Çağdaş İslam düşüncesi terkibindeki anlam ve kapsam daralmasının yol açtığı sonuçlardan biri, neredeyse yüzyıldır düşüncenin asli gündeminin siyasi olmasıdır. Devlet eliyle uygulamaya konulan ve içtimai hayattaki dönüşümü devletin dönüşümünün ardına alarak ilerleyen Batılılaşma ve modernleşme süreci, bilhassa iki alanda anomaliler ortaya çıkardı. Bunlardan birincisi, iktisat; ikincisi siyaset alanıdır. Bu iki alanın anomaliler üretmesinin temel sebebi, modern iktisat ve siyaset düşüncesi ve nizamının klasik dönemde hakim olan iktisat ve siyaset düşüncesi ve nizamından köklü bir şekilde farklılaşmasıdır. İslam’ın klasik döneminden intikal eden siyaset ve iktisat metinlerini okuyup içselleştiren insanlar modern dünyayı anlama ve çözümleme mahareti kazanamıyor. Hakikaten bu sorunu derinden kavramak gerekiyor.
Bir kimse Eşarî, Mâtürîdî, Fârâbî, İbn Sînâ, Gazzâlî, Sühreverdî, Fahreddin er-Râzî, İbnü’l-Arabî, Konevî, Teftâzânî ve Cürcânî gibi büyük mütekellimleri, filozofları, mutasavvıfları ve muhakkikleri okuyup anladığında felsefeyi, kelam ve tasavvufu öğrenebiliyor. Modern dünyada cari olan felsefe, teoloji ve mistisizm tartışmaları sadece farklı görüşleri öğrenmekten ibaret hale geliyor. Bu durum, Eflâtûn, Aristoteles ve Plotinos gibi Yunan ve Helen döneminin büyük filozof ve mistikleri için de geçerlidir. Fakat modern siyasî ve iktisadî düzen kelimenin hakiki anlamıyla büyük dönüşümler içeriyor. Uluslararası ilişkileri anlatan herhangi bir kitabın başlıkları, klasik bir siyaset metninin başlıklarıyla bırakın aynılığı benzerlik bile sergilemez. Bu, klasik ve modern dönem arasında derinden süreklilik olmadığı anlamına gelmiyor, sadece yeni bir dünya düzeninde bulunduğumuzu ve bu düzenin kavram, önerme ve araçlarının klasik dönemdekinden kökten farklı olduğunu ifade ediyor.
Aslında aynı durum teknolojinin de temelinde bulunan fizik ve matematik bilimler için de geçerlidir. Bir kimse İbn Sînâ’nın, Cüveynî’nin veya Fahreddin er-Râzî’nin fiziğini, Harezmî, Nasîruddîn et-Tûsî veya Kemaleddin b. Yunus’un matematik eserlerini okuyarak çağdaş matematik bilimlerinde maharet kazanamaz. Fakat bu alanlarda siyaset ve iktisatta olduğu gibi anomaliler ortaya çıkmıyor. Çünkü fizik ve matematik bilimlerin, klasik dönemin maharetini içererek aştığı, en azından buna kabil olduğu kabul ediliyor. Bu sebeple kimse teorik fizik derslerinde izafiyet teorisini veya kuantum mekaniğini okuyoruz da niçin Aristoteles veya İbn Sînâ fiziği okumuyoruz demiyor. Herkes pekâlâ biliyor ki Aristoteles ve İbn Sînâ fiziği artık bilim ve felsefe tarihçiliğinin işi haline geldi. Eğer bunlardan hareketle yeni dönemin fiziğine katkı olacaksa bunun yolu da büyük filozofların ve fizikçilerin bildik sınırların dışına taşan ilgileri sayesinde olabilir.