Göz yaşlarınızı sümüklerinize karıştıracak bir hatıram! Emir Emminin “OSMANLI ÖZLEMİ!”
MAKALE
Paylaş
27.04.2026 10:58
122 okunma
Vahap Yaman

2008 yılı kurban bayramında ata yurdu diye bildiğimiz Orta Asya kurban kesmek için ilk gittiğim yıldı. İlk durak Kazakistan idi.  Daha sonraki yıllarda farklı devletlerde Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan’da kurban çalışmaları yaptım.

Yine yeni bir kurban bayramı geliyor. Yine Orta Asya’ya gidiyoruz. Orta Asya’daki bu devletlerde çok ilginç, hayreti mucip hatıralarım oldu. Bunları görüp yaşayınca bölgede katliamlarla zorla yer edinen,  bu koca coğrafyayı işgal eden komünist Sovyet sosyalist cumhuriyetinin Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Ahıska, Karakalpakistan, Tacikistan’da hem nüfus, hem yerel kültür, hem de İslam kültürüne olan düşmanlığının bölgeyi tamamen asimile ettiğini gördüm. Aynı ırkın farklı boylarından olan bu insanlar birbirinin düşmanı olmuşlar. Hem yerel milli kültürlerini, hem de İslam’ı unutmuşlar. Kendi ana dillerini kullanmayı bırakmışlar. Rusça konuşmaya, Ruslar gibi düşünüp, Ruslar gibi yaşamaya başlamışlar. Hepsi kendi örf adet gelenek ve göreneklerini terk etmişler. Hatta bazıları kendi ırklarından utanır hale gelmiş. Ama Allah’a hamdolsun bugün Kazak, Kırgız, Özbek kimlikleri utanılmadan söylenir hale geldi. İslam coğrafyasının her tarafından tebliğciler bölgede yoğun çalışmalar yaptılar. İnsanlar zorla unutturulan İslam’ı öğrenmeye başladı. Ben de Türkiye’ye bölgeden talebeler getirip onların ilahiyat fakültelerinde okumalarına yardımcı oldum. Ülkelerine dönenler hocalık yapıyorlar. Bunları zaman yazdım. Sohbetlerimde gözyaşları içinde anlattıklarım oldu. Yine bir hatıramı bölgeye gitme hazırlıkları yaptığım bu günlerde yazıp sizin de bilgilenmenizi istedim.

--Bu hatıralardan Kazakistan'daki karşılaştığım bir manzarayı sizlerle paylaşmak ihtiyacını hissettim.

Beni tanıyanlar bilirler ki on sekiz yıldır Orta Asya’ya sizlerin bağışladığı kurbanları kesmek için gidiyorum. Oradaki öğrencilerimin yaptıkları saha çalışması sonucu kurbanların nerede kesileceği ve kimlere dağıtılacağının planlanması yapıldıktan sonra bayram sabahı kesim ve dağıtım işlerine başlıyoruz. Kazakistan'ın farklı yerlerinde kurbanları kesip oradaki kardeşlerimizle paylaşıyoruz. Almaata şehrine atmış yetmiş km uzaklıkta bir köyde kestiğimiz kurbanları dağıtmaya çıktık.

--Tabiki köyden rehberimiz var. Aracımızı bir kapının önünde durdurduk. Kapı açılınca orta yaşlı bir hanım bizim kullandığımız Türkiye Türkçesiyle buyurun dedi. Kadının konuşmasından anladım ki Ahıska Türklerinden olan bir eve uğramışız. Ahıskalılar bizim kullandığımız Türkçeyi kullanıyorlar. O an kendimi sanki Türkiye’nin herhangi bir köyünde imişim gibi hissettim.

Rehberimiz kadını tanıyordu. Bizim İstanbul'dan geldiğimizi söyleyince, kadın bize hiçbir şey söylemeden, bizi evin kapısında bırakarak avluya doğru hızla koştu. Şaşırmıştım. Koşarken bir yandan da bize de dönerek siz de gelin diyordu. Doğrusu ben evde bir dağınıklık olduğunu düşünerek rehbere biraz ağırdan almamızı söyledim. Bu arada kadının yüksek sesle baba gözün aydın Dersaadet’ten misafirlerin geldi diye yüksek sesle bağırdığını duyduk.

--Sonra tekrar bizim yanımıza geldi. Hoş geldiniz diyerek içeriye aldı.  Heyecandan hızlı hızlı nefes nefese anlatmaya başladı. Babam 85 yaşında. Akşam bize dedi ki yarın bayram, banyoyu hazırlayın yıkanacağım. Yeni elbiselerimi çıkartın. Onları giyeceğim dedi. Yarın Osmanlılar gelecek dedi. Bayram sabahı kalkar kalkmaz bayram banyosunu yaptı. En iyi elbiselerini giydi. Camiye giderken tekrarladı.  Bu gün Dersaadet’ten Osmanlılar bize misafirliğe gelecekler etraf dağınık olmasın. Onlar her yerde beklenen insanlar, İslam’ın bayraktarlarıdırlar. Onları iyi ağırlayın talimatını verdi.

