerlerde arıyoruzdur bunları.
Fâni alemde bekayı aramak....
Bir yolculuk bu aslında. Fenadan bekaya uzanan bir yolculuk.
Bu yolculukta hedefe giden yol sayısı belki de insan adedi kadar çok lakin sonuçta tüm bu tâli yollar iki ayrı otobana bağlanıyor ve her ikisi de bekaya geçişteki köprüde birleşiyor.
Ve köprü tek.
Köprü ölüm.
Çıkışında yine ayırıyorlar bu iki yoldan gelenleri.
Biri yemyeşil bir vadiye uzanıyor diğeri ise çukur. İkisi de bâki alemde. İkisi de gayba ait.
Ve yollardan biri gayba inananlar diğeri inanmayanların yolu.
Bu gayb Allah'ın kitabında bize haber verdiği gayb.
Hakikat şu ki her doğan geçecek o köprüden.
Geçmesine geçecek de;
"Ölmek mesele değil ki gün gelip herkes ölecek
Lakin mesele ölürken kim ağlayıp kim gülecek"
Kötü olan ölüm değil aslında. Kötü olan, ölümü konuşmaktan çekinecek korkacak kadar iyi ve doğru yaşayamamış olmak belki de...
Ölüm bir vuslattır neticede ve bizim kendimize hazırladığımız layık gördüğümüz vuslat belirliyor duygularımızı.
Ya gelmesinden korkuyoruz, hiç gelmesin istiyoruz ve çaresizce kaçıyoruz ya da tevekkülle bekliyoruz.
İki otoban arasında sürekli bağlantı yolları var ve geçiş serbest.
Tercihi bize bırakmış Yaradan.
Vesselam...
Hadis-i Şerif:
"Kalbe vehn grince selin önündeki çerçöp gibi olacaksınız. Vehn; dünyayı (fazlaca) sevmek ölümü kötü görüp ondan kaçmaktır"