"Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir." İsrâ Suresi 1.
Nübüvvetin 11. yılı, miladi takvimin 621 yılında, Recep ayının 27. gecesi, Allah Resulü'nün (s.a.v.) bu gecede Kâbe'de bulunan Hicr veya Hatim denilen yerden Kudüs şehrinde bulunan Mescid-i Aksa'ya götürülmesine isra, buradan da özel bir vasıtayla en yüce makama yükseltilmesine de miraç denilmektedir.
,Özellikle bu gecenin İsra bölümü, Kur'an-ı Kerim'de İsra suresinin birinci ayeti celilesinde, Cenab-ı Allah'ın işaret ettiği ve bize tanıttığı bir gecedir.
İsra ve Mirac hadiselerinin Peygamber Efendimizin manevi desteğe ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde gerçekleştiğini, bu nedenle Hazreti Muhammed'in (s.a.v.) hayatında önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Peygamber Efendimiz, o çok zor ve çok sıkıntılı dönemde, Hicretten de 17-18 ay öncesinde, bin bir ümitlerle gitmiş olduğu Taif'ten tabiri caizse dövülerek, sövülerek, üzerine ölmüş hayvanların işkembeleri atılarak dönmüştü.
O yolculuk çok çetin ve meşakkatli bir yolculuk olmuştu. Kısacası bir insanın yaşayabileceği en kötü anıları yaşamıştı.,
O derece kendisine işkence ettiler ki Cenab-ı Allah o yolculuk esnasında Cebrail Aleyhisselam'ı Peygamberimize göndererek 'Eğer istiyorsan Rabbin bu iki dağı bunların başına geçirecek.' dediği zaman,
O rahmet Peygamberi 'Allah'ım kavmimi hidayete erdir, zira onlar bilmiyorlar.' demek suretiyle rahmet ve merhamet dersini orada veriyordu.
Kendisine karşı yapılan o zülüm, işkence ve haksızlıklara karşı bir intikam duygusu beslememiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.) tam bu dönemde, en etkili hamilerini hem de destekçilerini olan eşi Hazreti Hatice'yi ve amcası Ebu Talip'i kaybetmişti. Bu yıl hüzün yılı olarak tarihe geçmiştir.
Ardından yine bu döneme denk gelen, Peygamberimiz ve inananlara karşı boykot uygulaması gerçekleşmiştir.
Mekkelilerin, Peygamberimiz ve arkadaşlarıyla hiçbir şekilde alışveriş yapmamak, kız alıp vermemek, selam dahi vermeme üzerine ahitleştikleri bir boykot düzenleyip, boykot maddelerini yazıp Kâbe'nin duvarına astılar.
Peygamberimizin hayatında yaşamış olduğu en sıkıntılı günlerin olduğu bu günlerden bahseden sahabeden biri, o boykot günlerini şöyle anlatıyor;
'Öylesine açlık, öylesine susuzluk ve öylesine zor günler geçirdik ki içimizden birisi bir kenarda hayvan derisini bulduğu zaman onu ısıtıp, kaynatıp, suyunu içeceğimiz de seviniyorduk.'
Böylelikle Sahabe de İsra ve Mirac Gecesi öncesinde Peygamberimiz (s.a.v.) ile birlikte bu sıkıntıları yaşıyordu.
İşte İsra ve Miraç hadisesi, Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve ashabı böyle zorluklarla, yokluklarla, yoksullukla, açlıkla, zülüm ve işkence altında imtihan edildiği bir dönemde gerçekleşmiştir.
. "Tüm bunların üzerine Cenab-ı Allah Peygamber Efendimizi (Aleyhisselatu Vesselam) katına almak üzere, ona özel bir seyahat nasip eylemek suretiyle, adeta yeryüzünün tanıyacağı ve bileceği, en güzel olan, yeryüzünün en kıymetlisi olan Peygamber Efendimizi, adeta teselli etmek için Recep ayının 27'nci gecesinde böyle güzel, muhteşem ve eşsiz bir ikramda bulunuyor.
İsra ve miraç mucizesi, şerh-i sadr denilen olayla başlamaktadır.
