Toplum Ve Dilencilik
MAKALE
Paylaş
06.06.2023 18:16
441 okunma
Abdurrahman Zeynal

İnsanoğlu yeryüzünde zuhur ettikten sonra çeşitli hayat biçimleri yaşamış, değişik coğrafyalara nüfuz etmiş, ilk yerleşim yerlerini kurmuş, kültürlerini ve medeniyetlerini inşa etmiş, bu uğurda tüm fedakârlıkları yapmış, ölmüş, öldürmüş, çok acılara katlanmıştır.

İnsanlık; uzun tarihi süreçte klanlara, boylara, aşiretlere ayrılmış zamanla tekâmül ederek milletleşme sürecine girmiş, devletlerini kurmuş, kanunlarını oluşturmuş ve kendi milli kültürlerini geliştirmiş, beşeriyet tarihine katkı yapmıştır. “Toplumlar kendilerini bir inanç manzumesi ile sınırlandırmış”, bu değerleri koruyup olumlu yönde geliştirdikleri sürece de mutlu ve müreffeh yaşamışlardır.

Toplum, belli inanç manzumeleri etrafında oluşmuş kümedir”. Bu kendi toplumumuz açısından “milli kültür” değerlerinin yoğurduğu, gittiği her yerde adalet ve hak duygusunu yerleştirmiş, ancak gerileme ve yıkılış dönemlerinde sekteye uğramış fakat özü itibarıyla son yıllara kadar özelliğini koruyarak gelebilmiştir.

Son elli yıldır dünyadaki değişmelere paralel olarak Türk toplumu da ciddi değişimler geçirmiştir. Bu değişimleri örneklerle izah etmeye çalışalım.

“Padişah İkinci Mahmut” döneminde “Fener Rum Patriği” Rus Çarına mektup yazar. Mektupta Türklerle ilgili bir sürü bilgi aktarırken şuna dikkat çeker. “Ekselans Türkler asla ianeyi (yani yardımı) asla kabul etmezler. Yardımı kendileri için hakaret kabul ederler” diye uyarır. Şimdi bu bakış açısından günümüze dönelim. Özellikle 1950'lerden sonra toplumda oluşturulan çalışmadan yeme alışkanlığı insanımızı tarihi onurundan koparmış, kömüre, oduna, paraya, beleş yoldan kavuşmaya alıştırmış, tembelliği, aymazlığı adet haline getirmiş o "ianeyi" hakaret kabul eden nesiller yok edilmiş, yardım almayı alışkanlık hatta hastalık haline getiren tutum içine sokmuştur.

“Turgut Özal” döneminde iyi niyetle kurulan “Sosyal Yardım Ve Dayanışma vakfı” yıllar içinde asıl amacından çıkarak Türk toplumunu önü alınamayacak derecede tembelliğe, beleşçiliğe alıştırmış alıştırmaya devam etmektedir. Köylü toprağını işlememekte, kentli çalışmayı kendine zül görmektedir. Her şeyi devletten bekleyen bir zihniyet topluma hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki çalışmadan alın teri el emeği göz nuru dökmeden elde edilen kazanımlar bir müddet sonra o toplumların önce “kişiliklerini”, sonra “onurlarını” daha sonrada “hürriyetlerini” kaybetmesine yol açtığını akıllarına bile getirmediler.

Amaç insanları  “ ianeye” alıştırmak değil, insanların “helal” kazanmalarını sağlamaktır. Hedef; ülke çapında yapılan yardımlarla öğünmek değil, memlekette fakirliği, fukaralığı dilenmeyi ve yoksulluğu yok etmek olmalıdır. Amaç “Anadolu Selçukluları” döneminde olduğu gibi zekât verilecek kimselerin bulunamadığı ülkeyi yeniden inşa etmektir.

Sosyal değişimimin ulaştığı boyutlardan biride şudur. “Devletin malı Deniz, yemeyen domuz” ifadesidir. Maalesef üzülerek söyleyelim ki elli yıldır bu sözden bıktım usandım. Bu söz kadar alçakça söylenmiş bir söz olamaz. Ne demek “devletin malı” deniz? Elbette devletin malı deniz olmalı. Devlet maddi ve manevi güçlü olmalı. Dünyada herkes benim devletime gıptayla bakmalı. Ama devletin malını her fert gözü gibi korumalı. Onu kem gözlerden saklamalı, haine, hırsıza, yansıza yasaklamalı yani tüyü bitmemiş yetimin hakkını gereği gibi korumalıdır. Bu her şeyden önce insan olmanın gereğidir. Kim olursa olsun; Devletin malını haksız olarak kimseye asla peşkeş çekmemelidir. Devletin malını haksız yere yiyenler asıl domuzlar olduğu yüksek sesle ifade edilmeli. Yukarıdaki ifadeyi toplum olarak şöyle söylemeliyiz. "Devletin malı deniz, haksız yiyenler domuz” şekline çevirmeliyiz.

Toplumu çalışmaya, üretmeye, helal yoldan kazanmaya teşvik etmeliyiz. Elbette gerçek fakirlere, yetimlere, yolda kalmışlara, okumak için yollara düşenlere yardım etmeliyiz. Bu yardımı alanlarda; çok çalışıp bir an önce bu durumdan kurtulmalıdırlar.

Hani bir zamanlar şehirlerin belirli yörelerinde “sadaka taşları” varmış. Parası olanlar geceleyin paralarını bu ihtiyaç kaplarına koyar sessizce oradan uzaklaşarak kimin koyduğunu sezdirmezlermiş. İhtiyaç sahipleri de yine gece gelip ihtiyacı kadar olan parayı alıp oradan uzaklaşırmış. Böylece veren ile alan hiç birbirini görmezmiş. İşte geldiğimiz sosyal değişime bakın ki yardımlar aleni dağıtılmakta, insanların onurları, izzetleri zedelenmekte ve parazit yaşayan bir toplum oluşturulmaktadır.

Unutulmamalıdır ki ihlâsla dağıtılan sadaka sağ elin verdiğini sol elin bilmemesidir.

6.6.2023 ERZURUM

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya