Modernleşme süreciyle birlikte Müslüman bireyin anlam haritası yerinden oynamıştır. Bu açıdan Batı saldırganlığına karşı sergilenen tüm başkaldırılar, aynı zamanda Batı merkezli modernliğin evrensellik iddiasına karşı yükseltilmiş yerli ve ahlâkî bir ses, bir “medeniyet reddiyesi”dir.

Batı, dünyaya 'tarihin sonu'nu ilan etti. Oysa bugün açıkça görülüyor ki tarihin sonu diye sunulan şey, tarihin değil; bir medeniyetin sonunun başlangıcıydı. Evet, bugün çöken şey sadece Batı'nın politikaları değil; Batı'nın değerler sistemi ve evrensellik iddiasıdır.
Nihai evre olarak takdim edilen bu uygarlık, kendi iç çelişkileri altında çözülüyor. İnsanlık; küresel adaletsizliklerin, kimlik krizlerinin ve derin bir anlam kaybının ortasında yeni bir eşikte duruyor.
Francis Fukuyama, Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle birlikte ideolojik rekabetin sona erdiğini ve liberal demokrasinin insanlığın ulaşabileceği "nihai evre" olduğunu ilan etmişti. Buna göre insanlık, artık büyük ideolojik arayışların son bulduğu bir düzene girmişti.
Oysa bugün tartışılan şey ideolojilerin sonu değil; bu iddiayı ortaya atan uygarlığın kendi meşruiyetidir.
Özgürlük masalından çürüme çıktı
Batı'nın "evrensel değerler" söylemi çökmüş, geriye, özgürlük adı altında meşrulaştırılmış bir tahakküm; insan hakları retoriğiyle örtülmüş bir sömürü ve nihayetinde ahlaki çürümenin en yalın hali kalmıştır.
Batı uygarlığı uzun süre kendisini insan hakları ve özgürlüklerin taşıyıcısı olarak sundu. Oysa bu söylem, zaman içinde siyasi, ideolojik ve kültürel bir hegemonya aracına dönüştü.
Aynı değerler, dost ve müttefik görülen ülkeler için bir koruma kalkanı işlevi görürken; İslam dünyası başta olmak üzere "öteki" olarak kodlanan toplumlar için baskının, yaptırımın ve işgalin gerekçesi hâline getirildi.
Bu süreç yalnızca askeri ve siyasi değil; zihinsel ve kültürel bir işgali de beraberinde getirdi. Eğitimden medyaya kadar uzanan geniş bir alanda Batı merkezli normlar evrenselleştirilirken, diğer medeniyetlerin hakikat iddiaları sistematik biçimde marjinalleştirildi.
Gelinen noktada Batı uygarlığı yalnızca siyasi bir çifte standardı değil; ontolojik ve ahlaki bir krizi temsil etmektedir.
Akılcılığı esas aldığı söylense de ahlak ve değerden yalıtılmış seküler bir akıl ve cenneti yeryüzüne indirme arzusuna sahip hevanın öncülük ettiği bu uygarlığın insanı götürebileceği en ileri nokta; Epstein adası gibi örneklerle açığa çıkan ahlaki çöküştür.