Efendimiz gece yolculuğuna çıkmadan önce göğsü manevi bir şekilde açılarak kalbi zemzemle yıkanır ve içine iman ve hikmet doldurulduktan sonra tekrar yerine konulur.
Bu olay, Efendimizin, bu mucizevî yolculuğa çıkmadan önce manevi olarak hazırlanması ve normal bir insanın takat ve tahammül sınırlarını aşan görüntüler için manevi kuvvetini takviye edilmesi anlamı taşır.
Aynı zamanda bu olay, erdemli bir insan olma yolunda kemal yolculuğuna çıkmak isteyen müminin öncelikle kalbini dünyevi meşgalelerden arındırıp imanla doldurduktan sonra bu yolculuğa çıkması gerektiğini bize öğretmektedir.
Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam, gecenin küçük bir kısmında önce Mekke'den Mescid-i Aksa 'ya, oradan da göklere Cenab-ı Allah tarafından yükseltilmek suretiyle, özellikle işin İsra kısmı ayet-i celilelerle, Mirac da Peygamber Efendimizin hadisleriyle sabittir.
Peygamberimizin bu yolculukta kendisinden önce gelen peygamberlerle bir araya gelmesi, onlara imamlık yapmak suretiyle onlara namaz kıldırması, ayrıca gökyüzüne çıkarken her bir semada bir peygamberle selamlaşmıştır.
Hazreti Âdemle, Hazreti İsa'yla, Hazreti Yahya'yla, Hazreti Yusuf'la, Hazreti İdris'le, Hazreti Harun'la, Hazreti Musa aleyhisselatu vesselamlarla tek tek görüşmüş, selamlaşmış ve dualaşmıştır.
Bu yolculuğu Peygamber Efendimiz hem ruh hem de bedenle yapılmıştır.
Peygamberimizin bu yolculuğu esnasında kendisini davet etmiş olduğu hususları Cenab-ı Allah bu gecede peygamberimize özet göstermiştir.
Bu yolculuk esnasında Cenab-ı Allah, Peygamber Efendimize cehennemden ve cennetten manzaralar göstermiştir.
Bu yolculukların en önemli duraklarından birisi de Bizlere Hazreti Ömer'in ve Selahaddin-i Eyyubi'nin hediyesi olan Mescidi-i Aksa'dır.
İsra ve Mirac hiçbir beşere nasip olmayacak ilahi lütuftur.
Gecenin çok kısa bir vaktinde gerçekleşmiş, hatta Peygamberimiz geri döndüğünde yatağının sıcaklığı daha kaybolmamıştır. İnsan aklının almayacağı bir mucizedir.
O dönemde bu olaya herkesin inanması mümkün değildir.
Müşrikler, Peygamberimizle (Aleyhisselatu Vesselam) bu konuda da alay etmek istiyorlar ve inanmıyorlar.
Allah Resulü buyuruyor ki 'Onlarla böyle cebelleşirken onlar benim oraya gitmiş olmama inanmama halin delerken Allah gözümün önünden perdeyi kaldırdı. Onlar bana soruyorlar ben onlara Mescid-i Aksa'yı anlatıyorum.' diye bildiriyor.
Bu konuda müşrikler Hazreti Ebubekir'e giderler ve derler ki;
'Ya Ebubekir sen Muhammed'in en yakın dostusun, seninki bir şeyler söylüyor, gecenin bir vaktinde Mekke'den Kudüs'e oradan da göklere çıkmış, şimdi de böyle demeye başladı.
Müşrikler alay edince Hazreti Ebubekir;
‘Muhammed bunları söylediyse doğrudur’ diyerek Hiçbir tereddüt, hiçbir şüpheye mahal bırakmadan cevap veriyor. ‘Zira biz her gün onun semalardan getirmiş olduğunu tasdik ediyoruz.’
O günden itibaren Hazreti Ebubekir, Es-Sıddık oluyor.
Ayete geçen, Mescidi-i Aksâ ve etrafının mübarek olması ise şöyle izah edilmiştir:
Din ve dünya bereketiyle bereketlendirilmiştir. Etrafında yeşillikler ve ırmaklar vardır.
Pek çok peygamber orada yaşamış ve bu sebeple de vahyin iniş mekânı olmuştur.
