“Maksat hasıl oldu mu?”
MAKALE
Paylaş
02.04.2026 14:01
105 okunma
Kadir Durgun

Bu kadar derin uçurum, bu denli ileri ayrışma olduğunu bilmezdim. Nesillerin birbirini anlamamasından söz edilirdi de ben bunun ancak aralarında asır veya asırlar bulunan nesiller olduğunu düşünürdüm.

Size birileri “Maksat hasıl oldu mu?” diye sorsa ne yaparsınız? Ben bu soruyu sordum, soruyu anlamayanın şaşkınlığına şaşırdım.

Genç nesilden resim öğretmeni. Zarif, şirin bir evlat; güzel insan. Atölyede günlük resim çalışmamı bitirdim. Vedalaşmadan önce, “Günlük maksat hasıl oldu mu sizce?” diye sordum. Boş gözlerle yüzüme baktı. Demek, sorumu anlamamıştı. “Amacımız, gerçekleşti mi?” demek zorunda kaldım.

Belki işaret diliyle sorsaydım sorumu, beni daha kolay anlayacaktı. Acaba emoji mi kullanmalıydım? Biz niye böyle olduk? Nesiller arasındaki yılların azaldığının farkındayım; ancak sözcüklerin iletişimde bu kadar karşılıksız kalması, herhangi bir toplum adına tam bir facia.

Bizim neslimizdeki her bireyi vefa, hatıralar, hayaller ortak paydada buluştururdu, bunu ortak dilimizde engelsiz şekilde yapardık, paylaşmanın lezzetini duyardık. Soyut değerler, gıdamız olur, bize yaşama sevinci verirdi. Zamanı, mekânı paylaşmanın verdiği lezzeti, maddi bir değerle kıyaslamamız mümkün değildi. Gelişen teknoloji, ruhen çoraklaşan dünya, insani yüksek değerlerimizi çürüttüğü gibi, dilimiz de bundan nasibini almış durumda.

Dil, nesiller arasında köprü kuran en önemli unsurdur. Bir dedenin torununa anlattığı hatıra, bir annenin evladına verdiği nasihat, bir öğretmenin öğrencisine aktardığı bilgi… Hepsi dil aracılığıyla anlam kazanır. Eğer kullanılan kelimeler ortak değilse ne ortaklık olur ne iş birliği olur ne güven olur ne dayanışma olur? Arkadaşlık, duygudaşlık, karındaşlık, ülküdaşlık bir toplumu millet yapan, ayakta tutan direklerdir. Bu direkler, sağlam dil temeliyle varlığını devam ettirebilir.

Günümüz gençlerinin “maksat”, “hasıl”, “muvaffakiyet”, “tefekkür” gibi kelimelere yabancı olması; klasik edebiyat metinlerini, eski konuşmaları ve hatta yakın geçmişin yazılarını anlamakta zorlanmaları demektir. Bu da toplumun kendi geçmişiyle bağının zayıflaması anlamına gelir. Köklerinden kopan bir ağacın ayakta kalması ne kadar zorsa, geçmişiyle bağ kuramayan bir toplumun da kültürel bütünlüğünü koruması o kadar imkansızdır.

Bir genç, dedesinin “Allah muvaffak etsin evladım.” sözünü tam olarak anlamıyorsa, burada sadece bir kelime kaybı yoktur; o duanın taşıdığı incelik, samimiyet ve derinlik de eksik kalacaktır. Bir öğrenci, “tefekkür etmek” ifadesini bilmiyorsa metindeki düşünceyi kavrayamaz, bilgi yüzeyselleşir;  “insicam” kelimesini bilmeyen kişi bir eserdeki üslup güzelliğini, ahengi, musikiyi keşfedemez, hissedemez. “Tecessüs” kelimesindeki nüansı “merak” kelimesiyle karşılayamazsınız. Soyut değerin ete kemiğe bürünmüş halini “tecessüm”le anlatabilirsiniz; “somutlama” çok sığ kalır.

Bir de “slm”, “mrb”, “tşk” gibi, kendince uydurdukları seslerle anlaşan bir grup var ki bunlar tam bir dil züppesi. Bu seslere kelime de denmez, dil de denmez. Papağan Türkçesi daha zengin. Plazalarda kullanılan İngilizce-Türkçe karışımı yapay dilin, Türkçemize verdiği zararı da unutmamalıyız. Büyük şirketlerde çalışanların günlük konuşmalarında Türkçeyle İngilizceyi karıştırarak kullandıkları bu yapay dilin, daha profesyonel, havalı görünme kompleksinden kaynaklandığı inkar edilemez. “Konuyu netleştirelim, sonra aksiyon alalım.”, “Bugün çok yoğunum, back-to-back meeting var.” cümleleri, bana göre ezikliğin, sonradan görme kamuflesinin ifadesi.

