Hz. Peygamber (S)’den, ‘Savaşı istemeyiniz, ama, gelip çattığında da, kaçmayınız..’ meâlinde bir rivayet vardır. Derinlemesine idrak olunması gereken çok değerli bir ölçü..
Buradaki ‘savaş’tan maksad, elbette ki, kültürel, ekonomik, ticarî, diplomatik, siyasî, itiqadî, ideolojik, psikolojik vs. savaş türleri değil; askerî savaş..
Diğer savaş türlerinde, askerî olmayan mânâda ‘savaşan taraf’lar bir şeyler kaybedebilir, ve bunların hemen tamamı, hattâ, ’askerî savaş’ta kaybedilen bazı şeyler de zamanla telâfî edilebilir, ama, telâfi edilemiyen en büyük unsur, ‘insan hayatı’dır. ‘Hayattan koparılan, ölen insan’ın geri döndürülmesi mümkün değildir.
***
Pekiy, ‘asker’ kimdir?
Asker, sanıldığı gibi, sadece askerî libas veya üniforma girmiş olan kimse de değildir. Hattâ, onlar hiç asker de olmayabilir. Gerçek mânâda ‘asker’, dâvası her ne ise, ‘bir inanç, bir ideoloji ve ideal veya bir hedef uğruna, her türlü mücadeleyi göze almış ve bu yolda gerektiğinde öldürmeyi ve öldürülmeyi ya da fedaîliğini taa baştan gönüllü olarak kabullenmiş olan insan’ dır.
İslâmî ıstılahatta, ‘Cündullah’ terimi vardır. Yani, ‘Allah’ın askeri..’
‘Cündullah’ın karşısında da, ‘Cund’uş-şeytân/ Şeytan’ın askeri’ vardır.
Yani, ‘Ben ikisinden de değilim, ben ortadayım’ denilemez. ‘Bî-taraf (tarafsız) olan, bertaraf olur.’