İsrâ hâdisesi sebebiyle de ayrıca bereketli kılınmıştır.
İsrâ ve Miraç olarak ifade edilen bu ilâhî ikram, bütün beşerî perdeler kaldırılarak idraklerin ötesinde ve tamamen ilâhî ölçülerle gerçekleşen bir lütuftur.
Meselâ, beşerî manada mekân ve zaman mefhumu ortadan kalkmış, milyarlarca insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir yolculuk ve sayısız müşahedeler, bir saniyeden daha az bir zaman içerisinde vuku bulmuştur.
Mi'rac, insanlık tarihinin eşi, emsali görülmemiş ve asla da görülmeyecek olan yüksek hakikatli bir hadisesidir.
Her bir safhası hikmetlerle dolu olan mi'rac hakikati, Kuran’daki beyan ediliş şekliyle sadece ve yalnız Allah'ın Yüce Peygamberine (a.s.m) nasip olmuştur.
Mi'rac olayı irade edildiği ve gerçekleştirildiği şekliyle, baştan sona insanlık ve onun saadeti adına yapılmış Allah'ın sonsuz bir ikramıdır.
Bu yolculukta Cenabı Hak, kulu ve Resulü’ne acayip ve harikulade hâdiseler göstermiştir
Ayrıca, bu gecede verilen ve Miracın, İslam'ın gayesini sembolize eden üç hediyesi;
Birincisi; Peygamber Efendimiz (s.a.v.),in gözümün nuru, müminlerin miracı dediği namaz;
İkincisi; Bakara suresinin son iki ayeti,
Üçüncüsü; de şirk koşmamak şartı ile ''La ilahe illallah diyen ve istikametini imana çeviren herkesin sonunda cennete gireceği müjdesi.
Miraç gecesinin bize en büyük hediyesi olan namaz, bizi Allah'a yaklaştıran, ulaştıran en güçlü ibadet.
İnsanların kıyamete ilk hesaba çekileceği ibadet, namaz ibadetidir.
Namaz ile yeniden dirilmeli, hayatımıza bir çeki düzen vermeli.
Rabbimizin huzurunda muhasebeyi öğreten, her an ölümü hissettiren, dünyayı ve ahreti hatırlatan ibadettir namaz.
Namaz öyle bir ibadettir ki, etkisini, ibadet dışındaki davranışlarda da yansıtır.
Bir müminin miracı, günde kıldığı 5 vakit namaz iledir. Kıldığı bu namaz ile Allah'ın huzuruna manen yükselmektedir. .Bu gecenin bize vermek istediği en önemli mesajlardan birisi de müminin miracı namazın hayatımızda ne kadar önemli olduğu mesajıdır.
Efendimiz (s.a.v.) İşte mi'rac hadisesiyle dünya ve ahretin ortasında durarak. Ahretin durumunu Allah'ın izni ile müşahede etmiş ve orayı kazanmak için de dünyada nelerin yapılması gerektiğini 23 sene boyunca beyan ederek iki dünyanın da rehberi olmuştur.
Bu cihetle, mi'rac, her yönüyle hikmet, fazilet ve mucizelerle dolu eşi benzeri bulunmaz, iki dünyanın da saadetine vesile olan ikramlar serisidir.
Sözün kısası, İnsanlığa rehber olarak gönderilen bütün peygamberlerin tebliğ mücadelesi, yaşadığı zorluklar, kavimleriyle imtihanı, mutlu ve hüzünlü anları, kısacası hayatının her safhası bizler için ibret ve derslerle doludur.
Allah bizlere, Peygamberimizin şahsında teslimiyetin, sebatın, sadakatin ve tevazünün zirvesini gösterdiği gibi bu güzellikleri hayatımıza da hâkim kılsın.
Miraç Gecesi'ni en güzel şekilde idrak edip, İyiliklere, güzelliklere, ihlâsa ve takvaya, erdeme ulaşmaya yüce Rabbimizden niyaz ederken, İslam âlemindeki akan kanının ve gözyaşının durmasına, Ümmetin uyanmasına ve kuruluşuna, insanlığın da hidayetine vesile olmasını yüce Allahtan niyaz ediyorum.
Selam ve duayla.
SEYİTHAN KAYA