Cumhuriyetin 100’üncü Yıldönümünde Türkçe İki Büyük Dil Yol Kazası ve Türkçeyi Kullanma Hataları
MAKALE
Paylaş
06.10.2023 16:22
455 okunma
Süleyman Kocabaş

Süleyman KOCABAŞ

 kocabassuleyman@gmail.com

Birinci Bölüm

Cumhuriyetimizin 100’üncü Yıl Dönümünün  Büyük Anlamı ve Esprisi

Daha önceki yıllarda, Cumhuriyetimizin  ilanını, sonu sıfırla biten rakamlardan hareketle   10’uncu  yıl  ve 50’inci yıl dönümlerini  ayrı bir anlam ve espriyle  kutlanmıştık. Günümüzde de bu  kutlama geleneğini sürdürmekten olarak   100’üncü yıl  kutlamasını yapıyoruz.    

Bu kutlamaların her yıl yapılan kutlamalar dışında ayrı bir anlamı  ve esprisi vardır. Bunun aslını,   milletlerin  hayatında tarihi önemi çok   büyük yepyeni  yapılanmaların, olup bitenlerin başlangıcından  başlayarak  10, 50 ve daha da önemlisi 100’üncü yıl dönemlerinde,  yapılanmalarda nerelere gelindiğinin, yapılanların  doğruları ve yanlışlarının neler olduğunun ve bundan sonra nelerin  yapılması gerektiğinin  hesapları ve  muhasebeleri yapılır. Bunlara günümüzde “otokritik” de denildiği halde biz de zaten adı geçen yıl dönümlerini anma ve kutlama esprileri içinde bunları yapmışızdır ve 100’ üncü  yılda da yapamaya devam edeceğiz.

Ekonomi, sanayi, ticaret, tarım, edebiyat, sanat, spor vb. gibi her konu ve alanda  yapılacak olan otokritiklerden olarak biz bu yazımızda edebiyatın alanının  içinde  yer alan Türkçemizde yapılması gereken otokritiği yapacağız.  

100 Yılda  Türkçemizde  Yaşanan Üç Buhran  ve Problemler

Cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümünde, dilimiz konusunda kazanılan, kaybedilen veya doğruları, yanlışlarıyla ilgili bir otokritik yapılacak olunursa,  maalesef ki diyelim Türkçemizde hep kaybedilenler ve yanlışlıklar yaşanmıştır.

Türkiye’miz, adı geçen yüzüncü yıl süresince bölgesinde ve dünyada  “süper güç” olamamışsa, bunun en önemli sebeplerinden birisi de işte dilimizde  yaşanan buhranlar ve problemler  olmuştur. Bunları üç ana başlık altında şöyle sıralayabiliriz:

1- Türkçemizde  BİRİNCİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI’ sından olarak 1932 – 1980 zaman diliminde “Aşırı Uydurukça Dil Salgını” nın yaşatılmasıyla  dilimizin zayıflatılması,

2- İKİNÇİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI ise, kendisini 1980 -1923 zaman diliminde göstermiş ve göstermeye devam etmekte olup, Türkçemiz bu sefer de  İngilizceden aşırı etkileşeme sonucu, bu dilden  zorunlu alımlardan değil, özentili ve modalaşma alımlarından olarak bu sefer de   İngilizcenin işgaline uğramaya başlaması,

3- Türkçemizin tarih boyunca “sahipsizliği”  den kaynaklanan ne tarihi, ne grameri (dil bilgisi) ne de tam anlamıyla lugatı (sözlüğü) yazılabilmiştir. En önemlisi de herkesin kabullenebileceği  imza kuralları yazılımı yapılamadığından herkes kendine  göre imla  kuralları uydurmak yanında,  üslubu veya seslendirilmesinden   olarak da yine herkesin kendi  keyfi ve mizacına  göre seslendirmesinden  kaynaklanan “TÜKRÇENİN DOĞRU  KULANILAMAMASI”   denilen diğer bir “dil hastalığı” na   günümüz itibariyle  bile  çözüm yolları  bulunamaması,

İşte 100 yıl boyunca  karşılaştığımız bütün bu olumsuzluklardan kaynaklanan buhranlar ve problemleri   aşağıda özet alarak inceleyecek  ve değerlendireceğiz.

Birinci Büyük Dil Yol Kazası 1932 -1980

“ Dil Devrimi” nin  başladığı  1932’de kendisini gösteren ve  1980’li yılların başlarına  kadar “dilimizi millileştirmek” ve “geçmişimizden koparılarak Modern Seküler-Laik  Batı Medeniyetine girmeyi kolaylaştırmak” ana  amaçlarıyla (“Harf Devrimi”nin de bu amaçlar için yapıldığı halde )  1000 yıldan beri konuşup yazdığımız  yaşayan Türkçemizde  ne kadar Arapça ve Farsça kelimeler varsa bunların  “dilimizde işgalci yabancı kelimeler” nitelendirilmesi  yapılması sonucu, bunların      tümüyle atılarak  yerlerine dünyada  “saf dil” varmış gibi  “yepyeni bir dil icadı” ndan olarak, halkın dilinden ve Orta Asya Türk lehçelerinden  derlenen öz Türkçe kelimelerin kullanımı  yetersiz kalınca veya çoğu kabul görmeyince  masa başında   yeni kelimelerin üretilmesiyle gelen      “AŞIRI UYRURUKCA DİL YAPILANMASI ” kendisini göstermiştir.  “Dil  Devrimi” nın başladığı 1932 yılında,  deneme ve tecrübe etmekten olarak  bunun uygulaması Atatürk’ün Çankaya köşkündeki sofrasında ve gazetelerin köşe yazarlarının makalelerinde  yapmıştır.

Atatürk’ün kendisi de bu deneme ve tecrübeye katılmıştır. 1936’ya kadar olan  kutlama mesajlarında, TBMM’nin açılışı nutukları ve  Çankaya  köşkünde yabancı devlet adamlarını  kabulde yaptığı konuşmalarda uydurukça kelimeler kullanmıştır.  Buna bir örnek verilecek olunursa   İsveç Veliaht Prensi Gustav Adolf’u  3 Kasım 1934’de Çankaya köşkünde  kabulü sırasında söylediği nutkundan bahsedebiliriz.  Atatürk, bu  nutkunda uydurukça kelimelerden olarak şunları kullanmıştı: Tükel, özgü, yanku, itki, yaltırık, özence, bitin, ate, özlük, ıssı, önürleme, kıldacıl, anıklamak, büktün, acu, söyüne, baysal, genlik, eksürmen, altes, tüzün, gönenç. Atatürk, 1927’de “Nutuk”unu içinde Arapça ve   Farsca kelimelerin ağırlıklı olarak bulunduğu Osmanlı Devletinde  yaşanan Sadeleştirme dönemi  dili ile yazmıştı. Kullanmasını denediği “uydurukça  dil” ile yazmaya çalışsa bunu yazamazdı. Yazsa bile kimse bir şey anlamayacağı için  tutmaz, kitap satılmazdı.  Daha sonraki yıllarda “Nutuk”un  “Söylev”e çevrilerek  bu isimle çıkan aşırı uydurukça  kelimelerden ibaret Nutuk kitaplarının az satılmasıyla  bu kendisini göstermişti. 

Kuru –sıkı ve hamasi bir “dil ırkçılığı” veya “dilde milliyetçilik” ten tamamen öz Türkçe ve uydurukça kelimelerden ibaret  yepyeni bir dil icadı deneme ve tecrübelerinin başarılı olmadığı görülünce     1935 yılından itibaren de Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılmasına   geri dönmüştür.

Atatürk, geri dönüşten olarak,  “Dil Devrim”i çalışmalarında kendisine en yakın yardımcı elemanlarından  Falih Rıfkı Atay ve Ahmet Cevat Emre’ye bunların hatıralarında anlatıldığı üzere, Atay’a   “Çocuğum beni dinle, Türkçenin  hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını  tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir. Dil bu çıkmazda bırakılır mı? Bırakılamaz. Biz de  çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız” (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Atatürk ve Türk Dili Belgeler, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1992, s. 302) derken,   Emre’ye de şunları söylemişti:  “Dilde ve Musikide İnkılap olmaz”  (Ahmet Cevat Emre. İki Neslin Tarihi, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1960. S. 338)

Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü, 11 Kasım 1938’de Cumhurbaşkanı seçilince, 1940’lı yılların başlarından itibaren , “Dil Devrim”i konusunda “Atatürk’ün yapamadığını ben yapacağım” diyerek, Atatürk’ün vazgeçtiği uydurukça dile geri dönmesi , 1940 – 1980 zaman diliminde Türkçemize “en karanlık günleri” ni yaşatmıştır.        

Bir dili geliştirmek için elbette ki yeni kelimeler üretimine ihtiyaç vardır. Bunu ancak geniş bir zaman  içine yayıldığı halde  edebiyatçı şair ve yazarlar, bilim adamları yaparlar. Her önüne gelen veya işin uzmanı olmayanlar kendiliklerinden  kelimeler üretemezler. Hele masa başında “ben yaptım oldu” dercesine “kalem-kelime  oyunları” yla , üstelik de dilimizin imlası, ses uyumu ve müzik ve matematik  yapısına uymayan kelimelerin üretilmesi hiç iyi olmamıştır.  

İnönü döneminde uydurukça dilin  şampiyonluğunu Milli Eğitim  Bakını Hasan Ali Yücel ve Cumhurbaşkanı İnönü’nün  kültür başdanışmanı Nurullah Ataç yapmıştır. Özellikle buna; ateist olduğunu  kendisi de  açık açık yazdığı halde  Ataç damgasını vurmuş, bütün ömrü uydurukça  kelimeler üretimiyle  geçmiştir. Bu sebepten dilimize  en büyük zararı Ataç verdiği için, tarihe adı “Türkçenin anasını ağlatan adam” olarak geçmiştir.  Ataç’ın uydurduğu kelimelerin büyük bir kısmı  Yılmaz Çolpan tarafından derlenmiş ve  Türk Dil Kurumu tarafından 1963’de  “Ataç’ın Sözcükleri” kitap başlığı adı altında yayınlanmıştır. Ataç’ın  Türkçe karşılıkları ola ola “bunlar dilimizde yabancı işgalci  kelimelerdir” denilerek, bunların yerine uyrukça kelimelerden olarak bazı kelime  örnekleri şunlardır:  açkı (anahtar), algınlık (aşk),   ası (fayda), aydık (şiir), bağlanç (din), beti (mektup), bilisiz (cahil), dinek (kule), döl (mart ayı), durul (devlet), düzeti (nesir), ılkı (hayvan), iyir (ilaç), kalık (hava), kısı (hapis).  komuğ (müzik), kurunç (hayal), oram (sokak), öldürmem (cellat), sağın (tıp doktoru), salkı (haber), satak (pazar),savut (silah), sücü (şarap), tamu (cennet), tın (can), tilçik (kelime), tümce (cümle), törüt (sanat),  tüz (halk) , uçmak (cennet), çevrinmek (Kậbe’ yi tavaf etmek), uza (tarih) , üçük (harf) , yakar (dua), yançık (cep), yayık (şeytan,) yüküm  (namaz) kurban (sunum) , yazak (kalem) (Yılmaz Çolpan, Ataç’ın Sözcükleri, Türk Dil kurumu Yayınları, Ankara, 1963, s. 2-116)

Edebiyatçı yazar ve dil uzmanlarımızdan Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş,  “Uydurma Olan ve OImayan Yeni Kelimeler Sözlüğü” kitabında, tutan ve tutmayan kelimelerin sözlüğünü yazmış, sözlükte geçen kelimelerin yarısının tuttuğu, yarısının ise tutmadığı (Ataç’ın yukarıdaki tutmayan kelimeleri  de içinde olduğu halde)  üzerinde durulmuştur. Tutmayan kelimeler koyu harflerle yazılmış olup, bunların derlenen  kelimelerin yarısını  teşkil ettiği görülmüştür. Timurtaş’a göre tutan kelimelerden bazı örnekler şöyledir: anayasa (kanun-u esasi), araç (vasıta), başbakan (Sadrazam), biçim (şekil), çağdaş (muasır), değerli (kıymetli), durum (vaziyet , hal), elçi (sefir), evren (kainat), konuk (misafir),övgü (methiye), sözlük (lugat) vb. (Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Uydurma Olan ve Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü,  Umur Kitapçılık, İstanbul, 1979, s. 71 – 155)