--Sizlerin İstanbul'dan geldiğinizi duyduğumda çok şaşırdım. Donup kaldım. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı, size ne diyeceğimi bile düşünmeden ve şaşkınlığımdan sizi yalnız bırakarak babama haber vermek için yanına gittim. Kusuruma bakmayın dedi.

Babamın sabah bize söylediklerinin gerçekleştiğini görünce sevinçten babamın yanına koştum. Ona beklediği misafirlerin Osmanlılar geldi. Müjdesini vermek için sizi kapıda bıraktım. Kusuruma bakmayın. Sevincim, şaşkınlığım bundandır.

--Benim bu manzara karşısında neler yaşayabileceğimi, haleti ruhiyemin halini az çok tahmin etmişsinizidir. Şaşkınlık, sevinç, mutluluk hepsi birbirine karışmıştı.

--Evin avlusuna girdiğimizde sekide oturan, iki elinde iki baston zorla ayağa kalkmaya çalışan yaşlı bir emmi vardı karşımızda. Biz hızlı hareket ettik yanına gittik. Zira ayağa kalkmakta bile zorlanıyordu. Elini zorla öptük. O bizim elimizi öpmek istiyordu. Siz Osmanlısınız. Biz sizlere çok şey borçluyuz. Siz İslam ümmetinin liderisiniz. Sizler değil biz sizin elinizi öpmemiz lazım dedi. Sımsıkı sarıldı. Beş on dakika beni bırakmadan kucakladı. Kokladı, kokladı içine çekti. Ben bugün dünyanın en mutlu insanıyım dedi.

--Bize hoş geldiniz bile demeden, hemen Kur'an'dan bir aşır okudu. Sesi titrekti,  okurken gözlerindeki yaşlar sanki pınar olmuş akıyordu. Ağlamaktan okuduğu aşır zaman zaman kesiliyordu. Aşrı ezber okuyordu, ama gözlerini bizden ayırmıyordu, yüzümüze hayran hayran bakıyordu. O an Kur’an’da anlatılan, Yakup peygamberin oğlu Yusuf’u gördüğü zamanki sevinci aklıma geldi. Gözü yaşlı ama sevinçli ve mutlu bir emmi ! Bu şaşkınlık ve hayranlığa rağmen bir şey dikkatimi çekiyordu. Ezbere okuduğu Kur’an’da hiç yanılmamıştı. Okumasını bitirdikten sonra bende hiç ara vermeden Kur'an'dan bir bölüm okudum. Ama ne okuma! Ben de gördüğüm manzara karşısında dağılmıştım. Gözyaşlarım sümüklerime karışmıştı. Ağlamaktan aşrı zor tamamladım. Hiç konuşmuyorduk. Allah’ın kelamı ile birbirimize kenetlenmiştik. Daha doğrusu ismini bile bilmediğim o yaşlı emmi bizi sanki efsunlamış, bizi çok nadir karşılaşılan duygusal bir dünyaya götürmüştü. Hep birlikte ağlaşarak karşılıklı dualar ettik.

--Söz sırası sohbete gelince sizler Dersaadet’ten geldiniz. Beni mutlu ettiniz. Benim evime Osmanlılar geldi. Buralara Osmanlıların bir gün geleceğini biliyordum. Bizler hep Osmanlıları bekledik. Osmanlının hasretliğini çekiyorduk. Şimdi Osmanlılar benim evimde, beklediklerim yanımda, Allah’tan daha ne isteyebilirim. Şimdi artık ölebilirim. Ölsem de gözüm arkada kalmaz. ALLAH'ıma sonsuz şükrediyorum. Dua ediyorum. Gözlerim siz Osmanlıları gördükten sonra şimdi hemen kapansın. Bu bana yeter diyordu.

--Ben iyice dağılmıştım. Kendimde değildim. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum. Beklenen olmak, özlenen olmak ne güzel şeymiş. Tam bunu yaşıyordum.  Hep birlikte ağlıyorduk. Bu arada adının Emir olduğunu öğrendim. Emir emmi Kasım 1944 tarihinde Stalin’in emriyle Kafkasya’dan hayvan vagonlarına doldurularak zorla sürgüne gönderilen Ahıska Türklerindenmiş.

--Emir emmi bizi tekrar, tekrar kokluyor, bağrına basıyor. Yaşı benden epeyce büyük olmasına rağmen elimi öpmeye çalışıyor. Gözlerinde yavrusuna bir zarar gelmesin diye şahinleşen bir babanın dikkatini görebiliyordum. Bizi kollarını açarak kanatlarının altına almış sımsıkı kucaklıyordu. Seksen beş yaşına rağmen adeta kemiklerimizi kırarcasına sarılıyor, bırakmıyor, dualar, dualar ediyordu. Ben de yabancı bir ülkede, tanımadığım bir insanın kucaklamasından hiç sıkılmadım. Emir emmi ve ben birbirimizi baba dede evlat gibi kucaklamıştık. Gitmemiz gerektiği halde birbirimizden kopamıyorduk.