Hangi davranış ve düşüncenin, hangi kelimeyle dillendirileceğinde anlaşamayan nesiller arasında zamanla aşılmaz duvarların oluşması tabiidir. Aynı dili konuştuğunu zanneden insanlar, aslında farklı dil katmanlarında yaşamaya başlar. Büyükler kendilerini ifade ederken anlaşılmadıklarını hisseder, gençler ise eski kuşakları “ağır” ve “anlaşılmaz” bulur. Bu karşılıklı yabancılaşma, zamanla saygı ve empati eksikliğine dönüşebilir.

Hayallerin sınırlarını gözler, düşüncenin sınırlarını kelimeler belirler. Sözcük hazinesi zengin, kelimeler arasındaki nüansa vakıf bir kişinin düşünce dünyasının daha geniş olması doğaldır. Dil, düşüncenin taşıyıcısıdır. Taşıyıcı sağlam değilse düşünce tökezler, ilerleyemez.

Unutmamak gerekir ki her kelime bir hatıradır, yaşanmışlıktır, bir anlam dünyasıdır. Kaybolan her kelime, aslında kaybolan bir bakış açısıdır. Eğer kelimelerimizi koruyamazsak, zamanla düşüncelerimizi de daraltırız.

Dilde sadeleşme olmaz, zenginleşme olur. Ülkemizde geçmiş kültürümüze düşmanlığı ve öğrenme tembelliğini bir dönem “sadeleşme” iddiasıyla kamufle ettiler. Bu hareket, yanlıştı; dilimize karşı hainlikti.

Son zamanlarda gördüğüm eğitimi sevimli kılma, öğretimi kolaylaştırma politikaları dilimizi fakirleştirme sonucunu doğurmaktadır. Dijital iletişimin hız odaklı yapısı ve sosyal medyanın kısa ve yüzeysel dil kullanımı da kültürel erozyona ve dilimizdeki kargaşaya yol açmaktadır. Bugün gençler daha kısa cümlelerle, sınırlı kelime hazinesiyle iletişim kurmaya alışmaktadır. Bu da dilin zenginliğini fark etmelerini zorlaştırmaktadır.

Bu gidişata “Dur!” denmeli.  Nesiller arasında dil köprüsünü yeniden kurmalıyız. Büyükler, gençlerle konuşurken sabırla açıklayıcı olmalı; gençler ise bilmedikleri kelimeleri öğrenmeye açık olmalıdır. Okuma alışkanlığının artırılması, klasik ve modern eserlerin birlikte değerlendirilmesi bu süreci destekleyebilir. Sözcük hazinesi geniş, dil hakimiyeti güçlü insanlara, yazılı, sözlü veya dijital medyada genişçe yer verilmelidir.

“Maksat hasıl oldu mu?” sorusunun anlaşılmaması, sadece birkaç kelimenin unutulması değil; bir kültürün yavaş yavaş silikleşmesinin işaretidir. Nesiller arasında kalıcı bağ kurmak istiyorsak, önce ortak bir dilde buluşmayı yeniden öğrenmeliyiz.

“Maksat, hasıl oldu mu?”

Kadir Durgun

kadirdurgun1957@gmail.com

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kadir Durgun
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ
Kadir DURGUN'un
Özgeçmişi
 
Bilecik 1958 doğumlu,
Yunus Emre İlk öğretmen Okulu 1976 mezunu,
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. (1981)
Sırasıyla, ilkokul, lise ve dershane öğretmenlikleri, dershane kuruculuğu yaptı.
Meslek tecrübesi 40 yıl.
1987 yılında Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğinden ayrılarak İstanbul'da özel dershanelerde çalışmaya başladı, bu tarihten itibaren hem Türkçe öğretmenliği hem de birkaç dershanenin kuruculuğunu yaptı.
Öğretmenliğinin yanında değişik gazetelerde haftalık köşe yazıları da yazmaktadır. 
Kendi adına açtığı blog ve üç Youtube kanalı mevcuttur. Bu kanallarda eğitimle ilgili, günlük olaylardan genele uzanan yorumlar yapmakta ve Kadir Hoca Türkçe Kursu adlı diğer kanalda Üniversite hazırlık Türkçe dersleri vermektedir. 
Kocaeli-İzmit'te ikamet etmektedir.
Eğitimin bir akıl ve gönül işi olduğu inancıyla dünyadaki son gününe kadar eğitim hizmeti yapmayı düşünmekte, millete karşı ödenmesi gereken borcu olduğuna inandığı için sürekli çalışmakta ve üretmektedir. 
Üniversiteye hazırlık için bir Edebiyat kitabı vardır. 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya