İsrail, Mekke Anlaşması'nın Husi saldırıları karşısında yetersiz kalarak başarısız olmasını istemektedir. Çünkü Suudi sermayesi, Türk savunma/İHA teknolojisi ve nükleer güç Pakistan'ın kapasitesini birleştiren bu ortak caydırıcılık yapısı, İsrail'in bölgedeki askeri hareket alanını sınırlama ve stratejik üstünlüğünü tehdit etme potansiyeli taşımaktadır.

Resmi düzeyde kendilerini Ensarullah (Allah'ın yardımcıları)olarak adlandıran Husiler, Yemen nüfusunun üçte birini oluşturan Şiiliğin Zeydilik koluna mensup olan ve adını hareketin kurucusu Hüseyin el-Husi (1959–2004) ile babası Bedrettin el-Husi'den (1926–2010) alan silahlı bir gruptur.Yemen nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Zeydilerin toplumsal ve coğrafi açıdan temel yerleşim alanları, ülkenin kuzeyinde yer alan ve Suudi Arabistan'ın güneyindeki Cizanve Asir bölgelerine yakın dağlık Saada bölgesidir. Husi hareketi de Saada merkezli Zeydi toplumunun güçlü aileleri ve din adamları içerisinden çıkmıştır.
Riyad'ın Temel Önceliği
Saada bölgesinin Suudi Arabistan sınırına yakınlığı, Riyad'ın Yemen'e yönelik politikalarında belirleyici bir etkendi. Dolayısıyla Riyad'ın bölgeye ilişkin birincil önceliği, Yemen'de kendisine tehdit oluşturmayacak bir siyasi düzenin kurulmasıydı. Örneğin, 26 Eylül 1962'de subayların Kuzey Yemen'deki imamlık yönetimini devirerek cumhuriyet ilan etmesi, Suudi Arabistan'ın Yemen'de kendisine tehdit oluşturmayacak bir siyasi düzenin kurulmasına yönelik hassasiyetini ön plana çıkarmıştır. Bu gelişmenin ardından, 1962–1970 yılları arasında cumhuriyetçiler ile imamlık yanlıları arasında bir iç savaş yaşandı. İç savaş boyunca Mısır, Cemal Abdünnasır liderliğinde cumhuriyetçileri desteklerken Suudi Arabistan, ağırlıklı olarak imamlık yanlılarının yanında yer almıştı.
Husi hareketi ile Suudi Arabistan arasındaki anlaşmazlığın düşünsel temelleri 1990'lı yıllarda atılmıştır. Husilerin ABD ve Körfez monarşileri karşıtı söylemleri ile Suudi Arabistan'ın bölgedeki Vahhabi ve Sünni etkisine yönelik eleştirileri gerilimin fikri altyapısını oluşturmuştur. İki taraf arasındaki fiili ve silahlı ters düşme ise ilk olarak 2004 yılında Husilerin Saada bölgesinde Yemen hükümetine karşı ayaklanmasıyla başlamıştır. Suudi Arabistan, kendi sınır hattında gerçekleşen bu çatışmalarda Yemen yönetimine askeri destek vererek Husilerin karşısında yer almıştır. 2011 Arap Baharı sürecinde Ali Abdullah Salih yönetiminin devrilmesiyle oluşan otorite boşluğundan Husilerin Eylül 2014'te Yemen'in başkenti Sana'yı ele geçirmesi ve Mart 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesi, Riyad-Husi ilişkilerini belirgin biçimde kötüleştirmiştir.
İran'ın bölgesel stratejileri
İran'ın Zeydi ve Husi topluluğuyla ilk düşünsel yakınlaşması 1979 İran İslam Devrimi sonrasında başlamıştır. Hareketin ruhani lideri Bedrettin el-Husi ve çevresi, devrimin lideri Humeyni'nin anti-emperyalist söylemlerini benimseyerek Tahran ile ilk fikirsel bağları kurmuştur. Bu ilgi, 1994 yılındaki Yemen İç Savaşı sırasında Bedrettin el-Husi ve oğlu Hüseyin el-Husi'nin İran'a gitmesiyle fiili bir destek sürecine dönüşmüştür. 1994'ten itibaren İran Devrim Muhafızları devreye girerek Saada başta olmak üzere Zeydilerin yoğun olduğu bölgelerde onlarca eğitim merkezi açmıştır. Zamanla bu destek, finansal ve askeri teçhizat alanını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu askeri ve fikri eğitimin sahaya yansıması ilk kez 2004 yılındaki Saada silahlı ayaklanmasında netleşmiştir.
İran ile Husiler arasındaki ilişkinin bölgesel ölçekte stratejik destek ve ittifak düzeyine tırmanması ise 2014 yılında Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesi ve 2015 başında hükümeti devirmesiyle gerçekleşmiştir. Sana'yı kontrol altına alan Husi heyetlerinin Tahran'a gitmesiyle birlikte taraflar arasında sivil havacılık, Hudeyda Limanı'nın genişletilmesi, enerji hatları ve Yemenli kadroların eğitilmesi gibi stratejik alanlarda resmi anlaşmalar yapılmıştır. İç savaş süresince İran; Devrim Muhafızları, Lübnan Hizbullahı ve Iraklı uzmanlar aracılığıyla Husilere gelişmiş balistik füze, seyir füzesi ve İHA teknolojileri aktararak grubu "Direniş Ekseni"nin ve Kızıldeniz'deki bölgesel denklemin kilit bir askeri gücüne dönüştürmüştür.