TÜRKLER VE KÜRTLERİ BİRKLİKTE YOK ETMEK SORUNLARI
Türkler ve Kürtler Kader Birliği
Anadolu’da 1000 yıldan beri aynı coğrafyada “kader birliği” olarak bir arada yaşamış üstelik de kendileri de Türkler gibi Müslüman olan Kürtler, Osmanlı azınlık unsurlarını örnek alarak, “Kürt ırkçılığı ve ayrımcılığı” emeli gütmek yerine, Müslüman Türklerle kader birliğini günümüz itibariyle de tamı tamına koruyabilselerdi, 41 yıl (1984 – 1925) süreyle kan akmaz, iki taraftan da yaklaşık 40 bin kişi ölmez, yaklaşık 100 bin kişi yaralanmaz, milyonlarca kişi yerinden-yurdundan olmaz, Türkiye 2-3 trilyon liralık maliyeti bunun için heder etmezdi. Bu kadar trilyon lira, sırf Doğu ve Güney Doğu Anadolu için harcanmış olsaydı; bu iki bölgedeki her Kürt hane reisinin bir evi, bir arabası ve çalışıp ekmek kazanacağı bir “ortak toplumsal fabrikası” olurdu.
Ama, işin bir diğer esasına bakılırsa, Müslüman Kürtler ve Müslüman Türkler zaten kadimden beri bir çeşit “entegrasyon” içinde yaşıyorlardı. “Cumhuriyet döneminde” denilen ve “Kürtlere yapılan bazı haksızlıklar” da denildiği halde, bunlar zaten 1945’de “Demokrasiye geçiş” le kademe kademe kaldırılmaya başlanmış, iki toplum arasında iyici “bahar havası” esmesi kendisini göstermişti.
Bu haliyle, eğer Türkiye’de 41 yıl süreyle, PKK’dan kaynaklanan “terör olayları sarmalı” yaşanmışsa, yaşanmıştır ki; bu Türkiye’nin “iç dinamikleri” nden kaynaklanmaktan ziyade, Emperyalist Sömürgeci ve Yayılmacı Büyük Devletler (İngiltere, Rusya, Fransa, Amerika,Almanya vb) ve Türkiye’nin komşusu olup da, Türkiye sınırları üzerinden topraklarını büyütmek emellerinde olan Küçük Devletlerden (Yunanistan, İsrail, Suriye, İran, Ermenistan vb.) kaynaklanmıştır.
Bunun, bir taraftan “biz Türkler” diyelim ve bir taraftan da “Kürtlerin kendileri” diyelim; Kürtlerin şahıs bazında ve üstelik de “en üst düzey” de denilen bunun da “PKK’nın kurucu önderi” olarak tanımlanan Abdullah Öcalan’ın kendisi de, “PKK terörünü bitirme süreci” denilen 2025—2026… sürecinde, şöyle dile getirmişti: “Emperyaller, Kürtleri kullanmak istemişlerdir” ve “Kürtler, Türkiye ve Suriye’yi bir istikrarsızlaştırma unsuru olarak kullanıyorlar”(İmralı Görüşmeleri tutanaklarından) vb demesi de Türkiye’de gerçekten bir “etnik ayrımcılık temelinde” bir “KÜRT SORUNU” nun bulunmadığını kendilerinin de dili getirip “çözüm yolu” olarak ise, artık bundan böyle “Türkiyeli ve T. C Devleti vatandaşı olmak” tan vurgulamaları olmuştur. Bu haliyle de hem Kürtler hem de Türkler, “aynı tanımlama” zemininde buluştukları için, nihai tahlilde bu ortak tanımlamalar sonucu, Türkiye’de ve hatta dünyada bile sürekli var olduğu üzerinde durulan “KÜRT SORUNU” - “TÜRK SORUNU” bileşkesi, işin esasına bakılırsa, tarihte Haçlı İttifakı ve savaşlarının günümüzde ise Yahudi- Hıristiyan Siyonizmi Bileşkesinin ve tek kelime ifadesiyle merkez üssü Amerika olan Evangelizmin, Türkleri ve Kürtleri birlikte Ortadoğu “YEŞİL HİLAL” de birlikte yok etmek sorunları ile karşımıza çıkmaktadır.
Balkanlar ve Ortadoğu Yeşil Hilal’in Sevr Antlaşmaları
Batı Hıristiyan Dünyasında adına “ŞARK MESELESİ” denilen mesele özü itibariyle ilk merhalede “Türleri Balkanlardan atmak, geldikleri yer Asya’ya geri sürmek” demek olmuştur.
Türkleri Balkanlardan atamanın “BALKANLAR İKİ SEVR ANTLAŞMASI”, 13 Temmuz 1876 BERLİN ANTLAŞMASI VE 30 Mayıs 1913 LONDRA ANLAŞMASI olmuştu.
