Affedersiniz, Duamız Neydi?
MAKALE
Paylaş
09.06.2024 18:38
133 okunma
Kadir Durgun

Madem geldik dünyaya, yaşamak zorundayız. Son yazımda, “Dünya yaşanacak yer olmaktan çıktı.” diye bir cümle kurmuştum. Bu yazımda ise “Kapıyı anahtarla açmanın hüznü”nden bahsedecek, sırayla insanlığın, İslam dünyasının ve memleketimiz insanının hızla yalnızlaşmasına dikkat çekecektim. 

Yalnızlığın, gözyaşı, kan ve çığlık sesleriyle somutlaştığı, kurulu düzen sahiplerinin düzenbazlıkla şekillendirdiği Gazze’den gelen haberler, benim bu konuyu ele almama izin vermedi. 

Gazze’de neler oluyor? Gazze’de kan akıyor; gözyaşları sel oluyor; annelerin, babaların, çocukların iniltileri arşa ulaşıyor; bunu kör gözler, sağır kulaklar duymuyor; nasırlaşmış vicdanlar hissetmiyor. Gazze’de Siyonistler öldürüyor, Amerika alkışlıyor, özellikle İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri bu vahşete kıs kıs gülüyor. Gazze’de soy kırım yaşanıyor. Gazze’de var olmanın, inanmanın, onurun direnişi dağa, taşa, duvara kazınıyor. Gazze’de, çocuklarımızın model alacağı, gurur duyacağı; ancak bizlerin utanarak anlatacağı romanlar yazılıyor. Gazze’de savaş yok, katliam var, zulüm var. Gazze’de ölerek dirilenler, kendilerinin özgür, bizimse esir olduğumuzu haykırıyor; ancak biz bunu anlamıyoruz. Gazze; demokrasinin, insan haklarının, hak ve adaletin bir kandırmaca olduğunu tezini işleyen tiyatro olarak tarihteki yerini alıyor.

Dünyaca ünlü, İranlı sosyolog Ali Şeriati, “Eğer bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa bil ki bu bir hainin davetidir.” der. Ben de arkadaş sohbetlerinde özellikle “Dua, düşmanın silahıyla silahlanmaktır.” derim. Acıkana ekmek, susayana su verilir, hastaya ilaç… “Allah doyursun, Allah şifalar versin.” demek, o kişiyle dalga geçmek, Allah’a haksızlık etmek olur. Allah, hangi şartlarda hangi duanın kabul olacağını akıl sahiplerine bildirmiştir. Fatih’in, İstanbul’un fethi sırasında yanında en alim hocalar olduğu halde, niçin o çağın en ileri teknolojisi ile imal edilmiş toplar kullandığını ve bunun ustalarını İstanbul’a getirttiğini iyi düşünmek lazım. 

Temel’e “Sana piyangodan yüksek miktarda ikramiye çıksa ne yaparsın?” demişler. Temel, “Yarısını fakir fukaraya veririm.” demiş. “Peki iki gemin olsa ne yaparsın?” demişler. Temel, yine “Birini fakire veririm.” demiş. Arabasının, evinin her birinin diğerini fakire verme sözü vermiş. Bu defa “İki tavuğun olsa birini de fakire verir misin?” dediklerinde “Yoo, vermem.” diye cevap vermiş. Soranlar şaşırmış, “En pahalı olanları veriyorsun da tavuğunu neden vermiyorsun?” deyince Temel, “Çünkü iki tavuğum var.” demiş.