Özellikle Ataç’ın ürettiği kelimelerden olarak,  masa başında  Arapça ve Farsça manalarına  göre bunları uydurukça kelimelere göre tahvil ederek uydur uydur kelime üret yapılanması kendisini göstermiştir. Bir çeşit  “bir deli  saçmalığı” da denilebilecek bunlara birkaç örnek şöyledir:  İdam cezası almış bir insanı asıp öldürmekten gelen cellat için “öldürmen”, kalem yazdığı için “yazak”,  bir dine bağlanmaktan olarak din yerine  olarak “bağlaç” denilmesi, , Allah’a dua edip yakarmaktan olarak dua yerine “yakar” ı kullanmak. Görülüyor ki, bu gülünç ve dilimizin dil kaidelerine  de uymayan bunları, dilimiz “hazımsız bir yemek yer” gibi kusmuş kabul etmemiş, şair-yazarlarımız ve halkımız nezdinde de bunlara  tepkiler çok ağır olmuştur.  Şair Necip Fazıl Kısakürek buna tepkisini  şöyle göstermiştir:  “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim, / Ya bunlar Türkçe değil, yahut ben Türk değilim. / Oysa halis Türk benim, bunlar, işgalcilerim, / Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim.” ( Yavuz Bülent Bakiler, Sözün Doğrusu, Yakın Plan Yayınları, İstanbul, 2012, s. 100)

Halkımızın tepkinden olarak da bu uydurukça salgınını alaya alıcı mizahi  birkaç örnek de şöyledir:   İstiklal Marşımız için “ulusal düttürü, lokanta için “toplumsal otlangac”, hostes için “gök konuksal  avrat”, otomobil için “içten iteçli götürgeç”, minare için “dinsel dikeç”  

Bu tepki ve tenkitler cümlesinden olarak da bir kısım dil uzmanlarımız ve şair-yazarlarımızın görüşleri de şöyledir:

Prof. Dr. Mehmet Kaplan (İstanbul Edebiyat Fakültesi edebiyatçı öğretim üyesi - dil uzmanı) : “Türk milletinin asırlardan beri kullandığı kelimeleri öz Türkçe   değildir diye genç nesillerin kafalarından silmeye çalışırsanız en değerli kültür eserlerinizi tahrip eden dil güvelerisinizdir. Onlarla savaşmak Milli Mücadele kadar kutsaldır.” (Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil,  Dergah Yayınları, İstanbul, 1976, s. 266)

Munis Faik Ozansoy: (gazeteci yazar, Başbakan Demirel’in Kültür Müsteşarı)  “Dilimize yapılan saldırı yeni bir Haçlı Seferidir… Dilimizi hakir görmekle manen soysuzlaştık. Dilimiz kabile dillerine döndü.” (Türk Dili İçin V, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları,  Ankara, 1972, s. 57 – 58)

Nihat Sami Banarlı (Edebiyat hocası, edebiyatçı  yazar): “Uydurmacılık hayal gücünü öldürüyor. Bu bir dil züppeliğidir.” (Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, 1987, s. 137)

İsmail Habip Sevük (edebiyatçı yazar) : “Uydurmacılık hamaratlıktır… Orta Asya dil ve lehçelerine dönmek ölüleri diriltmeye çalışmak gibidir.” (İsmail Habip Sevuk, Dil Davası, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1949, s. 68)

Atilla İlhan (edebiyatçı –gazeteci yazar):  “Devrimciler lehçesi (uydurukça dil ) ile  dilimiz budanıp kuşa çevrildi.” (Cumhuriyet, 5 Mayıs 2005)

Refiğ Cevdet Ulunay (gazeteci yazar)  “Dilimize yapılan suikast hiçbir milletin  dilinde görülmemiştir.” (Faruk Kadri Timurtaş, II.Dil Kongresi ve Akademi,  Türkiye Muallimler  Birliği Yayınları, İstanbul, 1969, s. 16)

Prof. Dr. Hüseyin  Naili Kubalı: (İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyesi) “ Öztürkçecilik adına yapılanlar, Demokrasiye  ve Anayasamıza aykırıdır.” (II.Dil Kongresi ve Akademi Kitabı, s. 16)

Ahmet Kabaklı: (Edebiyat hocası, edebiyatçı – gazeteci yazar) “Dilimizi yıkanlar,  I. Dünya Harbinde devletimizi yıkanlardan daha büyük kötülük yapmışlardır.” (Türkiye Gazetesi, 16 Ağustos 1992)

Prof Dr. Ahmet B. Ercilasun: (edebiyatçı –dilci öğretim üyesi.  1980 sonrası Türk Dil Kurumu Başkanı)  “Uydurmacılık, yaşayan dili tamamen yok ederek yerine yepyeni bir dil icat etmektir (Türkçeyi kabile dilini çevirmek). Milli, ilmi ve pratik olmayan bu öztürkçecilik  hareketine yakışan  isim ‘uydurmacılık’ tır.  Uydurmacılık ise,  gayri milli, gayri ilmi ve pratik bakımdan  zararlı bir akımdır.” (Ahmet B. Ercilasun, Dilde Birlik, Akçağ Yayınları, Ankara, 2015, s. 117)

Uydurukça  dil salgınına yabancı ilim adamları Türkologlar da tepkilerini göstermişlerdir. Bunlardan birkaç örnek şöyledir:

Prof. Geoffrey L. Lewis (İngiliz Türkolog, İngilizce Türkçe Sözlük yazarı.  1999’da       1999’da yayınladığı “ The Turkısh  Language Reform:  A Catastrophiç  Succes” (Trajik Başarı  - Türk Dil Reformu” isimli kitabı 2004’de “Trajik Başarı – Türk Dil Reformu” adıyla Türkçeye çevrildi” ):

“Öz Türkçe kelime bulmakta çaresiz ve  yetersiz  kalanlar  dilin gümrük kapılarını İngilizce veya Fransızcaya  sonunu kadar açtılar. 50 yıllık  enkaz kolay temizlenemez.”

“700 yıllık dilde ‘etnik temizlik’  bir ‘felaket’ oldu. Nesiller gün geçtikçe  birbirini  daha anlayamaz hale geliyorlar”

“Reformcular (Dil Devrimcileri)  miraslarını bilerek çöpe attılar” (Ahmet Kemal Yahyaoğlu,  Öz Türkçenin İçyüzü, Türkçenin Katli, Yakın Plan Yayınlar, İstanbul, 2013, s. 159 – 160)

İngiliz Türkolog H.C. Hony (İngilizce –Türkçe Sözlük’ün yazarı): “Türkiye’de asıl tehlike uydurukça  dilin okullarda okutulmasıdır. Bu İngiltere’de olsa idi yapanlar ölümle cezalandırılırlardı.”

“Türkiye’de dilin tahrip ve kötürüm edilmesini dünyada yalnızca Rusya destekliyor. Tehlikenin büyüklüğünü anlayan Türk aydınları, büyük bir ıstırap içinde yaşıyorlar.”

“ Türk dili hakikaten büyük bir tehlike içinedir. Uydurmacıların bir dil   hastalığı (dil ırkçılığı) da Orta Asya kabile diline dönmek hastalığıdır.”

“Özleştirme Türkçeyi fakirleştirdi. Bu boşluğu Batı kaynaklı kelimelerin doldurması önlenemiyor(Nejat Muallimoğlu, Türkçe Bilen Aranıyor, Nejat Muallimoğlu Yayınları, İstanbul,  2003, s. 311-312)

Prof. Neumark (Türk vergi sistemini düzenleyen Alman maliyeci): “Türkçenin  her on yılda bir değiştirildiğini gördüm.” (Oğuz Çetinoğlu, Ses Bayrağımız  Türkçe,  Bilgeoğuz  Yayınları, İstanbul, 2020, s. 19)

1980’li yıllarına başına gelindiğinde uydurukça dil icadı giderek zayıflamaya başlamıştır. Bunda       12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile gelen “ara yönetim”de,  müdahaleyi  yapan Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanları generallerin,  Atatürk’ün  aşırı uydurmacılıktan   dönmesini de dikkate alarak, halkımızın da  yaygın  konuşma ve yazma dili olan    “Yaşayan Türkçe”  lehine tavır almaları ve bunun yasal düzenlemelerini yapmaları (Atatürk Kültür Dil ve Tarih  Yüksek Kurumu’nun kurularak, ehliyetsiz-liyakatsiz  başkanları ve üyeleri nezdinden uydurukça  dilin kaynağı olan  Türk Dil Kurumunun da buna bağlanarak devletleştirilmesi),  uydurukça salgınının giderek  zayıflamasına ve günümüze gelindiğinde ise neredeyse  bütünüyle  ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Ama bu  sefer de beklide uydurukça dil salgınından daha da tehlikeli olabilecek yeni bir büyük dil kazası kendisini göstermeye başlamıştır.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya