Çöl, hayatın bütünüyle yok olduğu mekânın ya da sahanın değil; canlılığın sürekliliğini sağlayan su kaynaklarının ve besleyici takviye ağlarının seyrekleştiği ileri derecede kurak alandır. Bu sebeple kültürel çölleşme, kültürü canlı tutan anlam kaynaklarının aşırı erozyona bağlı olarak kuruması yahut kast-ı mahsusa ile kurutulması ve kendi kendisini yeniden üretme yeteneğini kaybetmesidir.

"Kültürel çölleşme," kültürel üretimdeki gerileme, geleneklerin zayıflaması veya toplumun sanat ve edebiyatla ilişkisinin azalması anlamlarının çok ötesinde derin bir varoluş hâline işaret eder. Çünkü çöl, hayatın bütünüyle yok olduğu mekânın ya da sahanın değil; canlılığın sürekliliğini sağlayan su kaynaklarının ve besleyici takviye ağlarının seyrekleştiği ileri derecede kurak alandır. Bu sebeple kültürel çölleşme, kültürü canlı tutan anlam kaynaklarının aşırı erozyona bağlı olarak kuruması yahut kast-ı mahsusa ile kurutulması ve kendi kendisini yeniden üretme yeteneğini kaybetmesidir.
Vakıa, kültür, üretilen sanat eserlerinden, korunan geleneklerden ve dilin kullanımından ibaret değildir. Bunlar, dünyayı anlamlandırma, geçmişi hatırlama, geleceği tasavvur etme ve hayatı bir değer nizamına bağlı olarak yaşama kudretinin tezahürleridir. Kültürel çölleşme tam da bu derin katmanda başlar. İnsanlar konuşmaya, üretmeye ve tüketmeye devam etseler de irfan damarlarının tıkanmasıyla yaptıklarının niçinini, yani hikmetini giderek kaybedebilirler. Biçimler varlığını sürdürürken onları besleyen ruhla aradaki rabıta zayıflar. Esas tehlike de sessizlik değil, anlam kaybıyla perdelenerek devamda ısrar etmektir.
Yeni anlamlar doğurmadan kendini tekrar eden kültür görünürde yaşıyor kabul edilse de hakikatte çoktan yüzünü toprağa çevirmiş sayılır. Nihayet bu bir darlık buhranıdır. Geçmiş hatırlanır fakat anlaşılmaz, gelenek sürdürülüyormuş zannedilir fakat idrak edilip benimsenmez, sanat üretilir fakat varoluş hikmetine dokunamaz. Böylece kültür, canlı bir hafıza olmaktan çıkarak romantizm yüklü bir dekora dönüşür. Vâ-esefâ!
Kültür, medeniyet unsurlarının tezahürü fiiller olduğundan doğrudan kimlik ifadesidir. Bu bakımdan toplumun kültürel geleceği yahut bekası, sahip olduğu kültürel ürünlerin çokluğundan ziyade, köklerden beslenerek derin anlam üretebilme kudretine bağlıdır. Kültür, insanın neyi nasıl yaptığını ve neden yaşadığını söyleme gayretidir. Bu da hikmete dönük yüzdür.