“Kıbrıs’ta Alarm Zilleri – 3”
MAKALE
Paylaş
18.03.2024 10:49
162 okunma
Nejmettin Özdemir

GELİŞMELERİN TÜRKLER İÇİN DOĞURDUĞU SORUNLAR

GKRY’nin adayı temsilen AB üyesi yapılması, enerji kaynaklarının paylaşımında yaşanan sorunlar, bölge dışı devletlerin yaptıkları askeri yığınaklar, Tür­kiye ve KKTC’yi dışarıda bırakan yeni bölgesel ittifak arayışları, Doğu Akde­niz’de barış ve istikrarı olumsuz etkilemiştir.

Bölgedeki tüm bu gelişmeler, KKTC ve Tür­kiye’nin egemenlik ve güvenliğine tehdit oluşturmakta,  ayrıca ticari hakların kullanımına engel teşkil etmektedir.

EGEMENLİK

Türki­ye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı stratejik öneme sahip olmakla birlikte, adada yaşayan Türklerin siyasi haklarının ve güvenliklerinin uluslararası anlaşmalara göre korunması amacını da taşır.

Doğu Akdeniz’de bir yandan KKTC’nin Münhasır Ekonomik Bölgesin olmadığı iddiası, diğer yandan, bölgede en uzun kıyıya sahip olan Türkiye’ye Münhasır Ekonomik Bölgesini kullandırmama girişimleri, her iki devlet açısından da egemenlik gaspıdır. KKTC ve Türkiye’nin bölgedeki egemenliği tartışma konusu edilemez. Bu savaş sebebidir.

GÜVENLİK

Doğu Akdeniz’e ve Kıbrıs açıklarına yapılan askeri yığınak, KKTC ve Türkiye’nin güvenliğine açık ve yakın bir tehdittir. Kıbrıs Türkiye için vazgeçilmez bir güvenlik noktasıdır.

2004 yılından sonra Türkiye Kıbrıs konusunu daha çok askeri stratejiler ekseninde ele almış, 2020 yılından itibaren Doğu Akdeniz’deki güvenlikçi politikalara, ekonomik çıkarların korunması da eklenmiştir.

Batılı güçlerin Doğu Akdeniz’e olan ilgisi, Türkiye için güvenlik riskini büyütmektedir. Türkiye bölgede güvenliğine yönelmiş tehditler için gerekli tedbirleri almaktadır.

Türkiye’nin;  bölgede 2 fırkateyn, 2 korvet, 1 akaryakıt gemisi ve 2 hücumbot, 2 denizaltı, ve 6 karakol gemisi bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler UNIFIL Deniz Harekâtına iştirak eden bir korvet, Lübnan açıklarında karakol görevi icra ediyor. Bunlara ek olarak Türkiye, Kıbrıs-Geçitkale’de bir iha-siha üssü kurmuş durumda.

Türkiye’nin Yeni Güvenlik Stratejisi: Akdeniz Kalkanı

Türkiye son yıllarda güvenlik stratejisini değiştirmiş, bugüne kadar uygulanan Re-Aktif Güvenlik sistemi ile sadece savunma yapan ülke olmaktan çıkarak “Fırat Kalkanı” ile birlikte, topyekün askeri kaynaklarını sınır dışında kullanmaya başlayan, Pro-Aktif savunma ile güvenliğini ileri seviyeye taşımıştır.

Bugün Türkiye, “Akdeniz Kalkanı” ile dışarıdan gelecek olan tehlikeleri, ülke sınırlarına ulaşmadan, saha dışında etkisiz hale getirerek, başarılı bir güvenlik politikası sergilemektedir.

BÖLGEDE TÜRKİYE’NİN YALNIZLAŞTIRILMASI VE KUTUPLAŞMALAR

Akdeniz bölgesi enerji hatlarının yeni güzergahı olarak planlanmaktadır. Özellikle Kerkük’ten gelen enerji hattı ve İsrail enerji havzasından çıkan enerji hatlarını, Mısır’dan gelen hat ile birleştirilerek, Güney Kıbrıs üzerinden İtalya açıklarına çıkarıp Avrupa’ya ulaştırmayı hedefleyen Avrupa devletleri, bu sayede Türkiye’nin transit ülke olma özelliğini by-pass edip, Kıbrıs üzerindeki etkisini de ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Doğu Akdeniz'de hidrokarbon rezerv yataklarının keşfedilmesi, kıyıdaş ülkeler arasında yeni ittifaklar kurulmasına neden oldu. Özellikle Rumların kurduğu ittifaklar, bölgede Türkiye’yi izole etmeye yönelik gelişti.

Doğalgaz rezervlerinin çıkartılıp boru hatlarıyla Avrupa pazarına taşınması hedefinde birleşen İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan yeni bölgesel işbirliği platformları oluşturmaya başladılar.

Yine Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”nu kurduklarını duyurdular. Forumun amacı bölgesel kaynakların üretimi, tüketimi ve pazarlanması süreçlerinde işbirliği yapmak ve Doğu Akdeniz'i yeni bir enerji üssüne dönüştürmek olarak açıklandı.

Bu sürece paralel olarak Güney Kıbrıs Yunanistan’la birlikte Mısır, İsrail ve Ürdün'le ayrı ayrı üçlü işbirliği oluşumları kurarken, hem ABD'nin hem de AB'nin güçlü desteğini aldı. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Akdeniz’de Türkiye’yi yalnızlaş­tırmak için kurduğu ittifaklarda, özellikle Türkiye ile sorun yaşayan ülkeleri tercih ediyor.

Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İtalya'nın AB üyesi olması, Doğu Akdeniz'de ABD, Katar, Fransa gibi ülkelerin büyük şirketlerinin yer alması, Türkiye’nin daha da yalnızlaşmasına neden oldu.

Türkiye bu gelişmeler karşısında, Akdeniz’deki ilişkilerini Kuzey Afrika ülkelerine doğru genişletme kararı almıştır. Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması bu yaklaşımın sonucudur.

Bölgedeki kutuplaşma yeni gerginlik ve belir­sizlikleri de beraberinde getirmiş, bu durum Doğu Akdeniz’de bulunan enerjinin Avrupa’ya ulaşmasının önüne yeni engeller çıkarmıştır.

TİCARİ MENFAATLERİN ENGELLENMESİ

Bölgede çıkarılan hidrokarbonun piyasalara sürülmesi için Türkiye’den geçen boru hatlarından pompalanması gerekiyor. Bu Türkiye için önemli bir kozdur.

Alternatif güzergâhlardan birisi de Yunanistan olarak görünmektedir. Ancak bu güzergâhın inşa edilmesi 17 milyar dolarlık bir maliyet getirmekte ki mevcut GKRY ekonomisinin bu projenin finansmanını sağlaması mümkün görünmemektedir. Bu yüzden Türkiye, en uygun güzergâh olarak öne çıkmaktadır.

GKRY’nin bir diğer alternatifi ise Limasol yakınlarındaki Vassiliktos’ta gazı sıvılaştıracak bir tesis kurmaktır. Fakat bunun da maliyeti 8-10 milyar dolar civarındadır ki GKRY’nin bunu finanse edebilmesi de mümkün görünmemektedir.

Kıbrıs'ın bir LNG terminali inşa etme maliyetinin 5 milyar Euro olacağı, Kıbrıs-Yunanistan-İtalya doğalgaz hattının da 6 milyar Euro gibi bir maliyetle yapılacağı hesap ediliyor.

Tüm bu maliyetler göz önünde bulundurulduğunda en uygun güzergahın Türkiye üzerinden olacağı anlaşılmaktadır. Doğu Akdeniz’deki kaynakların Avrupa’ya Türkiye üzerinden aktarılması, Türkiye’ye önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Ancak gerek bölgedeki, gerekse bölge dışı devletler, kendi refahları için de ideal olan çözüme, siyasi nedenlerle ayak diremeye devam ediyorlar.

NE YAPILMALI – ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Kıbrıs Türkünün hak mücadelesinin, Batının koyduğu kurallar çerçevesinde yürütülmesi yanlış ve manasızdır. Esasen böylesi bir mücadeleden olumlu sonuç alınması da beklenemez. Zira, Batının Kıbrıs’ta Türkler lehine adım atması, ihtimal dahilinde değildir.

Artık Kıbrıs’ta müzakere dönemi bitmiştir, bitmelidir. KKTC’nin varlığı ve bağımsızlığı pazarlık konusu edilemez. Şimdi KKTC’yi mümkün olduğunca fazla devletin tanıması için, gerekeni yapma zamanıdır.

Türkiye, KKTC’nin tanınmasını cılız bir söylem olmaktan ileri götürmeli ve dünyadaki dost ve kardeş ülkelerin tanıması için gerçek ve samimi bir girişim başlatılmalı, bu konuda son derece aktif bir politika izlenmelidir.

KKTC kurulurken zımnen Rumlarla birleşecek federal bir yapı kurgulanmıştır. Bunca yıl aynı zihniyetle yürütülen müzakereler, bunun mümkün olmadığını göstermiştir. Bu zihniyet derhal terk edilmelidir.

Öte yandan, Enerji rezervlerinin keşfi en çok Türkiye’nin lehine olacak bir durumdur. Uluslararası Mahkemenin verdiği emsal kararlara göre ada çevresinin büyük çoğunluğu Türkiye’nin MEB’sine tabidir. Türkiye bölgede MEB sınırlarındaki anlaşmazlıklarda, vakit kaybetmeden Uluslararası Mahkemeye başvurmalı, hakkını tescil ettirmelidir.

Türkiye güçlü olduğu yönleri kullanarak, KKTC’nin tanınması için muhataplarına baskı yapmalıdır. Bu husus dış ilişkilerde sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Örneğin Amerika F35 ve F16 satışlarında alıcı ülkelere (Türkiye’ye de) şartlar koyar.

Aynı şekilde Türkiye iha, siha başta olmak üzere, yüksek talep gören savunma sanayi ürünlerinin satışında alıcı ülkelere, KKTC’nin tanınması şartını koşabilir. Böylesi bir durum, bölgede Türkiye’ye karşı izlenen yalnızlaştırma politikasını da boşa çıkaracak, dış ilişkilerinde Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Artık Türkiye eski Türkiye olmadığı gibi, hidrokarbon yataklarının keşfiyle KKTC’de eski konumunda değildir. Enerji kaynakları zenginlik, zenginlik ise güçtür.

Türkiye sahip olduğu potansiyelin farkına varmalı ve bunun sağladığı gücü, dış politikaya doğru yansıtabilmelidir. Türkiye;

Siyasi açıdan; Türkiye gerçek ve sağlam bir irade ortaya koymalı, KKTC’nin tanınması için etkin bir diplomasi icra edilmelidir. Ayrıca, MEB alanlarını BM’ye tescil ettirmeli, ara verdiği sondaj çalışmalarına derhal başlamalıdır. Türkiye ile KKTC arasında konfederasyon kurulması planı, daima masada olmalıdır.

Hukuki açıdan; Anlaşmazlık yaşanan sahalar için, Uluslararası Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak, MEB alanlarını kesinleştirmeli ve garanti altına almalıdır.

Askeri açıdan; Geçitkale’deki iha-siha üssüne ek olarak, deniz üssünü Gazimagosa’da derhal kurmalı ve faaliyete geçirmeli, Doğu Akdeniz’deki donanma gücünü artırmalı, yabancıların haksız arama faaliyetlerini engellemelidir.

Mali-Teknolojik açıdan; Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmalarımızı yürüten TPAO’nun teknik ve mali imkânları geliştirilmeli, kabiliyeti artırılmalıdır.

Nihayet, Kıbrıs’ın enerji kaynakları uluslararası bir güvenlik sorunu olmaktan çıkarılmalı ve bölge ülkeleri ile Türkiye için önemli ekonomik ve stratejik bir kazanç haline dönüştürülmelidir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya