Bir Mücadelenin Anlamı, Bir Mirasın Sorumluluğu
Aykut Edibali’yi anmak, sadece bir lideri hatırlamak değildir.
Onu anlamak; Türkiye’nin son yarım asırlık fikrî ve siyasi mücadelesini doğru bir tarih ve sahih bir inanç zemininde okumak demektir.
Çünkü Edibali’nin mücadelesi, iki büyük savrulmaya karşı inşa edilmiştir:
Tarih düşmanlığına ve Ehl-i Sünnet düşmanlığına karşı.
Mücadele Birliği, Türkiye’de sağ düşüncenin en disiplinli, en ahlaklı ve en devletli kadro hareketidir.
Bu hareketin en ayırt edici vasfı şudur:
Devleti hedef almamış, devleti ele geçirmeye çalışmamış; devleti tarihî ve inançsal sürekliliği içinde ıslah etmeyi hedeflemiştir.
Aykut Edibali, devleti kutsallaştıran da olmadı, devleti yok sayan da.
Devleti; milletin tarih içinde var olabilmesinin ve inancını koruyabilmesinin zorunlu zemini olarak gördü.
Bu yüzden iki uçla da arasına mesafe koydu:
– Devleti düşmanlaştıran, tarihini inkâr eden ideolojik körlükle
– İnancı hurafeye, geleneği slogana indirgeyen savruk dindarlıkla
O, tarihini reddeden bir siyasal aklın bu millete istikamet veremeyeceğini,
Ehl-i Sünnet çizgisiyle kavgası olan hiçbir yapının da bu topraklarda kök salamacağını bilirdi.
Bu nedenle şiddeti reddetti, terörü mahkûm etti, sokak romantizmine kapılmadı.
12 Eylül öncesinde herkesin silaha sarıldığı bir ortamda, Mücadele Birliği’nin tek bir ferdinin dahi terör eylemlerine bulaşmaması bir tesadüf değildir.
Bu; tarihle kavgalı olmayan, inançla çatışmayan bilinçli bir devlet aklıdır.
Edibali’nin asıl mirası burada başlar:
Meşruiyet bilinci.
O, “haklı olmak yetmez, meşru olmak gerekir” diyen nadir liderlerdendir.
Bu meşruiyet; ne Batıcı bir kopuşa, ne köksüz bir radikalizme yaslanır.
Kaynağını tarih şuurundan ve Ehl-i Sünnet itidalinden alır.
Bu duruş, yıllar sonra Türkiye’de dindar kesimin devletle barışmasının fikrî temelini oluşturmuştur.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu açıkça söylemek gerekir:
Eğer Mücadele Birliği ve Islahatçı Demokrat çizgi olmasaydı;
dindar kesimin demokrasiyle, cumhuriyetle, orduyla ve devletle bu ölçüde sağlıklı bir ilişki kurması mümkün olmayacaktı.
Islahatçı Demokrasi, bir parti programı değil;
bir geçiş köprüsüdür.
– Tarihini inkâr eden zihniyetten tarihini idrak eden akla,
– İnancını siyasete malzeme eden dilden Ehl-i Sünnet vakarına,
– Öfke siyasetinden sorumluluk siyasetine geçiştir.
Bugün bu köprünün üzerinden geçenlerin, köprüyü inşa edenleri görmezden gelmesi tarihe karşı bir nankörlüktür.
Aykut Edibali’nin bıraktığı miras üç başlıkta özetlenebilir:
1. Fikir Disiplini
Duyguyla değil, bilgiyle hareket etmek.
Tepkiyle değil, stratejiyle yürümek.
Popülizmle değil, tarih ve inanç ölçüsüyle siyaset yapmak.
2. Ahlaklı Mücadele
Amaca giden her yol mübah değildir.
Şiddet, yalan ve hile; davayı büyütmez, çürütür.
Ehl-i Sünnet ahlakı, mücadelenin sınırlarını çizer.
3. Devletle Barışık olmak
Devleti yıkmak değil, devleti düzeltmek.
Tarihi tasfiye etmek değil, tarihi devam ettirmek.
İktidarı ele geçirmek değil, sistemi dönüştürmek.
Peki bize düşen nedir?
Bugün bize düşen, Aykut Edibali’yi sloganlaştırmak değil; ölçü almaktır.
Onu bir nostalji figürü hâline getirmek değil, metodunu yeniden üretmektir.
Bize düşen;
– tarih düşmanlığına kapı aralayan her söyleme karşı uyanık olmak,
– Ehl-i Sünnet çizgisini sulandıran ya da kriminalize eden dile karşı net durmak,
– hamasetle değil, derinlikle konuşmak,
– devleti düşmanlaştıran dili terk etmek,
– kısa vadeli iktidar hesapları yerine uzun vadeli medeniyet tasavvurunu diri tutmaktır.
Mücadele Birliği bir hatıra değildir.
Bir ölçüdür.
Islahatçı Demokrasi bir dönem değildir.
Bir yoldur.
Ve Aykut Edibali, sadece geçmişin değil;
tarihini ve itikadını bilenler için istikbalin de anahtarıdır.
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Mirası sahipsiz kalmasın.
Âmin.
11.01.2026
Hasan Günay