Kutsal ile Yasal Arasında ‘Dini Anlamak’
MAKALE
Paylaş
30.11.2025 23:58
44 okunma
Prof. Dr. Şemseddin Kırış

Bir meşruiyet mutabakatı olarak “din”, bireysel tercih değil toplumun tercihi olan sosyal bir düzendir. İçtimai bir düzen olarak “dîn”, toplumun mutabakatına dayanır. Toplumun müesseseleşmesinin müşahhas bir tezahürü olan "devlet" de dinden nötr olmaz. Devletin muhakkak bir dini (sosyal ve hukuki düzeni) olur. Anayasasına ilahi ölçülerin değil, bireysel tercihin dokunulmazlığını koymuş bir devlet de “sosyal mutabakata dayalı bağlayıcılığı olan sosyal düzen” anlamında dine nötr değildir. Bu özelliklere sahip devletin içtimai mutabakata dayalı bağlayıcılığı olan düzeni/dini ‘hümanite’dir. Bu tercihi yapmış bir toplumun kutsalı “Allah ile olan ahdi” olmaz. Din Allah için Allah’ın kitâbı için Allah’ın Resulü için, Müslümanların yöneticileri ve müslümanların tamamı için samimiyettir” hadisi[1] böyle bir toplumda uygulama imkânını bulmaz. İnsanlar birbirine değil, kanunlara güvenir. Din insanları birbirine güvendiren metafizik bir düzendir. Kur’an’da üç yerde ‘Firavun’un yolundan gidenlerin kurduğu düzen’ anlamında “كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ” ibaresi geçmiştir. (Âl-i Imrân 3/11; el-Enfâl 8/52, 54) Bir yerde de ‘Nûh, Âd ve Semûd toplumlarının kurduğu düzen’ anlamında “مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ” ibaresi geçmiştir. (el-Mü’min 40/31) Burada “دَاْب” kelimesi “kurulmuş düzen, toplumun içtimâî yürüyüşü” anlamları ile “din/دين”kelimesi ile aynı anlamdadır. Kur’ân’da meâllerin daha çok “kralın yürürlükteki kanunlarına göre/فٖى دٖينِ الْمَلِكِ” olarak tercüme ettikleri ibareyi “kralın sosyal, siyasi ve hukuki düzenine göre” şeklinde tercüme etmek daha uygundur. (Yûsuf 12/76)

Din ile İlgili İkili Tasnif

İnsanların birbirine güvenleri topluca Allah’a güven duymalarından kaynaklanır. Topluca Allah’a güven de O’nunla ilahi sözleşmeyi gerektirir. Allah’la sözleşmeli toplum ahit’li toplumdur. "Bireysel inançların barış içinde yaşaması" olarak takdim edilen şey ‘hümanite’dir ve toplumda güveni sağlayacağı şüphelidir. Allah’la ilişkilerinde “bağlayıcılık” eksenini kaybetmiş olanların birbirine güven telkin etmeleri de mümkün değildir. Eşcinsellik, kürtaj ve kremasyon (ölüm sonrası kendini yaktırma) savunuculuğu gibi Allah’la ilişkisinde bağlayıcılık ipini koparmış tutumlar, "bireysel inanç ve tercih" gibi lanse edilse de insanların “güven içinde birlikte yaşama” açlığını doyurucu yönelişler olamaz.

Ulus devletin sosyal düzeni olarak “Hümanite”, insan merkezli bir din tercihidir. Din kavramı ile ilgili yapılmış akademik bir çalışmada “Kur’an’a Göre Din Sınıflandırması” başlığı açılmış (s.163); Kur’an’ın dinler (edyan) kavramına yer vermediği vurgulanarak (s.169) “Tevhid Merkezli Din” ve “İnsan Merkezli Din” şeklinde ikili tasnif yapılmıştır.[2] İslâm, din seçeneklerinden biri olmaz, “din tercihi” olur. İslam’ı tercih etmenin zıt kutbunda “İnsan Merkezli Din” tercihi yer alır. "Muhakkak Allah katında din, İslam'dır" ayeti (Âl-i İmrân 3/19) "dinler arasında İslam dini" anlamında değildir. İslam Allah'ın muteber kabul ettiği 'din'in diğer adıdır. Buradan İslam'ın din anlamında kullanılabileceği çıkar, İslam ve din kelimelerini birbirinin yerine kullanabileceğimiz çıkar. İslam'ın Allah'ın dininin diğer adı oluşu ile "dinler arasında İslam dini" ibaresi farklı şeylerdir.

