Azgın azınlığın sessiz ve makul çoğunluğa hükmetmesi neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir mesele. Antik Yunan’da, Roma’da, Mısır’da, cahiliye Mekke’sinde… Her yerde karşımıza çıkıyor.
Kur’ân’ın bize hayatından bahsettiği Hz. Lut’un kavminin hikâyesi de aynı hikâye aslında. Azgın azınlık, sessiz çoğunluğa hükmediyor. Hz. Lut kıssasının bütününden çıkardığımız sonuç şudur: Aslında “eşcinsel ilişki” kavmin bütününe sirayet etmiş, “başat”lık kazanmış bir ilişki değil ancak azgın azınlık, dilediğini yapacak güce sahip olduğu için mesele çığırından çıkıyor ve “Hz. Lut kavminin pek azının yaptıkları yüzünden” helâk kaçınılmaz oluyor.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Hoca, işini yapıp Cuma hutbesinde “Kur’ân’a göre zina haramdır. Eşcinsellik de sapkınlıktır. Kur’ân eşcinselliği lanetler” deyince azgın azınlığın koparttığı fırtına, gücünü hâlihazırda dünyadaki yaygın ve hâkim “söylem”den alan bir fırtına. Ankara Barosu’ndan bilmem ne sivil toplum örgütüne kadar “suç duyurusunda bulunacağız”, “yedi asır öncesinin diliyle konuşuyor” böğürmeleri, cesaretini tam buradan devşiriyor.
Hangi desteği verirsek verelim, “Ali Erbaş Yalnız Değildir” kampanyasını ne kadar köpürtürsek köpürtelim Ali Erbaş yalnızdır. Bu çılgın dünyada Ali Erbaşların heybesine düşen yalnızlıktır.
Ne demek istiyorum? Anlatmaya çalışayım dilim döndüğünce.
Bu çılgın dünya ve onu yöneten azgın azınlık “kadim olandan, sabit olandan, köklü olandan nefret etmeye” ayarlıdır. İster ki insanın ve toplumun hiçbir sabitesi olmasın. Böylelikle “her an yönelimleri değişebilecek/değiştirilebilecek müşteriler” oluşsun dünyanın dört bir yanında ve bu müşterilerin satın alma arzuları hiç eksilmesin. Çünkü bu çılgın dünya için iki temel ilke vardır. Birincisi “müphemiyet”, ikincisi “piyasa devamlılığı.”
Müphemiyet yani belirsizlik, sabiteden nefret eder. Mesela asla faiz alıp vermeyecek bir tek insanın varlığını bile kendisine tehdit olarak görür. Mesela “toplumsal dayanışmayı” ekonomik ranttan bağımsız şekilde sürdürebilen insan topluluklarından tiksinir.