“Hak, Medeniyet ve Devlet Aklı Eksenli Bir Yaklaşım”
Özet
Mücadele Birliği, Türkiye siyasal düşünce geleneği içerisinde uluslararası ilişkileri yalnızca güç dengeleri ve reel politik hesaplarla açıklamayan; millet, iman, medeniyet ve devlet sürekliliği temelinde değerlendiren müstesna bir fikrî çizgiyi temsil eder. Mücadele Birliği’ne göre dünya siyaseti, teknik bir çıkar mücadelesinden ibaret olmayıp hak ile batıl arasında tarih boyunca süregelen büyük mücadelenin güncel tezahürüdür.
Bu çalışma, Mücadele Birliği’nin uluslararası ilişkilere bakışını; İslam kalmak iradesi, iman merkezli millet anlayışı, vahiy esaslı tarih tasavvuru, Selçuklu–Osmanlı devlet mirası, Batı merkezli sistem eleştirisi ve Türkiye’nin merkez ülke rolü bağlamında ele almayı amaçlamaktadır. Makalede ayrıca Mücadele Birliği düşüncesinin günümüz küresel siyasetinde Türkiye ve İslam dünyası için taşıdığı stratejik anlam ortaya konulmaktadır.
Giriş: Uluslararası İlişkilere Alternatif Bir Medeniyet Okuması
Modern uluslararası ilişkiler literatürü büyük ölçüde realist, liberal ve yapısalcı yaklaşımlar çerçevesinde şekillenmiştir. Bu yaklaşımlar devlet davranışlarını güç, çıkar ve sistemsel zorunluluklar üzerinden açıklamayı hedefler. Ancak Mücadele Birliği, bu hâkim paradigmalara mesafeli durarak dünya siyasetini medeniyet perspektifi, ahlaki sorumluluk ve tarih bilinci üzerinden okumayı tercih etmiştir.
Mücadele Birliği’ne göre uluslararası sistem, tarafsız ve evrensel ilkeler üzerine kurulu değildir. Bilakis bu sistem, Batı’nın tarihsel üstünlüğünü korumak üzere inşa edilmiş bir tahakküm düzenidir. Dolayısıyla Türkiye’nin ve İslam dünyasının bu sistemi sorgulamadan kabullenmesi, yalnızca siyasi değil; aynı zamanda tarihsel ve ahlaki bir kopuş anlamına gelmektedir.
1. İslam Kalmak: Milletin Tarihsel ve Stratejik Kararı
Mücadele Birliği düşüncesinin temelinde değişmeyen bir ilke vardır:
İslam kalmak, bu milletin tarihsel ve stratejik tercihidir.
Bu tercih, konjonktürel bir inanç beyanı değil; milletin varlık sebebini, devlet anlayışını ve dünya tasavvurunu belirleyen kurucu bir karardır. Mücadele Birliği’ne göre Türk milletinin tarih sahnesindeki rolü, İslam’la birlikte anlam kazanmış; devlet aklı bu çerçevede şekillenmiştir. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerde izlenecek yol, bu temel tercihle çelişemez.
2. Millet: İmanla Birlik Olmuş Tarihsel Bir Yapı
Mücadele Birliği’ne göre millet, modern anlamda etnik veya hukuki bir birliktelik değildir.
Millet, imanla anlam kazanmış organize bir tarihsel iradedir.
Bu anlayış, uluslararası ilişkilerde de belirleyicidir. Çünkü iman merkezli millet tasavvuru;
Teslimiyetçi değil dirençlidir,
Taklitçi değil kurucudur,
Edilgen değil özne olmayı hedefler.
Bu nedenle Türkiye’nin dünya siyasetindeki konumu, yalnızca jeopolitik hesaplarla değil; milletin iman merkezli kimliğiyle birlikte ele alınmalıdır.
