İletişim teknolojilerinin zirvesini yaşadığımız bir çağdayız. Avucumuzun içindeki dijital ekranlar sayesinde dünyanın öbür ucundaki bir insanın anlık deneyimlerine, seyahatlerine ve günlük rutinlerine saniyeler içinde ortak olabiliyoruz.
Teorik olarak herkes herkesle iletişimde; herkes bir diğerinin "takipçisi", "bağlantısı" veya "dostu". Ancak madalyonun diğer yüzü, insanlık tarihinin belki de en derin ve en çelişkili kıtlığına işaret ediyor: Sosyal Fakirleşme.
Bugün karşımızda yepyeni bir yoksulluk tanımı var. Finansal sermayeniz güçlü, kariyeriniz zirvede, yaşam standartlarınız en üst seviyede olabilir. Fakat modern insan, tüm bu maddi konforun ortasında ruhsal bir yalnızlığa, samimiyet erozyonuna ve derin bir bağ kurma açlığına mahkum kalıyorsa, dijital çağın "tescilli birer sosyal fakiri" haline gelmiş demektir.
"DAHA FAZLA" İLLÜZYONU VE TEK TİPLEŞEN BİREYLER
Modern sistem, bireyin zihnine her sabah aynı mottoyu fısıldıyor, "Daha iyi ol, daha çok kazan, daha büyük yaşa ve daha çok parla!" Sonu gelmeyen bu "daha" silsilesi, insanı bitmek bilmeyen bir performans yarışının içine itiyor. Trajik olan ise bu yarışın’’ son durağının’’ herkes için aynı olması..
Buna rağmen, kimsenin oraya bakmaya cesaret edememesidir. Bu vahşi rekabet ve hırs, geriye nitelikli insan ilişkileri yerine derin bir yalnızlık bırakmıyor mu ?.
Bağ kurma yetisini kaybeden modern insan için bir başkasını dinlemek, onun derdini omuzlamak veya sadece "orada olmak" artık bir zaman kaybı ve verimsizlik olarak kodlanıyor.
İnsan ilişkilerindeki kusurlarla yüzleşmek istemeyen nefis, ego, teselliyi evcil hayvanların koşulsuz kabulünde arıyor artık. İnsanın en büyük şifası yine insan olabilecekken, modern birey çatışmasız ve steril ve sanal sevgileri tercih ederek kendi kabuğuna çekiliyor.
MASKELİ BALO VE ESTETİZE EDİLMİŞ ACILAR
Plazalara, iş merkezlerine ve sosyal medya akışlarına bakıldığında karşımıza çıkan manzara hep aynı: Kusursuz profesyonel maskeler, renkli hayatlar ve filtrelenmiş mutluluklar.
Ancak bu estetik vitrinin arkasında, hırpalanmış ve derin bir yalnızlığa gömülmüş yüzler saklı. Modern dünya, insanları profesyonel birer tiyatro oyuncusuna dönüştürüyor. Herkes sahnede kendine biçilen rolü ‘’kusursuzca ‘’oynadığını düşünüyor.
Göz teması kurarak sorulan "Nasılsın?" sorusuna verilen o mekanik "Çok iyiyim" yanıtları, aslında bir hal hatır sorma seremonisi değil; "Sınırlarımı ihlal etme, benimle bağ kurma, kendi sorunlarınla baş başa kal" demenin kibarca formüle edilmiş haline dönüşmedi mi ?.
Çıkarların bittiği noktada karton kuleler gibi yıkılan dostluklar, manevi değerlerin bile birer ticaret metasına dönüştüğü bu çağda ne yazık ki birer yanılsamadan ibaret kalıyor.