Bu antlaşmalarla Türkler Balkanlardan atılmakla kalınmamış, buna ilaveten Asya Ortadoğu “YEŞİL HİLAL” de yalnızca Müslüman Türklerin değil, tarihte hep “KADER BİRLİĞİ” halinde yaşayan Müslüman Araplar ve Müslüman Kürklerin (buna kısmen Müslüman Farslar da dahil edilebilir) birilikte yok edilmek istenilmişlerdir.
Bu mücadelenin harplerle yoğun süreci, 1914 – 1918 BİRİNCİ DÜNYA HARBİ sürecinde yaşanmıştır. Bu harbin, bu sefer de “ASYA’NIN İKİ BÖLÜCÜ ANTLAŞMASI SEVR”İ denilen bunlar, Mayıs 1916 SYKES- PİCO PAYLAŞIM ANTLAŞMASI ve Ağustos 1920 SEVR ANTLAŞMASI olmuştur. Bu iki, antlaşmaya, “TÜRK – KÜRT- ARAP SORUNLARI” bileşkesinden olarak da “TÜRKLER – KÜRTLER- ARAPLARI BİRLİKTE ETMEK SORUNLARI – İKİ ASYA YOK ETME ANTLAŞMASI” gözüyle bakmak mümkündür.
Şimdi işin evveliyatına “Balkanlarda yok etmek” işine gelelim.
Osmanlının Son Döneminde Avrupa – Balkan Milliyetçiliğiyle Yıkılışı
Aziz dostlar, Osmanlı Devleti, 1800-1918 zaman diliminde, ana tema ve genel tema olarak 1789 Fransız İhtilalinin Nasyonalizm (Milliyetcilik) Reaksiyonu fikir ve aksiyonlarıyla gelen radikal ırkçı milliyetçi cereyanlar sonucu, Osmanlı Devletine tabi Balkan Hıristiyan milletleri Yunanlılar, Bulgarlar, Romenler, Sırplar, Karadağlıların vb bundan etkilenmeleri sonucu sürüklendikleri isyanlar ve bunlara Emperyalist Büyük Devletlerinde (Başta Rusya olmak üzere, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya vb.) Osmanlı Devletine karşı ilan ettikleri harplerin de eklenmesi suretiyle, 1800’lü yılların başından 1918 yılına kadar yaşanan bir süreçte Osmanlı Devleti yıkılmış, tarih sahnesinden çekilmiştir.
Balkan Hıristiyan Milletlerinin radikal Irkçı milliyetçiliklerini tetikleyen etkenler şunlardı:
a- 1789 Fransız İhtilalinin Nasyonalizm Reaksiyonlarının etkisinde kalmak,
b- Ana tema olarak içinde toplu olarak yaşardıkları bir “Anavatanları” ve kavramları da bulunduğu halde,
c- Genel olarak da, tarihlerinde anavatanlarında krallıklar ve imparatorluklar kurduklarından, “tarihimizin arşivi ve hafızasında kayıtlı” dedikleri bunları yeniden diriltme “milli emeller” nin 19. asırda ortaya çıkması,
d- Emperyalist Büyük Sömürgeci ve Yayılmacı Devletlerin (İngiltere, Fasa, Rusya, Almanya, Avusturya, İtalya vb.) bu emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devletine karşı, en başında Hıristiyan etnik azınlıkları (Grekler, Slavlar, Yahudiler, Ermeniler vb) yanında, “Osmanlı’nın en son yıllarında (1908 – 1918)” denilerek de Müslüman dini kimlikli Araplar, Arnavutlar ve bu yazımıza konu olduğu halde, Kürtleri bile, “vatan bölücü bağımsızlık emelleri” yle tahrikleri sonucu adı geçen azınlık etnik unsurları kendi bağımsız “Irkçı ve milliyetçi ” devletlerini kurarak Osmanlının yıkılışında aktif roller oynamaları,
Bütün bu etkenler sarmalında, Osmanlı Devletine isyan ederek ondan ayrılmalara “son noktalar” ı koyan antlaşmalar, yukarıda bahsettiğimiz Berlin ve Londra Antlaşmaları olmuştur
Sıranın Asya Türkiyesine Gelmesi ve Balkan Milliyetçiliğinin Etkileri
Daha Osmanlı Devleti zamanında, Tanzimatçı Yeni Osmanlar, Meşrutiyetçi – İttihatçı Jön Türkler, henüz Osmanlıdan ayrılma yoluna yeni girmiş Bulgar, Rum, Sırp, Yunan, Romanya, Arnavut, Arap ve hatta konumuz olan Kürtleri bile, “Gelin hepimiz hep birden, ırki, dini, mezhebi vb. gibi zararlı ayrılıkçı emellerimizi terk ederek, kadimdeki gibi barış ve sulh içinde kardeşçe ve dostça yaşamaya devam edelim. Özelikle de bizleri birbirimize düşürerek, kırdırıp yok etmek isteyen Emperyalist Büyük Devletlerin hainane oyunlarına gelmeyelim; kadimden beri, Osmanlı olmak ortak paydası ve birlikteliği bilinciyle kucaklaşarak oyunları bozalım, ayrılmayalım; bu ne sizin ne de bizim işimize yarar; bundan hepimiz zarar görürüz” haklı bu isteklere hiç bir azınlık etnik grubu müspet cevap vermedi. Sonunda olan oldu. Osmanlı küçük küçük, üstelik de bunlar, esasında olmayan “Osmanlı hakimiyeti ve zulmünden kurtulalım” derlerken, bu sefer de sözde bağımsız devletler olarak, kendilerinin kurulmasına sebep olan Emperyalist Büyük Devletlerin sömürü, zulüm, baskı, katliam, göçe zorlama ve hatta soykırım yönetimlerinin altına girmişlerdir.
