Bu yıl da salgın ortamında evlere kapanarak Ramazan’ı toplumsal sosyal hayattan kopuk olarak buruk yaşadık. Bizi bu mübarek aya kavuşturan Rabbimize hamdolsun.
Bu şerefli ay evlerimize; Oruç’la, Kur’an’la, Kadir Gecesiyle, Teravihle, Namazla, Zekâtla, Fıtırla, İnfakla, ibadet, dua, niyaz, zikirlerle, Rabbimizin Rahmeti, Mağfireti, Merhameti ve Kurtuluş müjdesiyle geldi. Huzur, mutluluk, sevinç getirdi.
Çağın hızlı hayat akışı içinde daha çok şeye sahip olabilme hırsı, modern hayata ayak uydurabilme çabasının sonucu; monotonlaşan, tatsızlaşan, sıkıcı, bunaltıcı hayatın getirdiği ruhu daralmış insanın evine bu kutlu, şerefli konuğun gelişiyle yaşanan huzur, tarifsiz heyecan nasıl izah edilebilir.
Biz oruç tutmadık aslında, Oruç bizi tuttu. Tuttu ve sarstı kendimize getirdi. Rabbimize hakkıyla kul olmanın, insan olmanın, insanlarla kardeş olduğumuzun, bize emanet edilen varlık, eşya ve tabiat ile ilişkilerimizde emanetimize sahip çıkmanın şuuruna vardık. Yani Ramazan ayı hayatımıza kattığı ve yaşattığı değerler bakımından Müslüman kimliğimizin, Mümin şahsiyetimizin yeniden inşa edildiği adeta bir eğitim dönemi oldu.
Bu eğitimle, hayatımızın merkezine aldığımız ve Ramazan ayına değer katan Kitabımız Kuran’ın ilkeleri ve O’nun tebliğ ve tebyin edicisi Peygamberimizin örnekliği, hidayetimiz için kazanımlarımız oldu. Şimdi bu kazanımlarımızı ahlaki değerler olarak Müslüman şahsiyetiyle bir ömür devam ettirme kararlılığının şuuruna varmak en önemli tutum olmalıdır.
Ramazan bize hayatın bütün boyutlarını birlikte yaşattı. Ramazan ayında başta oruçla birlikte bütün ibadetlerin yoğunluğu ile arınma ve ilahi rızayı kazanma çabamızı gösterdik. Allah’a kulluk boyutunu ibadetlerle, insanlık boyutunu infak, şefkat, adalet, merhamet, sevgi, saygı, iyilik merkezli ahlak ilkeleriyle, salih amellerle dolu mutluluk ve huzur verici bir ay yaşadık elhamdülillah.
Şimdi bize bu nimetlerin şükrünü eda edeceğimiz ve dünya-ahiret Yüce Allah’ın va’di kurtuluş müjdesini umarak bu ayın zirvesi Bayram sevincimizi yaşamaya hazırlanırken, misafirimizin bu ayrılık hüznü içimize çökmüştü ki; İsrail terörü Filistinli kardeşlerimizin üzerine Mesci-i Aksada namazda iken bir kabus gibi çöktü. Yüzlerce Müslüman kardeşimiz yaralandı, şehitler var, saldırı devam ediyor. Üzüntümüz büyük. Feryatların vicdanlarda açtığı yara gözyaşlarına dönüştü. Bu Bayram acılı, üzüntülü…
Kudüs, İslam’ın olduğu kadar, İslam’dan önce Hz Musa ve Hazreti İsa başta büyük peygamberlerin yaşadığı kutsal mekânlardır. Kudüs’ün Müslümanlar tarafından fethinden sonra bu beldeler huzur, sükûn ve adaletin gerçekleştiği mekânlar olmuştur. Ve Müslümanlar tarih boyu bu topraklarda her dinden insanın adalet ve huzurla yaşamasını sağlamıştır.
Ancak bu topraklar Yahudi yerleşimcilerin eline siyasi bir güç olarak geçtikten sonra, Filistinliler için işkence, zulüm, sürgün suretiyle planlı bir işgale dönüşmüştür.
Şimdi ise ABD’nin himayesinde, beynelmilel siyonizmin, Hristiyan Siyonist Evanjeliklerin iş birliği ile vadedilmiş topraklar ideolojisinin bir sonucu olarak, İsrail Terör devletinin silahlı saldırısı ile karşı karşıyadır. Bu durum dünyanın geleceği açısından tehlikeli bir işaret fişeğidir. İsrail’in fiili saldırısı devam etmektedir. İnsanlığın gözü önünde cereyan eden bu saldırı bir savaş suçudur. Başta Müslüman olduğunu ileri süren ülkeler olmak üzere bütün milletler için ve insanlık adına bu duyarsızlık utanç vesilesidir.
Bu saldırı sadece kınama ve tel’in mesajları ile geçiştirilebilecek bir durum olmaktan çıkmıştır. Ortada Filistinli Müslümanların mallarının haklarının gasp edildiği, yurtlarından sürüldüğü ve bilinçli yok edildiği bir insanlık katliamı vardır, bu bir soykırımdır.
Türkiye’den başka bu konuda harekete geçen, kılı kıpırdayan ülke yok gibidir. Birkaç ülkeden endişe duymak ve kınamak dışında cılız seslerle dünya duyarsızdır. Türkiye devlet olarak devam eden çabalarını diplomatik, politik temaslarla ülkeleri İsrail’e karşı tutum almaya zorlamalıdır. Ayrıca Birleşmiş Milletler, İslam İş birliği teşkilatı, İnsan Hakları, Adalet Divanı gibi Hukuki teşkilat ve mekanizmalarının harekete geçirilmesi sağlanmalıdır.
Sırtını yasladığı küresel güçlerden destek ve cesaret alan İsrail, karşısında ciddi bir güç görmedikçe bu hedefinden vazgeçecek değildir. Bu nedenle diplomatik bütün yöntemler kullanılırken, gerekirse ticari ve ekonomik ve benzeri alanlarda ambargo gibi unsurların devreye sokulması sağlanmalıdır. Kudüs İsrail siyonizminin esaretinden kurtulmadıkça dünya barışı da mümkün değildir.
Burada bir makale paylaşımında okuduğum, Müslümanların hali pür melalini gösteren bir durumu ibretlik olduğu için sizinle paylaşmak isterim. İsrail askerlerinin postalları ile camiyi girdiğinde, İmam namazda bir kıraat sebebiyle, sehiv secdesi yapar, cemaatten birisi namaz sonrası ayağa kalkar, burada sehiv secde gerekmezdi der. Ve tartışma büyür cemaat birbirine girer. İşte tam bu esnada İsrail askerleri plastik mermilerle cemaate ateş eder, göz yaşartıcı bombalarla Müslümanlara saldırır. Bu olay Müslümanların halini, ne küçük şeyler için kendi kendileri ile çatıştığını göstermesi bakımından ibretlik olduğunu düşünüyorum.
Müslümanlar uyanmak için iğneyi başkasına, çuvaldızı kendilerine batırmalarının zamanı çoktan gelmiş, geçmektedir. Belki bu olaylar, artık cana tak diyen durumlar insanlığı ve Müslümanları uyandırır da kısır çekişmelerin parça, parça hale getirdiği İslam dünyası önce birbirinin kardeşi olduğunu hatırlar ve kendine gelir.
İşte o zaman Bayram o Bayram ola.
Ramazan Bayramının başta Filistinli kardeşlerimiz olmak üzere, tüm Müslümanların uyanış ve kurtuluşuna vesile olmasını Mutlak kudret sahibi Yüce Allah’tan niyaz eder, Hayırlı Bayramlar dilerim.
Hayrullah BAŞER
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Başkanı