Hayalin bağışı kolaydır; ne zahmeti ne masrafı vardır. Ellerini kaldırıp dua etmek de böyledir. Zahmeti ve masrafı olmadığı gibi, Allah’ı kendimize emir kulu yaparız. Halbuki Allah, bize yetimlere, düşkünlere, hısım ve akrabaya, yolda kalmışlara, ihtiyaç sahiplerine, zulüm görenlere yardım etmemizi emrediyor, bizse dualarımızda bu görevi utanmadan, hatta dindarlık taslayarak Allah’a havale ediyoruz. Duayı yanlış yerde, yanlış yönde, yanlış anlayışla yaptığımız için ne zulümden kurtulabiliyoruz ne de huzura erebiliyoruz. Var olan imkanlarımızı kullanmıyoruz. Malımızın hamallığını yapıyor, infak etmiyoruz; paramızın bekçiliğini yapıyor, zekât ve sadaka vermekten kaçınıyoruz; düşünme tembelliği yapıyor, akıl dışı hurafe bilgilerle hayatımızı tanzim ediyoruz, değerler üretiyoruz. 

Kimsenin dindarlığını sorgulayacak değilim; ancak dindarlık anlayışının nasıl olması gerektiğini tartışabilirim. Filistin’de, dünyanın değişik yerlerinde Müslüman oldukları için zulme uğrayan insanlar, dindarlık adına laboratuvarlarda sabahlasalardı, fabrikalarda “Düşmanın silahıyla silahlanın” emri doğrultusunda üretim yapsalardı bu zulme uğrarlar mıydı, kendilerine zulüm yapanlar bu kadar cüretkâr olabilir miydi? Laboratuvarları, fabrikaları birer ibadethane olarak değerlendirmediğimiz sürece üzerimize yağan pislik ve zulüm yağmurları kesilmez. Allah’ın yasalarını doğru okumak ve uygulamak lazım. 

“Çocuklarınızı bulunduğunuz çağa göre değil, bir sonraki çağa göre yetiştirin.” der Hz. Ali. Zaman hızla ilerliyor, her çağ, yeni ölçülerle inşa ediliyor. Önemliler, önemsizler; değerliler, değersizler yer değiştiriyor. Bizden öncekiler, bizim neslimizi çağın gereklerine göre yetiştirmedi. Yaptıkları helvadan putları bize yedirmeye çalıştı, kağıt gemiler battı. Yıllar tüketildi, toplum aşağılık kompleksine sokuldu.

Şimdi yeni şeyler söyleme zamanı. “Dün, dünde kaldı cancağızım.” deme zamanı. Neslimizi, gelecek çağın gereklerine göre hazırlamak zorundayız. Suçu, yanlış inançlarımız sebebiyle dine yükleyemeyiz. Suçlu, akıl denen en yüce ayeti okuyamayan, idrak edemeyen bizleriz.

Göz göze, gönül gönle, el ele, baş başa dua etmeye başlayalım. Affedersiniz, duamız neydi?

Kadir Durgun

kadirdurgun1957@gmail.com

 

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kadir Durgun
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ
Kadir DURGUN'un
Özgeçmişi
 
Bilecik 1958 doğumlu,
Yunus Emre İlk öğretmen Okulu 1976 mezunu,
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. (1981)
Sırasıyla, ilkokul, lise ve dershane öğretmenlikleri, dershane kuruculuğu yaptı.
Meslek tecrübesi 40 yıl.
1987 yılında Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğinden ayrılarak İstanbul'da özel dershanelerde çalışmaya başladı, bu tarihten itibaren hem Türkçe öğretmenliği hem de birkaç dershanenin kuruculuğunu yaptı.
Öğretmenliğinin yanında değişik gazetelerde haftalık köşe yazıları da yazmaktadır. 
Kendi adına açtığı blog ve üç Youtube kanalı mevcuttur. Bu kanallarda eğitimle ilgili, günlük olaylardan genele uzanan yorumlar yapmakta ve Kadir Hoca Türkçe Kursu adlı diğer kanalda Üniversite hazırlık Türkçe dersleri vermektedir. 
Kocaeli-İzmit'te ikamet etmektedir.
Eğitimin bir akıl ve gönül işi olduğu inancıyla dünyadaki son gününe kadar eğitim hizmeti yapmayı düşünmekte, millete karşı ödenmesi gereken borcu olduğuna inandığı için sürekli çalışmakta ve üretmektedir. 
Üniversiteye hazırlık için bir Edebiyat kitabı vardır. 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya