“ TÜRK SORUNU”- “KÜRK SORUNU” BİLEŞKESİ
MAKALE
Paylaş
28.01.2026 19:03
71 okunma
Süleyman Kocabaş

TÜRKLER VE KÜRTLERİ BİRKLİKTE YOK ETMEK SORUNLARI

Türkler ve Kürtler Kader Birliği

Anadolu’da 1000 yıldan beri aynı coğrafyada “kader birliği” olarak bir arada yaşamış üstelik de kendileri de Türkler gibi Müslüman olan Kürtler, Osmanlı  azınlık unsurlarını örnek alarak,  “Kürt ırkçılığı ve ayrımcılığı”  emeli gütmek yerine, Müslüman  Türklerle   kader birliğini günümüz itibariyle de  tamı tamına koruyabilselerdi,    41 yıl (1984 – 1925) süreyle kan akmaz, iki taraftan da yaklaşık 40 bin kişi ölmez, yaklaşık 100 bin kişi yaralanmaz, milyonlarca kişi yerinden-yurdundan  olmaz,  Türkiye  2-3 trilyon liralık maliyeti bunun için heder etmezdi. Bu kadar trilyon lira, sırf Doğu ve  Güney Doğu Anadolu için harcanmış olsaydı; bu iki bölgedeki her Kürt hane reisinin bir evi, bir arabası ve çalışıp ekmek kazanacağı bir  “ortak toplumsal fabrikası” olurdu.

Ama, işin bir diğer  esasına bakılırsa, Müslüman Kürtler ve Müslüman Türkler zaten kadimden   beri bir çeşit “entegrasyon” içinde yaşıyorlardı. “Cumhuriyet döneminde” denilen  ve “Kürtlere yapılan bazı haksızlıklar” da denildiği halde, bunlar zaten 1945’de “Demokrasiye  geçiş” le kademe kademe kaldırılmaya başlanmış, iki toplum arasında iyici “bahar havası” esmesi  kendisini göstermişti.

Bu haliyle, eğer Türkiye’de  41 yıl süreyle,  PKK’dan kaynaklanan   “terör olayları sarmalı” yaşanmışsa, yaşanmıştır ki; bu  Türkiye’nin “iç dinamikleri” nden kaynaklanmaktan  ziyade, Emperyalist Sömürgeci ve Yayılmacı Büyük Devletler (İngiltere, Rusya, Fransa, Amerika,Almanya vb)  ve Türkiye’nin komşusu olup da, Türkiye sınırları üzerinden topraklarını büyütmek emellerinde  olan Küçük Devletlerden (Yunanistan, İsrail,  Suriye, İran, Ermenistan vb.) kaynaklanmıştır.

Bunun, bir taraftan “biz Türkler” diyelim ve bir taraftan da “Kürtlerin kendileri” diyelim;  Kürtlerin şahıs bazında ve üstelik de “en üst düzey” de denilen bunun da “PKK’nın kurucu önderi”  olarak  tanımlanan  Abdullah Öcalan’ın kendisi de, “PKK terörünü  bitirme süreci” denilen  2025—2026… sürecinde,  şöyle dile getirmişti:   “Emperyaller, Kürtleri  kullanmak istemişlerdir” ve “Kürtler, Türkiye ve Suriye’yi bir istikrarsızlaştırma unsuru  olarak kullanıyorlar”(İmralı Görüşmeleri tutanaklarından) vb demesi de Türkiye’de gerçekten bir “etnik ayrımcılık temelinde” bir “KÜRT SORUNU” nun bulunmadığını kendilerinin de dili getirip “çözüm yolu” olarak ise,  artık bundan  böyle “Türkiyeli ve T. C Devleti vatandaşı olmak” tan  vurgulamaları olmuştur. Bu haliyle de  hem Kürtler  hem de Türkler, “aynı tanımlama” zemininde buluştukları için, nihai tahlilde bu ortak tanımlamalar sonucu, Türkiye’de ve hatta  dünyada bile sürekli var olduğu üzerinde durulan  “KÜRT SORUNU” - “TÜRK SORUNU” bileşkesi, işin esasına bakılırsa, tarihte Haçlı İttifakı ve savaşlarının günümüzde ise Yahudi- Hıristiyan Siyonizmi Bileşkesinin  ve tek kelime ifadesiyle  merkez üssü Amerika  olan Evangelizmin, Türkleri  ve Kürtleri birlikte Ortadoğu  “YEŞİL HİLAL” de birlikte yok etmek sorunları ile karşımıza çıkmaktadır.

Balkanlar ve Ortadoğu Yeşil Hilal’in Sevr Antlaşmaları

Batı Hıristiyan Dünyasında adına “ŞARK MESELESİ” denilen mesele özü itibariyle  ilk merhalede  “Türleri Balkanlardan  atmak, geldikleri yer  Asya’ya geri sürmek” demek olmuştur.

Türkleri Balkanlardan atamanın “BALKANLAR İKİ SEVR ANTLAŞMASI”, 13 Temmuz 1876  BERLİN ANTLAŞMASI  VE 30 Mayıs 1913  LONDRA ANLAŞMASI   olmuştu.

Bu antlaşmalarla  Türkler Balkanlardan atılmakla kalınmamış, buna ilaveten Asya Ortadoğu “YEŞİL HİLAL”  de yalnızca Müslüman Türklerin değil, tarihte hep  “KADER BİRLİĞİ” halinde yaşayan Müslüman Araplar ve Müslüman Kürklerin (buna  kısmen Müslüman Farslar da dahil  edilebilir)  birilikte yok edilmek istenilmişlerdir.

Bu mücadelenin harplerle yoğun süreci, 1914 – 1918 BİRİNCİ DÜNYA HARBİ  sürecinde yaşanmıştır. Bu harbin, bu sefer de “ASYA’NIN İKİ BÖLÜCÜ  ANTLAŞMASI SEVR”İ denilen bunlar, Mayıs 1916 SYKES- PİCO PAYLAŞIM ANTLAŞMASI ve Ağustos 1920  SEVR ANTLAŞMASI olmuştur. Bu iki, antlaşmaya, “TÜRK – KÜRT- ARAP SORUNLARI” bileşkesinden olarak da “TÜRKLER – KÜRTLER- ARAPLARI BİRLİKTE ETMEK SORUNLARI – İKİ ASYA YOK ETME ANTLAŞMASI” gözüyle bakmak mümkündür.

Şimdi işin evveliyatına “Balkanlarda yok etmek” işine gelelim.

Osmanlının Son Döneminde Avrupa – Balkan Milliyetçiliğiyle Yıkılışı

Aziz dostlar, Osmanlı Devleti, 1800-1918 zaman diliminde, ana tema ve genel tema  olarak 1789 Fransız İhtilalinin  Nasyonalizm (Milliyetcilik) Reaksiyonu fikir ve aksiyonlarıyla gelen radikal ırkçı  milliyetçi  cereyanlar sonucu, Osmanlı Devletine tabi  Balkan  Hıristiyan milletleri Yunanlılar, Bulgarlar, Romenler, Sırplar, Karadağlıların vb  bundan etkilenmeleri sonucu  sürüklendikleri isyanlar ve bunlara Emperyalist Büyük Devletlerinde (Başta Rusya olmak üzere, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya vb.) Osmanlı Devletine karşı ilan ettikleri harplerin de  eklenmesi suretiyle,  1800’lü yılların başından 1918 yılına kadar yaşanan bir  süreçte Osmanlı Devleti yıkılmış, tarih sahnesinden çekilmiştir.