--Kızı ve evin diğer fertleri bir kenarda şaşkınlıkla bizi izliyordu. Onların da gözyaşları pınar olmuştu. Herkesi adeta şoka girmiş dağılmış halde gördüm. Emir emmi bir yandan da bizlere ikramda bulunması için kızına sesleniyordu. Evlerinde ne varsa hepsini getirmelerini söyledi.

--Emir emminin yanından ayrılmamız gerekiyordu. Başka evlere uğrayacaktık. Ancak hayır da diyemiyorduk. Manzarayı belki de tam anlatamadım. Zaten anlatılacak bir manzara değildi. Yaşanılarak görülebilen bir durumdu. Emir emmi ile ellerimiz kenetlenmişti. Fakat ne o ne ben birbirimizden ellerimizi ayıramıyorduk.

--Ne kadar zor ayrılmıştım evden. Emir emminin sokulduğum bağrından kopamıyordum. Ama yapılacak işlerimiz, kurban paylarını bırakacağımız başkaları vardı.

--Sizlere diyorum ki: "KOVANDAN ÇIKMAYAN ARI BAL YAPMAZ" Evimizden, köşklerimizden, köylerimizden, şehirlerimizden, fildişi kulelerimizden birazcık çıkalım. Bizleri bekleyen EMİR emmiler, hikayesini daha önce bu sitede yazdığım HEDİYE ablalar var.

--Bir kaç sene önceki yaşadığım bu manzara her zaman hatırladığım, hep anlattığım bir gerçektir. Her anlattığım yerde, her anlatımımda ağlıyorum. Dinleyenlerim de ağlıyorlar. Bu yazıyı yazarken yine Emir emminin evine gittim. Aynı manzarayı yeniden yaşadım. İnanın gözlerim yine yaşardı.

--Burada bir hususa dikkat çekeyim. Bu hatıradan olağanüstü hikayeler türetmeyelim. Sadece gereğini yapınca ALLAH'ın bizlere aynel yakin olarak pek çok şeyi gösterdiğini hatırlatmak isterim.

--Şimdi oralarda öğrencilerim var. Türkiye’den öğrenimlerini tamamlayarak ülkelerine döndüler. Benden öğrendiklerini oralarda uyguluyorlar. Memleketlerinin öncüleri oldular. Onlardan da sizlere haberler aktaracağım. Nice hayretle okuyacağınız dönüşüm hikayeleri var.

Türkistan’daki çalışmalarıma gerek fikri, gerek zaman, gerek maddi destek olarak katkılarınızı bekliyorum. Arzu edenler Türkistan ziyaretlerime iştirak edebilirler.

Mazlum coğrafyalarda umut mumlarımızın ışığını bekleyenler var.

Bağışladığınız kurbanların kimlere umut, kimlere sevinç, nelere kavuşmaya vesile olduğunu görmenin mutluluğunu tarif etmem mümkün değil. Bizim bile Türkiye’de neredeyse unuttuğumuz Osmanlıların yüzyıl sonra bile dünyanın bir ucunda hala İslam coğrafyasının umudu olarak görüldüğüne şahit olmak sorumluluklarımızı artırmamıza vesile oluyor.

--Kurbanlarınızı bağışlarken bunun gibi özlenen, hasretlikleri sona erdiren, mutluluk kaynağı olan pek çok yaşanmışlığa şahit oldum.

--Kurban bağışı yapanlar, gitmedikleri yerlerde, tanımadıkları insanları kendileri için arkalarında şahitler bırakıyorlar. Ben de sizin adınıza bu şahitliklerin şahidi oldum. Şahitliğiniz mübarek olsun.

Ne mutlu onlara! Kurbanları ile uzak diyarlarda İslam ışığının çakmasına sebep oluyorlar. Kurbanın o diyarlarda sadece et dağıtmaktan ibaret olmadığını, insanların İslam’la tanışmalarına destek olduğunu çoğu kez şahitlik ettim. Son cümlem şu olsun. Bana çoğu insan “ geç kalmayın. Yine gelin. Her zaman gelin. Demiştir. Hele hele genç bir hoca bana hitaben “ Siz Türkiye’de çocuklarınızı İslamlaştırmaya çalışıyorsunuz. Biz ise burada babalarımızı İslamlaştırmak için uğraşıyoruz.” Cümlelerini kurmuştur.

İnşaallah kurban bayramında yine bağışladığınız kurbanlarınızla yine Orta Asya’dayım. Dua edin!

0536 20 25 40

Vahap Yaman

vahap3442@gmail.com

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya