Bugün toplum olarak en büyük krizimiz, çoğu zaman farkına varmadığımız bir boşlukta gizlidir: liyakat eksikliği ve içsel dönüşümün ihmal edilmesi. İnsanlar makam, mevki ya da söz sahibi olmak için yarışıyor; fakat çoğu zaman bu görevleri hakkıyla taşıyacak bilgi, ahlak ve sorumluluk duygusundan yoksun kalıyor. İşte bu yüzden, söz çok ama derman yok; vaaz çok ama çare az.
İslam’ın özü, sadece ritüellere sıkışmış bir inanç değil; bireyin kendini dönüştürmesi ve toplumun adaletle inşasıdır. Kur’an’ın mesajı da, peygamberlerin örnekliği de bizi hep aynı hakikate çağırır: Önce insanın kendini düzeltmesi, sonra çevresini ıslah etmesi… Hikmet (bilgelik) ve irfan (manevi derinlik), bu yolculuğun anahtarıdır. Bilgi tek başına kuru bir ezberden ibaret kalırsa insanı dönüştürmez; ancak hikmetle yoğrulduğunda hayatı aydınlatır.
Bugün ne yazık ki din adına konuşan birçok ses, kelimelerle yetinen ama hayata nüfuz edemeyen bir anlayışı temsil ediyor. Kitaplardan alıntılar yapılmakta, ezberler tekrar edilmekte; fakat toplumun gerçek yaralarına derman olacak bir yol haritası sunulamamakta. Oysa İslam, yalnızca bireysel bir teselli değil, aynı zamanda toplumsal düzeni ayakta tutan bir ilkeler manzumesidir. Adalet, eşitlik, merhamet, insan hakları… Bunlar teoride kalmak için değil, hayatın merkezinde yaşamak için verilmiştir.
Asıl sorun, liyakatten yoksun temsilciler ile yüzeysel bir din anlayışının toplumda hâkim hale gelmesidir. Görev ehline verilmediğinde, dinin sözü de etkisini yitirir. Toplum, kendine rehberlik edecek hakiki öncüleri ararken, karşısına çoğu zaman ehil olmayan kişiler çıkıyor. Bu durum, hem bireysel hem de toplumsal yozlaşmayı hızlandırıyor.
Oysa İslam’ın çağrısı çok nettir: Sözle değil, hayatla şahitlik etmek. Ritüellerle sınırlı bir din anlayışı, modern dünyanın karmaşık sorunlarına çözüm olamaz. Gerçek din anlayışı, adaletin tesisi için mücadele eden, insan onurunu koruyan, liyakati esas alan ve bireyleri içsel bir dönüşüme çağıran anlayıştır.
Bugün içinde bulunduğumuz çürümenin panzehiri, işte bu iki ilkeye yeniden dönmektir:
-
Liyakat: Görev ve temsilin ehil olanlara verilmesi.
-
İçsel dönüşüm: Her bireyin, önce kendi kalbinde adalet ve hikmeti inşa etmesi.
Son söz şu olmalı: Eğer insan kendi içini onaramazsa, toplumu da onaramaz. Eğer toplum liyakati gözetmezse, adalet ayakta kalamaz. Bizim asıl ihtiyacımız, ne yeni ideolojiler ne de ithal çözümler… Asıl ihtiyacımız, İslam’ın özündeki hikmet ve irfanla yeniden buluşmak, liyakati ve içsel dönüşümü hayatımızın merkezine koymaktır.
Selam ve dua ile.