Kur’an-ı Kerim'de, bu kitabın şüphesiz olarak Allah’tan Peygamberimiz’e (s.a.) vahyedildiğini ve insanları doğruya, hakka, iyiye, güzele yönlendireceğini ifade eden pek çok âyet vardır.
Buna ek olarak sünneti bize anlatma ve taşımada önemli rolü olan hadisler içinde “Peygamberimiz'in, Kitabı, sünneti, ehl-i beyti ve râşid halîfeleri” Müslümanlara rehber olarak bıraktığına ve “bunlara uyduğumuz sürece asla yanlışa, sapmaya düşmeyeceğimize” dair pek çok rivayet vardır.
Evet, Müslümanlar haklı olarak devamlı “Kitaba, sünnete…” uymaktan söz ediyorlar, ama bu “uymanın, tabi olmanın, izlemenin, uygulamanın” nasıl olacağı hakkında ya açıklama yapmıyorlar ya kendileri nasıl uyuyorlarsa doğru uymanın bu olduğunu ileri sürüyorlar ya “uymak demek anlamaya, yoruma, tefsire, içtihada, örnek kabul edilen uygulamalara” uymak demektir diyorlar.
Doğru olan bu sonuncu anlayıştır.
Sosyal medyayı dolduran marjinal çıkışlar, usul dışı anlayışlar bir seçenek değildir.
Şu hâlde “İslam nedir, hangisidir” sorusunu sorup cevap arayalım:
Ya usule uygun “tefsir, içtihat, anlayışların tamamı İslam’dır” diyeceğiz, aradaki farklılıkları uygulamada bir zenginlik, genişlik, çözüm seçenekleri…” olarak kabul edeceğiz -ki, doğru olan budur- veya “herhangi bir yorumu, tefsiri, içtihadı (mezhebi) yalnız bunu İslam kabul edip, diğerlerini inkâr olarak değilse de uygulama bakımından yok sayacak, araya bir de mezhepçilik ve taassup girerse ümmeti böleceğiz -ki, elbette bu yanlıştır, lakin aynı zamanda vakidir.