Balkan Hıristiyan Milletlerinin radikal Irkçı milliyetçiliklerini  tetikleyen etkenler şunlardı:

a- 1789 Fransız İhtilalinin Nasyonalizm Reaksiyonlarının etkisinde kalmak,

b- Ana tema olarak içinde toplu olarak yaşardıkları bir “Anavatanları” ve kavramları  da bulunduğu halde,

c- Genel olarak da, tarihlerinde  anavatanlarında  krallıklar ve imparatorluklar  kurduklarından, “tarihimizin arşivi ve hafızasında kayıtlı” dedikleri bunları yeniden diriltme “milli emeller” nin  19. asırda ortaya çıkması,

d- Emperyalist Büyük Sömürgeci ve Yayılmacı Devletlerin  (İngiltere, Fasa, Rusya, Almanya, Avusturya, İtalya vb.)    bu emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devletine karşı,  en başında Hıristiyan  etnik  azınlıkları (Grekler, Slavlar, Yahudiler, Ermeniler vb)  yanında, “Osmanlı’nın en son yıllarında (1908 – 1918)” denilerek de  Müslüman dini kimlikli Araplar, Arnavutlar ve  bu yazımıza konu olduğu halde,   Kürtleri bile, “vatan bölücü bağımsızlık emelleri” yle tahrikleri sonucu adı geçen azınlık etnik unsurları kendi bağımsız “Irkçı ve milliyetçi ” devletlerini  kurarak Osmanlının yıkılışında aktif roller oynamaları,

Bütün bu etkenler sarmalında, Osmanlı Devletine isyan ederek ondan  ayrılmalara  “son noktalar” ı koyan antlaşmalar, yukarıda  bahsettiğimiz  Berlin ve Londra Antlaşmaları olmuştur

Sıranın Asya Türkiyesine  Gelmesi  ve Balkan Milliyetçiliğinin Etkileri

Daha Osmanlı Devleti zamanında, Tanzimatçı Yeni Osmanlar,  Meşrutiyetçi – İttihatçı Jön Türkler, henüz   Osmanlıdan ayrılma yoluna yeni girmiş Bulgar, Rum, Sırp, Yunan, Romanya, Arnavut, Arap ve hatta konumuz olan Kürtleri bile, “Gelin hepimiz hep birden, ırki, dini, mezhebi  vb. gibi zararlı ayrılıkçı emellerimizi  terk ederek, kadimdeki gibi barış ve sulh içinde kardeşçe ve   dostça yaşamaya devam edelim.  Özelikle de  bizleri birbirimize  düşürerek,  kırdırıp yok etmek isteyen Emperyalist Büyük Devletlerin hainane oyunlarına gelmeyelim; kadimden beri, Osmanlı olmak ortak paydası ve birlikteliği  bilinciyle  kucaklaşarak oyunları bozalım, ayrılmayalım; bu  ne sizin ne de bizim işimize yarar; bundan hepimiz zarar görürüz” haklı bu isteklere hiç bir azınlık etnik grubu müspet  cevap vermedi. Sonunda olan oldu.  Osmanlı küçük  küçük, üstelik de    bunlar,  esasında  olmayan  “Osmanlı hakimiyeti ve zulmünden kurtulalım” derlerken, bu sefer de  sözde bağımsız devletler olarak,  kendilerinin kurulmasına  sebep olan  Emperyalist Büyük Devletlerin  sömürü, zulüm, baskı, katliam, göçe zorlama ve hatta soykırım yönetimlerinin  altına girmişlerdir.

Bu süreçte olup bitenlerin daha da ilginci; Emperyalistlerin hakimiyeti altında inim inim inleyen  ulusçu  devletçikler, Osmanlı döneminde daha huzurlu olduklarını, ondan ayrıldıklarından pişmanlık   duyduklarını itiraflar kabilinde sık sık  dile getirmişlerdir.  Hatta,  bunlar içinde ayrıldıkları Türkiye’ye  mektuplar  ve elçiler göndererek, onun yönetimine yeniden  girmek isteyenler olmuşlarsa  da  iş işten  geçtiği, “atı alan Üsküdar’ ı  geçtiği” için bütün bu sızlanmalar ve imdat istekleri bir işe yaramamıştı. (Bu konularda daha   geniş bilgi  için  benim Tarihte Âdil Türk İdaresi isimli kitabıma  bakınız).

Bütün bu  olup bitenler sloganlaştırılacak olunursa bu söyle olabilir: “Osm anlı gitti, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu bitti.” 

Bunun böyle olduğunu Emperyalist   Büyük Devletlerin kendi devlet adamları bile açık açık itiraf etmişlerdir. Bu cümleden olarak, Şevket  Süreye Aydemir’in kitaplarında  yer aldığı üzere, I. Dünya Harbi yıllarında Ortadoğu’da Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışında en başta büyük roller oynayan İngiliz Başbakanı Churchıll, ölmeden  önce 1951’de şu acı itirafta bulunmuştu: “Osmanlıyı biz yıktık ama, onun boşluğunu dolduramadık.”  Dolduramazlardı! Çünkü, Osmanlının  yönetimi “ậdil” yönetim”, İngiltere’nin  yönetimi”, ”sömürü ve zulüm” yönetimi idi.   

Tabiatıyla Osmanlı böyle bir etnik bölünme sürecinde çil yavrusu gibi dağılınca, “Osmanlı’da etnik yapılanma sürecinin son halkası” denilerek  de, “Zararlı Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar (Ermenilerden  gelen),  ve Ortadoğu ayrılıkçı  milliyetçiliklerinin tetiklemesi ve “doping”   etkisinde kalınarak,  Osmanlı Devletinin asli kurucu unsuru  ve yöneticileri Müslüman Türkler de   “kendi başlarının çaresine  bakmak” tan olarak,  şimdiye  kadar anlattığımız  üzere, ana tema ve genelde  Avrupa,  Balkan  Milliyetçiliğinin  vb.   “yoğun” ve “rezil” etkisinde kalınarak  ve de taklidiyle  “Öyleyse biz de Türkoğlu Türküz,  bu yüce ırktanız” diyerek, “GÜVENLİK VE VAR OLMAK SORUNU – TÜRK  SORUNU” yeni bir yönetim akımı çeşidi  olarak “TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ” olarak tam anlamıyla Osmanlının son döneminde,    “TÜRK SORUNU” nu çözmek    emeliyle yapılan bütün bu olup bitenlere, “ırkçılık sendromları” değerlendirmeleri  dahilinde   ister   “iyi” isterse “kötü”  denilsin  artık olan olmuştur.  “İyi”   olmuştur.  Çünkü,  “MİLLİ BEKA VE GÜVENLİK SORUNLARI” mız 1912 – 13 Balkan Harbi ve sonuçlarından  olarak erkeden çıkmaya başlamış, 1914 – 1918 I. Dünya Harbi yıllarımız ise, bunun çıkmasını iyice tetiklemiş,   yaşanmaya başlanmışlar, bu sorunlar istesek de istemesek de biz Osmanlının  mirası Türklerin  artık bundan böyle “OSMANLI OLMAK”  devrini  doldurduğu için  “TÜRK MİLLİYETCİSİ” olmak, mili beka ve güvenliğimizi korumanın  “tek sığınağı” olarak kendisini göstermiştir.

İşin esansa bakılırsa, yukarıda aynı süreçte, Doğu Anadolu’yu hem de Ermeni Terör örgütleri TAŞNAK ve HINCAK kurarak, burada  Kürt çoğunluk nüfusunu (Ermenilerin oranı % 20 idi)  göz ardı ederek kurulmasına çalışılan, İsrail gibi bölgesinde İngiltere  ve Rusya emperyalist devletlerinin  Jandarması olacak olan  “Bağımsız  Ermenistan Devleti”  kurulmasını Osmanlı Devletinin aldığı etkili  tedbirler önlemiştir. Bu haliyle, erken  dönemde  kendisini gösteren Türk Milliyetçiliği  Kürtlerin de milli varlıklarının korunmasını sağlamıştır. 28 Ocak 2026

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya