Taksim Meydanı’ndaki büfelerin üst kısmında, İstiklal Caddesi girişinde büyük bir kıraathane vardı: Eftalipos. Sanatçılar tarafından sıkça tercih edilen bir yerdi. Rahmetli senarist Bülent Oran -yazar Cevat Rifat Atilhan’ın oğludur- köşelerden birinde senaryolarını yazardı.
İşte Yücel’le Eftalipos’taki bu buluşmalarımızda, “Biz ne yapabiliriz?” diye düşünmeye başladık.
Bir gün Yücel:
-Benim Ergun Bayık isimli bir arkadaşım var. Meclis Başkanımız Ferruh Bozbeyli’nin kayınbiraderidir. Afyonkarahisarlıdır, Hukuk’ta okuyor. Acaba Ankara’da hep beraber uğraşırsak bakanlıklara film yapabilir miyiz, dedi.
Ben de “Denemekte fayda var”, dedim.
Önce Ergun’la tanıştık. Ardından bir şirket kuralım fikri netleşti. Yaklaşık bir yıllık müzakere ve hazırlığın sonunda Yücel, Ergun ve ben 9 Mayıs 1968’de Elif Film Kollektif Şirketi’ni kurduk.
Hac filmi çekmeye karar verince, şirketin Taksim civarında bir büroya ihtiyacı doğdu. İstiklal Caddesi üzerinde Fitaş Sineması bitişiğindeki Taksim Han’ın üst katlarında bir büro tuttuk. İşlerimizi üç-dört yıl bu bürodan yürüttük.
Ankara maceramızdan bir sonuç alamayınca bir Hac filmi çekmeye karar verdik. O sıralarda Mahmutpaşa’da, babamın dükkanının alt katında bir perdeci dükkanım vardı. Hem okuyor hem bu dükkânı işletiyor hem de filmcilikle uğraşıyordum. Zaten Taksim’deki Elif Film’in bütün masraflarını da buradan karşılıyordum. Hac filmi çekelim dedik ama ortada sermaye yoktu. “Gemileri yakmadan iş yapamayız,” dedim. Kendi birikimim yetmediğinden, tanıdıklarımdan, Ömer eniştemden ve babamdan borç para aldım. Bir akrabam borcu geri verdiğimden, “Biz bu para dönmez zannediyorduk,” demişti.
Kâbe Yollarında filminin belgesel bölümlerini çekmeye başlamıştık. Ancak o günkü imkanlarımla işler oldukça yavaş ilerliyordu. Hem bu filmi bir an önce tamamlamak hem de yeni sinema filmleri yapmak için durumu Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu hocalarıma açtım.
Zaten ilahiyat son sınıftaydım; hocalarımla her fırsatta “Bu alanda ne yapabiliriz?” diye uzun uzun konuşurduk.