Üzerinden 113 yıl geçmesine karşılık acı, hüzün, felaket, ölüm ve kaybedilen “Evladı Fatihan” yurdu konusunda ne yazık ki ciddi araştırmalar, okumalar ve analizler yapılmadı. Yüz yıldan fazla süre geçmesine rağmen o yılları anlatan roman, hikâye ve akademik yayınlar yok denecek kadar az. Hâlbuki Balkan Mağlubiyeti sonrasında dönemin aydınları konuyu ciddi anlamda ele almış ve eleştirmişlerdi.
Balkan Mağlubiyeti sonrasında Celal Nuri İleri “Tarihi Tedenniyat-ı Osmaniye(Osmanlının Gerileme Tarihi), Mukadderat-ı Tarihiye(Tarihin Alın Yazısı) ve İlel-i Ahkamiyemiz((Ahlaki Kusur ve Hastalıklarımız)” adlı eserleri yazarak dönemin çürümelerini kaleme aldı.
M. Şemsettin Günaltay “Zulmetten Nura, Hurafetten Hakikate” adlı eserleri kaleme alarak mağlubiyetimize ışık tutmaya çalıştı.
Tüccarzade İbrahim Hilmi “Türkiye Uyan, Maarifimiz ve Servet-i İlmiyemiz, Milletin Hataları ve Milletin Kusurları” adlı eserleri telif ederek çare ve çözümler ileri sürdü. İbrahim Hilmi Bey Osmanlı Maarif Bütçesinin 21 milyon Frank, Bulgaristan’ın maarif bütçesinin 40 milyon Frank’tan fazla, Romanya’nın maarif bütçesinin 48 milyon Frank olduğunu yazarken nüfuslarında değerlendirmesini yapmış ve Osmanlının nüfusunun fazla olmasına karşılık eğitime ayırdığı payın az olduğuna dikkat çekmişti. Eğitimsizlik dertlerimizin başında geliyordu.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu “Talim ve Terbiyede İnkılâp, Terbiye-i Avam”(Halk Eğitimi) adlı eserleriyle buhranlarımızı işaret ediyordu. Eğitim yoluyla insanların uyandırılması, bilgilendirilmesini şart koşuyordu.
Binbaşı Nuri Conker “Zabit ve Komutan” adlı eserinde Balkan yenilgimizin askeri eğitimimiz ve askerlik ruhu ile ilgili problemlerini ortaya koyarak çözüm yollarını göstermeye çalışıyordu.
Yarbay Mustafa Kemal o günlerde “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal” adlı eseriyle askeri problemlere parmak basıyordu. Ona göre vatan sevgisi, görev duygusu ve askeri eğitimdeki yetersizlikler hatta annelerin çocuk beşikteyken söyleyecekleri ninniler ile çocukların eğitimini verememelerinden kaynaklandığını ileri sürer. Bulgarlar şarkılarında “Edirne bizimdir, Edirne bizimdir” şarkılarıyla çocuklarını eğittiğine şahitlik eder. Hâlbuki paşa Türk subaylarına çağrı yaparak çalışmalarını söylediğinde; Bulgar, Sırp, Romen ve Rum askerleri geceli gündüzlü çalışıyorlardı.
Binbaşı Hafız Hakkı bozgunun psikolojik nedenlerin içinde eğitimin önemine vurgu yaparken savaş öncesinde toplum bilgisiz, ekonomik olarak geri bırakılmış, insanlar aç ve sefil duruma düşülmüş, gençler kahve köşelerinde pinekliyor, öğrenciler korkak ve pısırık yetiştiriliyorsa mağlubiyetin kaçınılmaz olduğunu işaret ediyordu.
Evet, günümüzde devleti yönetenlerin bu eserleri okuyarak çok önemli çıkarımlar yapmaları gerekmektedir. Ancak yaşadığımız acılara rağmen bu eserlerden faydalanılmadığı, o gün yapılan yanlışlara yeni yanlışlar ekleyerek devam ettikleri acı bir duruma işaret etmektedir. Eğer dersler alınsaydı ne 27 Mayıs, ne 12 Mart, ne 12 Eylül, ne 28 Şubat ve nede 15 Temmuz olayları asla yaşanmazdı.
Tarih hikâye olsun, okunsun diye değil ders alınsın, dersler çıkarılsın diye vardır. Yoksa “Tarihi iflas etmiş bakkalın öğünme defteridir”. Çünkü politik çekişmeler, okulu olmayan köylerde bile parti binalarının varlığı, öğretmenler arası düşmanlığa varan particilik çekişmeleri, subaylar arasında oluşan disiplinsizlikler, ast-üst ilişkileri düşmanın ekmeğine yağ sürmüştür. Hükümet bu çekişmelere dur diyebilmek için öğretmen, subay ve devlet memurlarının derneklere üye olmayacağını ilan etmesine karşılık kısa sürede etkisiz hale getirilmiş, ifrat ve tefrit devam etmiştir.
Balkan milletleri misyoner okullarında ve azınlık okullarında ciddi anlamda eğitilerek büyük mesafeler aldılar. Robert Kolej Bulgar devlet adamlarını yetiştirirken en küçük köylere bile okul açtılar. Muallimler çok cüzi maaşla balkan milletlerinin çocuklarını eğitirken bizim muallimler sadece zengin ve toplumun ileri gelenlerinin çocuklarını eğitmeye çalıştılar. Türküm demekten utanır hale getirilen halk mağlubiyetin en acılı sahnelerine çaresizce baktılar. Eğitimden, okuma ve yazmadan mahrum Türkler ne yazık ki eğitilen, donatılan Bulgar ve diğer milletlerin karşısında kaybettiler. Herkes ben Rumum, ben Bulgarım, ben Sırpım dediği günlerde zavallı halk ben Türküm diyememiştir. Korkarım günümüzde karşılaştığımız olaylarda bu cinstendir.
Kaynak
Prof. Dr. Yahya Akyüz. Türk Eğitim Tarihi.