Bazen insanın bir sese ihtiyacı oluyor, “Yalnız değilsin” diyen bir ses duyması…
İnsan belli bir yaşa gelince hayatı daha iyi anlıyor. Gençken dünyanın dertlerini geçici sanıyorsunuz.
“Şu iş bir bitsin, rahat edeceğim…” “Şu sıkıntıyı atlatalım, huzura kavuşacağım…” “Çocukların işleri yoluna girsin, artık kafam rahat edecek…” “Şu borçlar bitsin, şöyle bir nefes alacağım…” Diyorsunuz.
Ama hayat insana böyle olmadığını öğretiyor maalesef. Öyle ki : Bir sıkıntı bitiyor, başka bir sıkıntı başlıyor. Tam “oh be!” diyeceğiniz anda kapınız başka bir meseleyle çalınıyor. Bazen sağlık…
Bazen evlat… Bazen geçim… Bazen dost… Bazen aile… Bazen iş… Bazen de hiçbir sebep yokken insanın içine çöken bir hüzün…
İnsan bir noktadan sonra kendi kendine soruyor: “Ne zaman bitecek bütün bunlar?” Ben de altmışlı yaşlara gelmiş bir insan olarak zaman zaman bunu düşünüyorum. İnsan ömrünün yarısından fazlasını geride bırakınca, hayatın aslında “rahat etmek” üzerine kurulmadığını daha iyi anlıyor. Çünkü dünya imtihan yeri. Kur’an bize bunu açıkça hatırlatıyor:
“Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155) Demek ki mesele, dünyada hiç sıkıntı yaşamamak değil. Mesele, sıkıntının içerisinde insanlığımızı ve imanımızı kaybetmemek. Çünkü bazen insanı asıl yoran yaşadığı sıkıntı değil, sıkıntının hiç bitmeyecekmiş gibi görünmesidir.
Bir de insanın gönlünü yoran başka bir mesele var: İnsanları memnun edememek. Ne yaparsanız yapın bir eksik bulunuyor. Yıllarca iyilik yapıyorsunuz… Fedakârlık ediyorsunuz… Birinin elinden tutuyorsunuz… Bir kapıyı açıyorsunuz… Bir sıkıntısını omuzluyorsunuz… Ama zaman geçiyor, yaptığınız iyilik iyilik olmaktan çıkıp göreviniz haline geliyor. Dün teşekkür edilen şey, bugün sizden beklenen sıradan bir vazife oluyor. Bir gün yapmadığınızda ise sanki yıllarca hiç yapmamışsınız gibi kırgınlık başlıyor.
İşte insanın canını en çok bu acıtıyor. Çünkü insan bazen yaptığı iyiliğin karşılığında teşekkür bile beklemiyor. Sadece anlaşılmak istiyor. “Sen de yoruldun.” denilsin istiyor. “Sen de insansın.” denilsin istiyor. “Bugüne kadar yaptıklarını unutmadık.” denilsin istiyor. Ama çoğu zaman bunlar da olmuyor.
İnsan, sessizce içine kapanıyor. Sonra kendi kendine diyor ki: “Ben daha ne yapabilirim?” İşte tam burada iman imdada yetişiyor. Çünkü insanın Allah’a olan inancı olmasa, bu dünyanın yükü gerçekten çekilecek gibi değil. Bazen insanın gönlü daralıyor. Bazen sabrı tükeniyor. Bazen isyanın eşiğine kadar geliyor. “Yeter artık…” diyor. Ama sonra bir yerden bir ayet, bir dua, bir secde, bir dost sözü yetişiyor.
İnsan yeniden toparlanıyor.
Çünkü biliyor ki: Bu dünya son durak değil. Burada her şeyin hesabı görülmeyecek. Burada her iyiliğin karşılığı alınmayacak. Burada herkes sizi anlamayacak. Burada herkes hakkınızı teslim etmeyecek. Bazen iyi olduğunuz halde suçlanacaksınız. Bazen sustuğunuz halde konuşmuş sayılacaksınız.