3. Tarihin Uğuldayan Akışı ve Vahiy Esaslı Strateji
Mücadele Birliği, strateji kavramını modern güç projeksiyonlarının ötesinde ele alır. Ona göre gerçek strateji, tarihin uğuldayan akışı içinde şekillenir ve bu akışın merkezinde Resûlullah’ın risaletiyle ortaya çıkan vahiy esaslı sahabi hayatı bulunmaktadır.
Bu perspektiften bakıldığında;
Tarih rastlantılar toplamı değildir,
Mücadele süreklidir,
Hak–batıl çatışması kesintisizdir.
Dolayısıyla Türkiye’nin ve İslam dünyasının stratejik yönelimi, bu tarihsel ve vahiy merkezli süreklilikten kopuk olamaz.
4. Devlet Geleneği: Selçuklu–Osmanlı Mirası
Mücadele Birliği, devleti teknik bir yönetim aygıtı olarak değil; ahlak, adalet ve kudretin kurumsallaşmış hâli olarak görür. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet aklı, Selçuklu ve Osmanlı’dan tevarüs eden bu derin miras üzerine oturmaktadır.
Bu bağlamda;
Tarihsel hatalar emsal teşkil edemez,
Ancak tarihsel tecrübe asla reddedilemez.
Özellikle Şii–Batınî tehdit, Mücadele Birliği’ne göre tarihsel süreklilik içinde dikkatle izlenmesi gereken stratejik bir unsurdur. Bu tehdit, yalnızca mezhebi değil; siyasi ve istihbarî boyutlarıyla değerlendirilmelidir.
5. Millet Düşmanlarına Karşı Organize Müdafaa
Mücadele Birliği’ne göre milletimiz tarih boyunca sistemli ve organize düşmanlıklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu tehditlere karşı savunma;
Dışa havale edilemez,
Geçici reflekslere bırakılamaz.
Millet evlatları eliyle, organize ve sürekli bir müdafaa anlayışı esastır. Bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerde de bağımsızlık ve direnç kapasitesinin temelidir.
6. Devlet Aklında Med ve Cezir
Mücadele Birliği, devlet hayatında mutlak katılıklar yerine kamu yararı eksenli esneklik ilkesini benimser. Devlet aklı;
Gerektiğinde geri çekilmeyi,
Gerektiğinde sertleşmeyi,
Med ve cezirleri stratejik bir denge unsuru olarak kullanabilmelidir.
Bu yaklaşım, ilkesizlik değil; aksine uzun vadeli aklın gereğidir.
7. Kadir ve Kerim: Devletin İki Kanadı
Mücadele Birliği’ne göre güçlü bir devlet, yalnızca kudretli değil; aynı zamanda merhametli olmak zorundadır.
Kadir (güç-adalet) ve Kerim (lütuf–merhamet) sıfatları, devletin iki vazgeçilmez kanadıdır.
Bu denge bozulduğunda ya zulüm ya da acziyet ortaya çıkar. Uluslararası ilişkilerde meşruiyet, bu dengenin korunmasına bağlıdır.
8. Öncelikli Coğrafyalar: Kıbrıs, Kudüs ve Türkistan
Mücadele Birliği düşüncesinde bazı coğrafyalar, yalnızca dış politika başlığı değil; medeniyet meselesidir.
Bu bağlamda;
Kıbrıs,
Kudüs,
Türkistan
Türkiye için acil ve öncelikli stratejik alanlar olarak değerlendirilmelidir. Bu bölgeler, millet ve medeniyet hafızasının canlı alanlarıdır.
Sonuç
Mücadele Birliği’nin uluslararası ilişkiler anlayışı, modern dünya siyasetinin dayattığı edilgen ve taklitçi yaklaşımlara karşı millet, iman ve medeniyet merkezli bir alternatif sunmaktadır. Bu düşünce, Türkiye’yi küresel sistemin pasif bir unsuru olmaktan çıkararak, tarihsel sorumluluğunun farkında olan özne bir aktör hâline getirmeyi hedefler.
Bu makale, Mücadele Birliği düşüncesinin yalnızca geçmişin hatırası değil; bugünün ve yarının mücadeleleri için canlı bir referans olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
30.01.2026
Hasan Günay