Düne göre bir adım daha fazla atmak lazım. Yavaş ve ağır adımlarla bir yol alınmayacağını bilmek lazım. Doğru ve isabetli kararlar için danışmalı, danışarak dağların aşılabileceğini öğrenmeliyiz. Öfkeliyken karar vermemeli, verilen kararları uygulamaya koymayan bir ekibi kurabilmeliyiz.
Her canlının farklı bir dünyası olduğunu bilmeli ve onlara değer vermenin önemini idrak etmeliyiz. Kiminle oturup kalkacağınızı, ne kadar değer vereceğimizi ve zamanı israf etmeden nasıl kullanabileceğimizi öğrenmeliyiz. Kime hangi görevi vereceğimizi ve ondan neler beklediğimizi bilmeliyiz. Muhatabımıza anlatmamız gereken konuyu anlayabileceği bir dille yalın ve açık bir şekilde anlatmalıyız. Elastik cümlelerden kaçınmalı, verdiğiniz talimatın geri dönüşünü beklemeli ve sonuca odaklandığımızı hissettirmeliyiz.
Engellerin sorun teşkil etmemesi gerektiğini vurgulamalı, umutsuzluğa kapılmamasını sağlamalı, ekip ruhunun her zaman yanında olduğunun güvencesini vermeliyiz. Önce dinlemeyi ve sonra kızmadan konuşmayı, tevazu ile hareket etmeyi, öfkemizi kontrol etmemizi, muhatabımızı hafife almamamızı, onunla konuşurken bir sevgiliyi dinler gibi, her cümlesini kaçırmadan gözlerinin içine bakarak dinlememiz gerektiğini unutmamalıyız.
Geldiğimiz yeri unutmamalı, kurum veya kişiler arası diyalogda emredici üsluptan ziyade nezaket dilini şiar edinmeli ve anlatım biçimimizde hedef; neden, niçin, nasıl sorularına muhatap olmadan konuyu izah etmemiz gerektiğini bilmeniz gerekir. Toplantılarda not almamızı, verilen kararları takip etmemizi, bilgimizi aşan konularda yardım almayı gurur meselesi yapmamalıyız. Verilen kararların arkasında durmayı, pazarlıksız adımlar atmayı, söz verdiğimizde yerine getirebilmeye gayret etmeli, yapamayacağımız sözleri özellikle idareci konumundaysak vermemeyi ilke edinmeliyiz. İnsanlarla barışık olmayı, tabana inmeyi, tavandakilere kapılıp kalmamayı, eğitime önem vermeyi, yaşlıya ve gence sahip çıkmayı, her şeyi Allah için
halka yapmayı ilke edinmeli ve tevekkülü elden bırakmamalıyız. Oturduğumuz makamın veya yaptığımız işin sorumluluğunu bilmeli, özverili çalışmayı elde bırakmamalı, verilen vazifeyi en küçük bir görev dahi olsa profesyonelce yapmayı, mesai gözetmeksizin işi savsaklamadan, elinizden gelenin en iyisini yapmayı bilmeliyiz.
Örneğin; Polis, asayişin neden bozulduğunu; Maliyeci, esnafın neden vergisini ödeyemediğini; Doktor, hastanın neden şifa bulamadığını; Öğretmen, öğrencisinin neden sıfır çektiğini; Patron, işçisinin alın teri kurumadan maaşını neden ödemediğini; Din adamları, insanların neden ibadethanelere gelmediğini sorgulamalıdır. Siyasetçinin de bu konuları enine-boyuna düşünmesi gerekmez mi?
Sonra da Allah yokmuş gibi yaşanmayacağını bilmeliyiz.