Bazen yaptığınız iyilik unutulacak. Bazen de hiç hak etmediğiniz sözleri duyacaksınız.
Ama bütün bunların üzerinde bir hakikat var: Allah görüyor. İşte insanı ayakta tutan da bu. İnsanlardan beklediğiniz karşılığı bulamadığınızda üzülüyorsunuz. Ama Allah için yaptığınız hiçbir iyiliğin kaybolmayacağını bildiğinizde gönlünüz yeniden huzur buluyor.
Belki de hayatın en büyük imtihanlarından biri budur: İnsanlardan beklediğimizi azaltıp Allah’tan umudumuzu çoğaltmak. Çünkü insan değişir. İnsan unutur. İnsan nankörlük edebilir. İnsan bugün yanınızda, yarın karşınızda olabilir. Ama Allah’ın hesabında hiçbir iyilik kaybolmaz. O yüzden sevgili dostlar; Eğer bugün yorulduysanız… Eğer “Ben artık dayanamayacağım.” diyorsanız… Eğer yaptığınız iyiliklerin görülmediğini düşünüyorsanız… Eğer yıllardır verdiğiniz mücadelelerin karşılığını alamadığınızı hissediyorsanız… Eğer içinizden zaman zaman “Yeter artık!” diye geçiriyorsanız…
Lütfen kendinizi yalnız sanmayın. Bu duyguları yaşayan sadece siz değilsiniz. Belki yanınızdaki insan da aynı yükü taşıyor. Belki gülerek konuşan arkadaşınızın içinde kimsenin bilmediği bir yangın var. Belki her şeye güçlü görünen insan, gece başını yastığa koyduğunda sessizce ağlıyor. Belki “iyiyim” diyen insanın söyleyemediği onlarca cümlesi var. Onun için birbirimize biraz daha anlayışlı olalım. Birbirimizin yükünü artırmak yerine azaltalım. İyiliği görev haline getirmeyelim. Fedakârlığı sıradanlaştırmayalım. Bir insanın yıllarca yaptığı güzel şeyleri, bir gün yapamadığı bir şey yüzünden unutmayalım. Ve en önemlisi… Birbirimizi yormayalım. Çünkü hepimiz yorulduk. Hepimizin bir yerinde kırgınlık var. Hepimizin içinde söyleyemediği birkaç cümle var. Hepimizin geçmişinde “Keşke…” diye başlayan hikâyeler var. Hepimiz aslında aynı yere gidiyoruz. Bir gün geriye dönüp baktığımızda anlayacağız ki; Dünya için birbirimizi kırmaya, birbirimizi tüketmeye, birbirimizden kusursuzluk beklemeye değmezmiş. Belki de huzur, bütün sıkıntıların bitmesi değildir. Huzur, sıkıntıların hiç bitmeyeceğini bilerek Allah’a güvenebilmektir.
İnsan bazen dünyada rahat edemiyor. Ama Rabbine sığındığında gönlünde bir rahatlama oluyor.
Çünkü biliyor ki bu hayat geçici. Bu dert geçici. Bu kırgınlık geçici. Bu yorgunluk geçici.
Nihayetinde…
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
(Bakara, 153)
Öyleyse biraz daha sabır… Biraz daha dua… Biraz daha tevekkül… Ve birbirimize biraz daha merhamet… Çünkü belki de karşımızdaki insanın ihtiyacı olan şey büyük bir nasihat değil. Sadece bir cümle: “Yalnız değilsin kardeşim. Ben de yoruldum. Ama beraber sabredeceğiz.” İşte bazen insanı hayata yeniden bağlayan şey budur.
Dünyada belki tam anlamıyla rahat yok. Ama iman varsa umut var. Dua varsa kapı var. Sabır varsa dayanacak güç var. Ve Allah varsa… Hiçbir sıkıntı sonsuz değil. Canımız sağ olsun.
Gönlümüz Allah’a emanet olsun. Gerisi… Can sağlığı.
24.08.2026
Hasan Günay