Bûtî, önceki yazımda tanıttığım kitabı, taklidi caiz görmeyen ve mezhepleri reddeden Elbânî ve benzerleri için yazmıştı. Benim böyle bir düşüncem olmadığına göre kitabın bana karşı olması mümkün değildi, ama kitabı çeviren D.A.K. böyle gösterdi, yazdığı çok uzun (neredeyse kitap kadar) girişte bana etmediği hakaret ve iftirayı bırakmadı.
Konya’daki arkadaşlar bir fitneyi söndürmek için Kayapınar’a, “Benimle birlikte konuyu tartışma” teklifi götürdüler, kabul etti, beni de davet ettiler, toplantı başladı ama Kayapınar ortalarda yok. Ben konuşmaya başladım, taraftarları onu arayıp bir terzi dükkanında bulmuşlar, hayli zorlamışlar ama yine de gelmemişti. Meğer işin içinde başka bir plan varmış, bunu yıllarca sonra öğrendim.
Buraya, merhum dostum, dava arkadaşım Ahmed Gürtaş’ın “Mezhepsizlik Yaygarası isimli kitabından bir aktarma yapacağım:
“22 Ocak 1977 Cumartesi günü Konya’da, Konya İmam-Hatip Okulu Mezunları Derneği’nin yıllık mutad toplantısı yapılacaktı. Bu vesile ile, Dernek, Konya İmam-Hatip Okulu mezunu olan Muhterem Hayreddin Karaman’ı hem kongreye hem de bir konferansa davet etti. Muhterem Karaman, daveti kabul etti ve 21 Ocak 1977 günü Konya’yı teşrif etti. O gün cuma namazından evvel Konya’nın en büyük camilerinde Kapı Camii’nde büyük bir huşû içinde dinlenen çok müessir bir va’z verdi. Cuma günü akşamı da Konya İl Müftülük Salonunda, din eğitimcisi ve din görevlisi meslektaşların ve din eğitimi öğrencilerinin katılacağı bir sohbet toplantısı tertip edildi. Sohbetin konusu, daha çok mezhepsizlik meselesi idi. Şahısların arkasından önceleri dedikodu şeklinde yürütülen, Mezhepsizlik kitabı ile de alenî hale getirilen bu propaganda, öğretmen, öğrenci ve halk arasında huzursuzluk kaynağı olmaya başlamıştı. Binaenaleyh meseleyi açıkça ve ilmî ölçüler içerisinde, bu konuda yapılan isnatların en büyük hedefi olan Muhterem Hayreddin Karaman’ın da iştirak edeceği bu toplantıda konuşmanın büyük faydası vardı.
Fakat sohbetin huzur ve sükûn içinde devam etmesi halinde gerçeklerin ortaya çıkacağından endişe eden bazı kimseler, bir kısım gençleri kandırıp inandırarak, bu sohbeti sabote edip yaptırmamak üzere tertibat almışlar. Bu gençler evvela sigortaları söküp salonu karanlıkta bırakarak işe başladılar. Bu ârıza hemen giderildikten sonra fasılasız 5 saate yakın bir müddet devam eden bu sohbet esnasında, sık sık sorular soruldu. Bu soruların büyük bir kısmı da, cevap arayıcı olmaktan ziyade ittiham edici mahiyette idi. Hatta hakaretâmiz tarzda sorulanlar da eksik değildi. Buna rağmen Muhterem Karaman’ın sabır ve dirayeti sayesinde hiçbir soru cevapsız kalmadığı gibi, hiçbir olay da çıkmadan, sohbet sona erdirilebildi.”