Bu süreçte olup bitenlerin daha da ilginci; Emperyalistlerin hakimiyeti altında inim inim inleyen ulusçu devletçikler, Osmanlı döneminde daha huzurlu olduklarını, ondan ayrıldıklarından pişmanlık duyduklarını itiraflar kabilinde sık sık dile getirmişlerdir. Hatta, bunlar içinde ayrıldıkları Türkiye’ye mektuplar ve elçiler göndererek, onun yönetimine yeniden girmek isteyenler olmuşlarsa da iş işten geçtiği, “atı alan Üsküdar’ ı geçtiği” için bütün bu sızlanmalar ve imdat istekleri bir işe yaramamıştı. (Bu konularda daha geniş bilgi için benim Tarihte Âdil Türk İdaresi isimli kitabıma bakınız).
Bütün bu olup bitenler sloganlaştırılacak olunursa bu söyle olabilir: “Osm anlı gitti, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu bitti.”
Bunun böyle olduğunu Emperyalist Büyük Devletlerin kendi devlet adamları bile açık açık itiraf etmişlerdir. Bu cümleden olarak, Şevket Süreye Aydemir’in kitaplarında yer aldığı üzere, I. Dünya Harbi yıllarında Ortadoğu’da Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışında en başta büyük roller oynayan İngiliz Başbakanı Churchıll, ölmeden önce 1951’de şu acı itirafta bulunmuştu: “Osmanlıyı biz yıktık ama, onun boşluğunu dolduramadık.” Dolduramazlardı! Çünkü, Osmanlının yönetimi “ậdil” yönetim”, İngiltere’nin yönetimi”, ”sömürü ve zulüm” yönetimi idi.
Tabiatıyla Osmanlı böyle bir etnik bölünme sürecinde çil yavrusu gibi dağılınca, “Osmanlı’da etnik yapılanma sürecinin son halkası” denilerek de, “Zararlı Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar (Ermenilerden gelen), ve Ortadoğu ayrılıkçı milliyetçiliklerinin tetiklemesi ve “doping” etkisinde kalınarak, Osmanlı Devletinin asli kurucu unsuru ve yöneticileri Müslüman Türkler de “kendi başlarının çaresine bakmak” tan olarak, şimdiye kadar anlattığımız üzere, ana tema ve genelde Avrupa, Balkan Milliyetçiliğinin vb. “yoğun” ve “rezil” etkisinde kalınarak ve de taklidiyle “Öyleyse biz de Türkoğlu Türküz, bu yüce ırktanız” diyerek, “GÜVENLİK VE VAR OLMAK SORUNU – TÜRK SORUNU” yeni bir yönetim akımı çeşidi olarak “TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ” olarak tam anlamıyla Osmanlının son döneminde, “TÜRK SORUNU” nu çözmek emeliyle yapılan bütün bu olup bitenlere, “ırkçılık sendromları” değerlendirmeleri dahilinde ister “iyi” isterse “kötü” denilsin artık olan olmuştur. “İyi” olmuştur. Çünkü, “MİLLİ BEKA VE GÜVENLİK SORUNLARI” mız 1912 – 13 Balkan Harbi ve sonuçlarından olarak erkeden çıkmaya başlamış, 1914 – 1918 I. Dünya Harbi yıllarımız ise, bunun çıkmasını iyice tetiklemiş, yaşanmaya başlanmışlar, bu sorunlar istesek de istemesek de biz Osmanlının mirası Türklerin artık bundan böyle “OSMANLI OLMAK” devrini doldurduğu için “TÜRK MİLLİYETCİSİ” olmak, mili beka ve güvenliğimizi korumanın “tek sığınağı” olarak kendisini göstermiştir.
İşin esansa bakılırsa, yukarıda aynı süreçte, Doğu Anadolu’yu hem de Ermeni Terör örgütleri TAŞNAK ve HINCAK kurarak, burada Kürt çoğunluk nüfusunu (Ermenilerin oranı % 20 idi) göz ardı ederek kurulmasına çalışılan, İsrail gibi bölgesinde İngiltere ve Rusya emperyalist devletlerinin Jandarması olacak olan “Bağımsız Ermenistan Devleti” kurulmasını Osmanlı Devletinin aldığı etkili tedbirler önlemiştir. Bu haliyle, erken dönemde kendisini gösteren Türk Milliyetçiliği Kürtlerin de milli varlıklarının korunmasını sağlamıştır. 28 Ocak 2026