"Aslında Adem’den bu yana bütün elçiler, Kuranın zikir diye adlandırdığı temel paradigmalar olan tevhid, risalet ve ahireti anlattılar.
Ancak bu elçiler, temel paradigmaların yanında bu paradigmalara dayanan uyarıcı ve diriltici mesajlarla Kuranda kıssaları anlatılan toplumların sorunlarını ön plana almış, onlara kısa basit yalın hedeflerin çözümlerini önermiş, o toplumların uyanan kadrolarını ve kitlelerini harekete geçirmişlerdi.
Lut Peygamber, içinde yaşadığı toplumun en önemli sorunu olarak ‘eşcinselliği’ görmüş ve bu soruna karşı toplumu temel paradigmanın (tevhid) ekseninde ancak yerli uyarıcı düşünce olan cinsel ahlakı düzeltmek ilkesiyle toplumun vicdanlılarını harekete geçirmeye çalışmıştır.
Salih Peygamber "Allah'ın Devesi"nin haklarını(yoksullara vakfedilmiş) uyarıcı düşünce olarak ileri sürmüş ve ‘kamunun- yoksulların haklarını’, kodaman çetelere karşı savunmuştu.
Musa Peygamber yine tevhidi esas alarak ‘kölelikten kurtuluş ve vadedilmiş topraklarda bal ve süt diyarında özgür bir ülke vaadiyle’ inananları harekete geçirmişti.
İsa Peygamber, yahudi hahamlarının temel paradigmayı ihlal ederek dini bir sömürü aracı olarak kullanmalarına karşı çıkmayı ve merhametten yoksun hale getirilen Allah’ın dinini aslına döndürmeyi ve Allahın kullarını özgürleştirmeyi uyarıcı düşünce olarak ileri sürmüştü.
Karl Marx’ın soyut ve bilimsel(!) Das Kapital’i kitleleri harekete geçirememişti, ancak Lenin’in Marx’ın düşüncesine dayanarak ürettiği ‘İş,Ekmek,Hürriyet, Barış ve Eşitlik’ sloganları yani Marxizm’in temel paradigmalarına dayanan uyarıcı-diriltici düşüncesi Rusya ve çevresinde devrimlere sebeb olmuştu.
Bugün İslam Ümmetini harekete geçirecek uyarıcı-diriltici düşünce olarak teklifimiz; uydurulan dine karşı indirilmiş din , İslam Birliği (mezhep çatışmasına parçalanmaya karşı durma) , dinde zorlama ve baskıya karşı din ve düşünce özgürlüğü , insanların köleleştirilmesine karşı durma , emperyalizme karşı durma (sömürgeciliğe karşı mücadele ve bağımsızlık) , geri kalmışlığın giderilmesi (kalkınma ve teknolojik ilerleme) , yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı mücadele , yaşanabilir ve sürdürülebir çevreyi denizi havayı ve toprağı fesaddan koruma , batının metalaştırdığı kadınların kadınlık hakları , adaletli yönetim , toplumsal katılım (şura) , birlikte yaşama (dinde zorlama yoktur),cinsel ahlakın yanında siyasi, sosyal ve ekonomik ahlak başlıkları altında toplanabilir.
Uyarıcı-diriltici düşüncenin dayandığı temel paradigmalar değişmez, ancak uyarıcı-diriltici düşünce içinde ortak aklın çözümleri ve çağın sorunları olduğundan değişkendir, üretkendir. Örneğin; siyasal sosyal ve ekonomik işler için toplumsal katılım(şura) ilkesi değişmez,ancak şuranın şekli değişebilir. Toplumsal katılımın sağlanması için; inananların veya vatandaşların tamamının seçimi, genel referandum veya vekiller aracılığıyla yönetimin seçilmesi veya mecliste referandum(oylama) gibi öneriler ileri sürülebilir.
Şayet sadece temel paradigmayla toplumu ıslaha çalışırsanız, bu soyut ve tarihi ilkeleri kavrayamayan kitlelerin desteğinden mahrum olur, aktivitenizi kaybedersiniz.İnsan kaynağınız kurur. Öncü kadroların moral ve motivasyonları azalır. Uyarıcı-diriltici düşünceyle birlikte temel paradigma toplumu harekete geçirir.
Bu sebeble diyebiliriz ki; İslam aleminin alimlerinin ve aydınlarının ilk ve önemli görevi: Temel paradigma olan vahye dayanan uyarıcı-diriltici ve güncel çözümler üretmeleri, kitlelere bunu basit açık ve çarpıcı mesajlar şeklinde ulaştırmalarıdır. Çağdaş hayattan zaman itibariyle kopuk, soyut düzeyde kalan ‘temel paradigma’nın kavramlarıyla çağımız insanlarını harekete geçiremezsiniz. Aydınlar ve alimler ‘temel paradigma’dan hareketle insanı ve toplumu harekete geçirecek uyarıcı ve diriltici düşünce üretimini çağdaş kavramlarla, çağdaş çözümlerle başarmak zorundadır. Üretmek yaşamaktır. Yeni bir dille yeni bir şeyler söylemek gerekir.
Çözüm, fıkıh, içtihad üretemeyen taklidçi aydınlar(!) ölmüştür. Düşünen, içtihad eden, fikir, amel ve ahlak üreten öncü ve örnek aydınlarımız yaşayacak, ümmeti ve insanı ihya ve ıslah edeceklerdir."