Dün bir kahvaltı sofrasında zaman durdu.
Saat 09.30’da başlayan muhabbet, 16.00’da “hadi bir nokta koyalım” denilerek bitirildi.
Aslında bitmedi…
Sadece kelimeler yoruldu, hatıralar susmadı.
1966…
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu.
Aradan tam altmış yıl geçmiş.
Altmış yıl…
Bir ömürden fazla.
Peki altmış yıllık bir kardeşlik, yedi saate sığar mı?
Sığmadı.
Bir davanın çağırdığı, bir idealin birleştirdiği o gençler; bugün saçları ak, dizleri yorgun ama yürekleri hâlâ dimdik…
Hakkı Altun, Mustafa Gürses, İbrahim Cansevdi, Gazi Altun, Veli Şirin, Ahmet Erçil, Zekeriya
Erdim, Selahattin Ünlü, Saim Okan…
İsim değil bunlar; bir dönemin şahitleri, bir mücadelenin sessiz kahramanları.
Gençliklerinde millet, memleket, din ve devlet için yan yana durmuş bu güzel insanlar; bugün bazıları zor yürürken, bazıları bastonla adım atarken yine aynı masa etrafında…
Konu değişmemiş.
Dert değişmemiş.
Sevda eksilmemiş.
Bu, Allah için birbirini sevmektir.
Bu, menfaate bulaşmamış bir dostluktur.
Bu, zamanın eskitemediği bir vefadır.
Bugünün gençleri için bir not düşmek gerek:
Dava adamlığı fotoğraf vermekle değil, altmış yıl sonra aynı masaya oturabilmekle ölçülür.
Sadakat, kalabalık sloganlarda değil; sessiz, uzun yürüyüşlerde belli olur.
Bu millet adına,
Bu memleket adına,
Bu toprakların hatırası adına…
Size teşekkür borçluyuz.
İyi ki varsınız abiler.
İyi ki bu ülkenin hafızasında sizin gibi insanlar var.
15.02.2026
Hasan Günay