“Düşünmeyen toplum, başkalarının düşündüklerini yaşamak zorunda kalır.”
Bu cümle, bir hakikatin kapısını aralıyor: Zihni bağımsız olmayan toplumların, kaderleri de bağımsız olmaz. Düşünce, bir milletin varlık alanını kuran irfan damarının özüdür.
Düşünmek…
Ruhun kendini hatırlama çabasıdır.
Varlığın hakikatine yönelmek, eşyaya içerden bakabilmektir.
Bugünün insanı içinse, gürültü çağının içinde kaybolmuş bir imkân.
KÖKSÜZ ZIHIN, YURTSUZ GELECEK
Bir toplum düşünüyormuş gibi yapabilir; ekranlardan taşan görüntüler, sloganlar, hazır cümleler bu yanılsamayı diri tutar. Fakat düşünmek, kalıpların tekrarına değil, kendi medeniyet köklerinden beslenen bir şuur sıçramasına dayanır.
Düşünce üretmeyen toplum, kökünden kopmuş bir ağaç gibidir.
Toprağı yoktur, yönü yoktur, iradesi yoktur.
Rüzgâr nereden eserse oraya savrulur — üstelik savrulduğunu bile fark etmeden.
HÜKMEDILEN ZIHINLER, KIRALANMIŞ HAYATLAR
“Başkalarının düşündüklerini yaşamak”…
Peki kimdir o başkaları?
Küresel kültür endüstrileri…
Sistemi ayakta tutan ideolojiler…
Popüler akımlar, pazarın beklentileri, yabancılaşmış hayat modelleri…
Kısacası: düşünce üreten herkes.
Düşünce üretmeyen toplum, düşünce ithal eder.
İthal edilen fikir, ithal edilen kader demektir.
Zihnine sahip çıkamayan, kendine de sahip çıkamaz.
Ruhunu kuramayan toplum, dünyanın hâkimi değil, dünyanın nesnesi hâline gelir.
HAKIKATI ARAMAK BIR SORUMLULUKTUR
Hakikati aramak bir lüks değil, bir varoluş görevidir. Çünkü hakikati aramayan toplum, hakikat diye kendisine sunulan her şeyi sorgusuz kabul eder. Manipülasyonun, yönlendirilmiş bilincin, paketlenmiş gerçekliğin kurbanı olur.
Düşünmek zor iştir; yalnızlığa çağırır, konforu bozar, ezberi yıkar.
Ama milletler konforla değil, idrakle yükselir.
Hakikat arayışı, insanı hem göğe kanatlandırır hem yere sabitler; merkezini bulmamış zihnin dünyası dağılır, merkezini bulan zihnin dünyası ise yeniden kurulur.
YENIDEN DÜŞÜNMENIN VAKTI
Bugünün dünyasında bilgi çoğaldı, ama hikmet azaldı.
Ses yükseldi, ama söz silindi.
Görüntü arttı, ama idrak kayboldu.
Kalabalık büyüdü, fakat şahsiyet küçüldü.
Bu yüzden, düşünmeye dair her uyarı aslında bir diriliş çağrısıdır.
Sanki zamanın bütün hakikat erleri tek bir ağızdan şöyle sesleniyor:
“Kendi zihnine sahip çık!
Kendi dünyanı kur!
Ruhunu yeniden merkezle, Çünkü düşünmek, insanın kendini yeniden doğurmasıdır.
Bir milletin kaderi ise, bu yeniden doğuşu göze alanların yüreğinde şekillenir.
Selam ve dua ile.