‘’ Göz odur ki aynada görüneni tuğlada göre.’’
Bilinen fiziki, siyasi, askeri ve beşeri veriler, ülkemi dünyanın merkezi olarak gösteriyor.
Hani Nasrettin Hoca’ya dünyanın merkezi neredir, diye sormuşlar. O da eşeğimin arka ayağının bastığı yerdir, diyerek cevap verip ilave etmiş: İnanmayan ölçebilir.
Hocanın dediği gibi inanmayan ülkemin dünyanın merkezi olup olmadığını ölçebilir.
Merkez coğrafya olmak; fırtınaların, kasırgaların, en profesyonel ajanların, dönmelerin, hainlerin, oyunların, takiyyenin varlığını kabullenmek demektir.
‘’ Göz odur ki aynada görüneni tuğlada göre.’’
Anadolu’da yaşamak böyle basiret ve feraset ister. Uyurken bile uyanık olmayı gerektiren bir coğrafya. Bu coğrafyada öyle dolaplar dönüyor ki öyle dönmeler var ki bunları görebilmek için göz değil mikroskop gerekiyor.
Bu coğrafya şer güçler tarafından hiç boş bırakılmamıştır. En profesyonel ajanların ; locaların, masonların, CFR yetiştirmelerinin, B’nai B’rith’lerin, Kabalacı’ların, Tapınak Şövalyeleri’nin… daha nicelerinin cirit attığı yerdir Anadolu.
Peki bunlar kim? Bu ajan Reşit Efendiler(Macar Yahudisi Vambery), Lawrens’ler, Şemsi Efendiler ülkenin, devletin neresinde ?
Cumhuriyet kurulurken Yahudi Karakaşiler, Kapaniler, Yakubiler’in iktidar kavgasını, İzmir Suikastini, üzerimizden yaptıkları iktidar kavgalarını tarih unutmadı.
1927 Soyadı Kanunu ile isimler senin-benim gibi olmuş. Hadi ayıkla pirincin taşını. At izi it izine karışmış. Dönmeleri, döndürülenleri nasıl bileceksin.? Belki yanında belki devletin en kritik yerlerinde ve takkiyenin zirvesindeler.
Cumhuriyet öncesi ve sonrası hariciye, maliye, elçilikler… hep dönmelere, masonlara verilmiş. Bu durum Osmanlı’nın son döneminde de aynıydı. Osmanlı’nın son döneminde sadece bilinen 80 dönme paşa var. Osmanlı Mebusan Meclisi’ndeki milletvekili dağılımı da içler acısı.
Hani devletin kılcal damarlarına kadar sızan ‘’ Sızıntı’’ vardı ya?! Bu ‘’Sızıntı’’lar şimdi niye olmasın?
‘’Sızıntı’’ ların sesi bazen Vatikan’dan, bazen Telaviv’den, bazen ABD’den geliyor. Ama tabandaki taraftarlar halâ uyanmıyor.
Milletim ne kadar saf, kanılgan hemen unutuveriyor. Hele kendisi gibi konuşuyorsa… Müslüman ve Türk, Kürt, Çerkes gibi görünüyorsa… Asker, general, bürokrat, vekil, bakan, başbakan… olmuşsa.
Türk’ü, Müslüman’ı okutmamışız ki bu makamlarda görev alsın. Türk’ün görevi Balkanlar’da, Filistin’de, Kafkaslar’da can vermek ; azınlıkların görevi devleti yönetmek, para kazanmak.
Azınlıkların, dönmelerin bugün adı Ahmet, Mehmet, Rahmi… Onun için tanımak mümkün değil. Bunların çoğu gündüz Müslüman, gece Yahudi veya Hristiyan gizlinin gizlisi kriptolar . Birçoğunun mezarı Üsküdar Bülbül Deresi Yahudi mezarlığında.
Genellikle Selanik Yahudileri Türkleşmiş, Türkçü olmuş. Musul, Irak Yahudileri Kürtleşmiş, Kürtçü olmuş. Sözgelimi Moiz Kohen (Tekin Alp-Türkçü), Barzani gibi. Oyun bu kadar açık. Sonra Vatikan, Barzani’ye neden yüksek papalık nişanı veriyor?
Dönmeler ve ülkeyi döndürenler Fatih’i zehirleyen Yakup Hamo’ dan beri var. Bunların varlığına da biz neden olmuşuz. Maalesef, Müslüman’ın, Türk’ün merhameti çoğu kere kendisinin felaketine yol açmıştır.
İşte Fatih döneminde başlayıp Cumhuriyet dönemi dâhil günümüze kadar gelen Yahudi korumacılığı.
İspanya, Portekiz, Almanya gibi ülkelerde zulüm gören Yahudileri biz korumuşuz. Üstelik ticaret yapsınlar, konfor içinde yaşasınlar diye İstanbul, İzmir, Selanik, Bursa, Konya, Erzurum’ a biz yerleştirmişiz.
Ama akrep huylu Yahudi’ye gösterilen bu merhamet, onların Osmanlı’yı yıkmasına engel olmamıştır. İşte bu açıdan Osmanlı’yı kınıyorum. Osmanlı’nın Anadolu’yu, Türk’ü dışlamasını, dönme ve devşirmeleri öne çıkarmasını reddediyorum.
Osmanlı’nın son iki yüz yılında yönetimde Türk yoktur veya etkin değildir.
Türk nerede: Savaşta, cephede. Azınlıklar nerede ( Yahudi, Ermeni, Rum ) para kazanma derdinde, ticarette, zanaatta. Bu kural halâ devam ediyor. Bu toprakların bekçisi, koruyucusu benim; ama konforunu yaşayan onlar.
. . . . . . . . . .
Hülâsa, bu ülkenin en önemli meselesinin dönmeler, devşirmeler, sabetaylar, masonik teşkilatlar ve küresel çetenin ülkem üzerindeki ekonomik, kültürel siyasi ablukası olduğunu düşünüyorum.
Bu ülke, bu millet bunlarla hesaplaşmadığı sürece bağımsız olamaz.
Yani… görünmeyen ’’ GİZLİ DEVLET’’le.
Yani halâ: ‘’Özyurdunda garipsin, özyurdunda parya!’’