İslam’ın rasyonalist bir din olduğu iddiası, modern dünyanın kavramlarını geçmişe doğru taşıyan bir entelektüel anakronizmden ibarettir. İslam düşüncesinde aklın bulunduğunu, mantığın kullanıldığını, felsefi tartışmaların yapıldığını, hatta son derece önemli akılcı geleneklerin ortaya çıktığını inkâr etmek mümkün değildir. Fakat bütün bunlardan hareketle İslam’ın kendisini rasyonalist bir epistemoloji üzerine kurduğunu söylemek başka, çok daha büyük bir iddiadır. Bu iddia üzerinde ciddiyetle durmak lazımdır. Mesele İslam’da aklın var olup olmadığı değildir. Asıl mesele şudur: İslam’da akıl ne kadar özerktir? Hakikat konusunda son sözü kim söyler?
Rasyonalizm, basitçe “aklı kullanmak” değildir. Her düşünen insan zaten aklı kullanır. Din adamı da, filozof da, bilim insanı da, dogmatik insan da akıl yürütür. Rasyonalizm, aklın kendi ön kabullerini sorgulayabilmesini, hiçbir otoriteyi sırf otorite olduğu için dokunulmaz kabul etmemesini ve hakikat iddialarının eleştiriye açık olmasını ifade eder. Rasyonalist zihin yalnızca “Bu doğru mu?” diye sormaz; “Neden doğru?”, “Bunu nasıl biliyoruz?”, “Yanılıyor olabilir miyiz?” sorularını da sorar.
Tam burada İslam’ın klasik epistemolojik yapısıyla rasyonalizm arasında önemli bir mesafe, ayrışma ve çatışma ortaya çıkar. Klasik İslam düşüncesinde hakikatin kaynağı insan aklının özgür araştırması değil, aşkın ve ilahî bir hakikat düzenidir. İnsan aklına İslami hakikati İslami sınırlar içinde anlama, açıklama, ve yorumlama görevi verilmiştir. İslam’da akıl, hakikatin nihai kaynağını kendisi belirlemez ve belirleyemez. Akıl vardır; fakat akıl mutlak egemen değildir. Akıl konuşur; fakat son sözü hiçbir zaman kendisi söylemez. Akıl yorumlar; fakat kendisini bağlayan sınırların hiçbirini kendisi koymaz.
İşte burada akıl ile rasyonalizm arasındaki fark belirginleşir. Bir toplumda geometri yapılabilir, astronomi ve cebir geliştirilebilir, fıkıh sistemleri kurulabilir, mantık kullanılabilir ve kelami tartışmalar yürütülebilir. Fakat bunların varlığı o toplumun rasyonalist olduğu anlamına gelmez. Çünkü rasyonalizmin ölçütü aklın ne kadar kullanıldığı değil, aklın epistemolojik statüsüdür. Akıl araç mıdır, yoksa otorite midir? Akıl yalnızca verilmiş hakikati açıklamakla mı yükümlüdür, yoksa gerektiğinde o hakikat iddiasını da sorgulayabilir mi? İslam’da akıl, araçtır. İslam’da akıl, otorite değildir. İslam’da amaç ve otorite vahiydir. İslam’da akıl, vahyin verdiği hakikati açıklamakla yükümlüdür. İslam’da akıl, vahyin verdiği hakikat iddiasını sorgulayamaz.