Fetih suresinin 28. âyetinde din kelimesi iki kere kullanılır. Birinci olarak “Hakk’ın dini/دٖينِ الْحَقِّ”, ikinci olarak da “dinin üzerine/عَلَى الدّٖينِ” ibaresiyle geçmektedir. “Hakk’ın dini/دٖينِ الْحَقِّ” Allah’ın dini manasınadır ve “Allah’ın dininin dışında bir din mi arzuluyorlar.../..اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ” (Âl-i Imrân 3/83) ayetinde anlamını bulmuştur. İkinci din kelimesi ise toplumsal sözleşme/meşruiyet mutabakatı ve sosyal düzen “دَاْب” anlamındadır.

Din ve Hakikat

Ülkemizde tüm Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında “İslam Dini” ifadesi bir sıfat tamlaması olarak “inançla ilgili bireylerin kabul edebileceği seçeneklerden biri olarak İslam” anlamında kullanılır. Bu kullanım niçin doğru değildir? Şimdi bunu açıklayalım. Kur’ân’da bu ifade birebir geçmez ve ‘İslam dini’ sıfat tamlaması yer almaz. Yalnız müfessirler Kur’an’da dört yerde geçen “dîne’l-hakkı” ibaresini “dîne’l-İslâmi” olarak açıklamışlardır.  “Dîne’l-hakkı” ve “dîne’l-İslâmi” ibareleri sıfat tamlaması mıdır, isim tamlaması mıdır? Burada sıfat tamlaması anlamında isim tamlaması anlamını kastetmiş olsak bile Din Kültürü ders kitaplarındaki kullanıma uymayan bir durum vardır. Çünkü sözünü ettiğimiz kitaplar ‘inanç seçeneklerinden bir seçenek olarak İslam dini’ anlamında bu kullanımı yapıyor. Oysa Kur’ân’daki “Dîne’l-hakkı” tamlaması “Hak/doğru din” demektir. Hak din, yüzlerce seçenekten birini değil iki tercihten birini gösterir. İnsanların önünde din ile ilgili yüzlerce seçenek değil, iki seçenek bulunmaktadır. Ya hak dini tercih edecekler ya da bâtıl dini tercih edecekler. Ayrıca şu hususu da belirtmek gerekir. Hak dinin zıt kutbu ‘hurafe din’ ya da ‘hurafe dinler’ değildir. Hak dinin zıt kutbu ‘bâtıl din’dir ve bu sıfat tamlaması da çoğul olarak kullanılmaz. Hak dinin zıt kutbunu ‘hurafe din/dinler’ olarak sunmak modern/seküler tahrif/maniplasyon çeşitlerinden biridir. Böyle kullanmakla dinin hakikatle ilgili bir duruş ve varoluşla ilgili yanını görmezden geliyor ve onu bilgiye indirgemiş oluyorlar. Din bir malumat birikimi değil, hakikatle ilgili külli bir duruştur. Dinin doğasındaki zıt kutupluluk epistemolojik değil, ontolojiktir. Din envanter bilgi değil varoluşsal bir yöneliş, kabul ediş ve dünya görüşüdür. Dini gayelerin en büyüğü, hedeflerin en büyüğü, erişilebileceklerin en büyüğü mevkiine oturtmanız gerekir. Din gayeler üstü bir gaye, amaçlar üstü bir amaçtır. Dini malumata indirgemek onu tabiatından uzaklaştırmak ve araçsallaştırmaktır. Din, tüm araçları kuşatan ve onların üstünde olan en büyük amaç ve hakikattir.  

Aşağıdaki ayetlerde Hak (الحق) Allah Teâlâ’nın isimlerinden bir isim olarak geçer:

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖى عِلْمًا

 “O hâlde, pek yüce olan, o gerçek Melik olan Allah’ı tesbih et. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme; «Rabbim! Benim ilmimi artır» de.” (Tâhâ 20/114)

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرٖيمِ ~ ~ ~
 

“O gerçek hükümdar olan Allah, yücelerden yücedir. O’ndan başka ilah yoktur. O, şanlı ve yüce Arş’ın Rabbidir.” (el-Mü’minûn 23/116)

Aşağıdaki ayetlerde de hakikatin bizzat kendisi olduğu anlamında Allah Teâlâ’nın sıfatı olarak Hak (الحق) kelimesi kullanılmıştır:

هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا

“İşte burada yardım ve dostluk, hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlı, O’nun netice vermesi de daha hayırlıdır.” (el-Kehf 18/44)

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ

“Bunun sebebi şudur: Allah, hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir ve O, her şeye hakkıyla kadirdir.” (el-Hacc 22/6)

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِىُّ الْكَبٖيرُ

“Böyledir; çünkü Allah hakkın ta kendisidir, O’nu bırakıp da taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.” (el-Hacc 22/62)

يَوْمَئِذٍ يُوَفّٖيهِمُ اللّٰهُ دٖينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبٖينُ

~ ~ ~
“O gün Allah, onlara hak ettikleri cezayı eksiksiz verecek ve onlar Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.” (en-Nûr 24/25)

Yukarıdaki ayetleri şunu anlatmak için getirdik: “Dîne’l-hakkı” ifadesi “Allah’ın dini” anlamında isim tamlamasıdır. Bununla birlikte bâtılın zıddı olarak hakikati ve doğruyu bildiren bir yanı da vardır. Bu açıdan bakıldığında “hak din” sıfat tamlaması yanlış da değildir. Ancak modern seküler bakışın ‘hak din’ ifadesini sağlam bir zemine oturtması mümkün değildir. Çünkü bu sakat bakış, dini hakikat iddialarından sadece birisi olarak görür, hakikatin bizzat kendisi olarak görmez.

“Dinler Arasında İslam” Söylemi

“Allah katında din İslam’dır../..اِنَّ الدّٖينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ” (Âl-i Imrân 3/19), “Allah’ın dininin dışında bir din mi arzuluyorlar.../..اَفَغَيْرَ دٖينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ” (Âl-i Imrân 3/83) ve “..Size din olarak İslam’dan râzî oldum/..وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًا..” (el-Mâide 5/5) ayetleri, İslam’ın çok sayıda inanç seçeneklerinden biri olduğu anlamına gelmez. "Dinler arasında İslam dini" ulusal/seküler bir bakış açısının ürünüdür ve bu bakış açısına göre "eşcinsellik, kürtaj ve kremasyon savunuculuğu" da "bireysel inanç" kapsamında "dinler arasında(ki) İslam dini"ne alternatif olabilecek inanış seçenekleridir. Bu seçenek bolluğu ortamında ulusal/seküler/lâ dînî bakış açısı İslam'a ve kendini İslam'a ait hissedenlere şunu der: "insanların seçeceği yüzlerce yaşam tarzı var. Sen seçilen bir yaşam tarzı olmak istiyorsan kendini beğendirmek için çalışma yapmalısın, bunu yapmazsan diğer yaşam tarzlarına rekabet edemezsin." Modern ulus devletin düzeni olarak "hümanite", yaşam tarzlarının hepsini din olarak kabul eder ve ‘barış içinde yaşayın’ der. Oysa tüm yaşam tarzlarının din kabul edilip kutsanması asıl din olan Allah'ın dininin keen lem yekün (hiç olmamış) hükmünde sayılmasıdır. Toplum kutsalsız yaşayamaz. Allah’dan gelen kutsal değilse insanın ürettiği kutsal hale gelir. İnsanın ürettiği kutsallar Allah’tan gelen kutsala hayat hakkı tanımaz. Devlet, tüm yaşam tarzlarını kutsarsa Allah'ın dininin toplumda tezahürü kalmaz. Oysa Allah'ın dini de tezahür etmek ister. Yukarıda zikrettiğimiz Fetih sûresinin 28. ayetinde geçen “…لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪…” İbaresini “Allah, Hak Din’i hayatın bütün alanlarına hâkim kılsın” şeklinde mana vermek doğrudur. Bu ayeti günümüz şartlarında daha iyi anlıyoruz. Buna göre bu ibarenin geçtiği cümlenin toplu manası şöyledir: “Dinin toplumun meşruiyet mutabakatı olmaktan çıkarılıp ‘bireysel tercih’e indirildiği, buna karşılık bireysel tercih ve devlet otoritesinin kutsandığı “hümanite” dinine karşı Allah’ın dini ayakta kalabilsin, varlığını sürdürebilsin diye O (Allah Teâlâ), elçisini hidâyet ve Hak dîn ile göndermiştir.” (el-Feth 48/28) İnsanların hevâ ve heveslerinin ürettiği tüm yaşam tarzlarıyla Allah’ın dininin kamusal ve toplumsal alanda antropolojik ve ontolojik bir mücadelesi olur. Bu mücadelede iki taraftan her biri daha çok tezahür etmek ister. Toplumda tezahürü fazla olan taraf diğerini bastırır.

İnsanların aralarında güveni sağlayacak ve onları tek toplum/millet yapacak en büyük hakikat din’dir. Allah’ın dininin dışında hiçbir “Toplum Meşruiyet Mutabakatı” insanları tek toplum/millet yapamaz. “Dinlerini parça parça ettiler” ayeti “tek toplum/millet olma özelliğini kaybettiler” anlamındadır. Dinin o kadar çok içtimâî yanı var ki neredeyse toplumla aynı anlama gelecek! Âyetin bütününü görelim:

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

Dinlerini parça parça edip (birbirine muhalif) taraftarlara dönüşenler var ya senin onlarla müşterek mutabakatın olmaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. O, onların fiilî olarak yaptıklarının (sonuçlarını) haber verecektir. (el-En‘âm, 6/158) Bir toplum müşterek ameller yapa yapa bütünleşir. Bir toplumun bütün fertlerinin 24 saatleri ve 365 günleri birbirine benzedikçe bütünleşme gerçekleşir.

Din ve Mitoloji

Kur’ân’da 11 yerde geçen ve meâllerin daha çok ‘oyun ve eğlence konusu yapma’ ve ‘alay’ diye tercüme ettikleri “هُزُوًا” kelimesini anlamak dini anlamada bize fayda sağlayacaktır. Çünkü Kur’an’da hüzüv/هُزُوًا dinin sürdürebilirliğinde bir risk unsuru olarak gösterilmiştir. hüzüv/هُزُوًا kelimesi dini değerleri, emir ve yasakları ciddiye almamak, onları hafife almaktır. Bu kelimenin geçtiği ayetlerden biri şöyledir:

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizin emir ve yasaklarını ciddiye almayıp oyuncak edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer gerçekten müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (el-Mâide 5/57) Modern seküler bakış açısı dinin kültürel bir aidiyet olarak kalmasını ister, emir ve yasaklarını bağlayıcı görmez. Bu tutum dinin emir ve yasak yönüyle ciddiye alınmamasıdır ve hüzüvdür. Hüzüv/هُزُوًا dinin sürdürebilirliği açısından büyük bir tehlikedir. Allah Teâlâ “..boşadığınız kadınlara zarar vererek haklarını çiğnemek için nikâh altında tutmayın, kim bunu yaparsa kendine yazık etmiş olur” buyurduktan sonra “Allah’ın ayetlerini/hükümlerini hafife almayın” anlamında “وَلَا تَتَّخِذُوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا” buyuruyor. (el-Bakara 2/231) Demek ki kul hakkı yemenin hafife alınacak bir yanı bulunmamaktadır. Kul hakkı yemek, ciddiye alınması ve uzak durulması gereken bir tehlikedir. Peygamberler emir ve yasakları sonuçları ciddi olan müjde ve tehditlerle birlikte verir. Peygamberlerin bu tutumuna tersinden bakanlar emir ve yasakların ciddiye alınmaması için ne gerekiyorsa yapar:

~~18.56~
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلٖينَ اِلَّا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَ وَيُجَادِلُ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُوا اٰيَاتٖى وَمَا اُنْذِرُوا هُزُوًا ~ ~ ~
 

“Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise batıla dayanarak hakkı ortadan kaldırmak için mücadele ederler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri (emir ve yasak içeren hükümlerimizi) alaya almışlar (ciddiye almamışlardır).” (Kehf 18/56) Emir ve yasakların ciddiye alınmaması dinin bağlayıcılığını bitirir ve onu mitolojiye dönüştürür. İnsanlar arasında dini mitolojiye dönüştürmek isteyenler çıkar. Bunu yapmakla dinin emir ve yasak yönüyle ‘bağlayıcılığını’ ortadan kaldırmış olurlar. Kastettiğimiz manayı dile getiren ayetin Kur’ân Yolu Meâli’ne göre tercümesi şöyledir:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرٖى لَهْوَ الْحَدٖيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُولٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ

“İnsanlardan öylesi vardır ki, hiçbir bilgiye dayanmadan, insanları Allah yolundan saptırmak ve onu (dini) eğlence yerine koymak için boş sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.” (Lukmân 31/6) Bu Meâl’in hüzüv/هُزُوًا kelimesine ‘eğlence’ anlamını vermesine yanlış demiyoruz. Söylemek istediğimiz şudur: Bu konu Türkçe’de tam ifade edilememekte ve anlaşılamamaktadır. Hüzüv, çocuk eğlencesi ya da düğün eğlencesi kabilinden bir şey değildir. Hüzüv dinin ciddiye alınmaması ve onun emir ve yasaklarının baypas edilerek çaktırmadan yürürlükten kaldırılmasıdır. Modern seküler ulus devlet, dini referans almadığı gibi onun birçok emir ve yasaklarını da çaktırmadan yürürlükten kaldırmaktadır. Din Allah’a hukukî aidiyettir, Allah’ın hukuku kulların hukukunu da kapsadığı halde kulların hukuku Allah’ın hukukunu kapsamaz. Din, kültürel bir aidiyetten çıkıp Allah’a hukuki bir aidiyete dönüşmüyorsa iltibas yaşanır. İltibas, din ile ilgili doğrularla yanlışların birbirine karışmasıdır:

وَكَذٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثٖيرٍ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ قَتْلَ اَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دٖينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

“Böylece ortakları (şer odakları), müşriklerden birçoğuna çocuklarını öldürmeyi/aldırmayı süslü gösterdi ki, hem onları helâke sürüklesinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse sen onları uydurdukları ile baş başa bırak!” (el-En‘âm 6/137) Dinin iltibasa girmesi dindarlığı da etkilemektedir. İlahi ölçüleri esas alan dindarlık modern zamanlarda tezahür zorluğu yaşamaktadır.

Dindarlığın en çok tezahür ettiği alan giyim-kuşam ile birlikte sosyalleşme tercihleridir. Tüm bireysel eğilim ve tercihleri kutsayan hümanite dini, tesettürün bir tezahür olarak yer almadığı karma sosyalleşmeyi ilahi ölçüleri ve kitaplı duruşu önceleyen dine karşı bir silah gibi kullanmaktadır. Modern toplumlarda dindarlık ile ilgili en önemli kırılma noktası insan kaynaklarını yetiştiren en önemli mekanizma olan zorunlu eğitimde tezahür etmektedir. Zorunlu eğitim ergenlik dönemini kapsamaktadır. Ergenliğin en kritik dönemi olan 12-15 yaş arası dönem, dindarlık ile de ilgili kişiliğin şekil aldığı dönem olmaktadır. İlahi ölçülerin esas alınmadığı, buna karşılık tesettüre bireysel tercih formatında seçeneklerden biri olarak özgürlük verildiği, karma sosyalleşmenin tek sosyalleşme seçeneği olduğu zorunlu eğitim, insan merkezli hümanite dininin renklerine bürünmüş insan kaynağı oluşturmada en belirleyici araç olarak varlığını sürdürmektedir. Modern hayattan ‘zorunlu eğitim’in dışında başka örnekler de verilebilir. Özellikle hukuk ve istihdam düzeni de insanı ve toplumu şekillendirmektedir.

Netice itibariyle din, kutsal ve meşruiyet konusunda günümüzde birçok kafa karışıklığı bulunmaktadır. Bu kafa karışıklığı bir anda olmadı. Bu durumun en azından yüz yıllık bir geçmiş bulunmaktadır. Seküler kurumsallaşma, kendi kültürel ve akademik zeminini de oluşturdu. Bu zeminin üzerinde yürürken doğruları yakalamak kolay iş değildir. Kitab ve Sünnet penceresinden bakarak kavramları yerli yerine oturtmak gerekir.  Öncelikle “din/الدين” kavramını yerli yerine oturtmakla işe başlamak gerekir.



[1] Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî Müslim b. Haccâc, el-Câmiu’s-sahîh (Beyrut: Dâru ihyâi türâsi’l-arabbiy, t.s.), “Îmân”, 95.

[2]İsmail Çalışkan, Kur’an-ı Kerim’de Din Kavramı (Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 1998), 170.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Prof. Dr. Şemseddin Kırış
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

1965 doğumlu, 1987 yılı Marmara Üniversitesi mezunu Şemseddin KIRIŞ;  halen bir kamu üniversitesinde Temel İslam Bilimleri- Hadis Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya