BATININ SİNSİ OYUNU
Bu haliyle, Kıbrıs Türkünün Rum kesiminden hiçbir beklentisi yoktur. Ancak Rum kesimi ve Batılı destekçilerinin, “Kıbrıs Sorunu” diye yırtınmalarının altında büyük beklentiler yattığı açıktır.
Elbette Kıbrıs’ta KKTC’nin varlığı, Türkiye’nin varlığı demektir. Başta Amerika olmak üzere, AB ülkeleri de Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığını dahası enerji kaynaklarına ve transferine hakim olup, enerjide söz sahibi olmasını, kendi çıkarlarına uygun görmüyorlar.
Çünkü, Türkiye bölgenin en güçlü ülkesi, NATO’da ikinci büyük askeri güç. Ayrıca, özellikle son dönemde yaptığı atakla, Akdeniz’de güçlü bir donanmaya ve ileri teknoloji imha silahlarına sahip. En önemlisi, kendi kararlarını verebilecek siyasi iradesi olan bağımsız bir devlet.
Adada güçlü Türkiye’nin varlığı, Batılı devletlerin, bölgedeki askeri konumlanmaları ve enerji kaynaklarını diledikleri gibi paylaşmalarının önünde engel oluşturuyor.
O yüzden Batı, Kıbrıs’ta Türkleri refüze ederek, adayı Rum hakimiyetine vermek istiyor. Türkiye yerine, kullanıma elverişli Rum kesiminin yanında durarak zayıf, söz dinleyen, emre amade bir yönetimle, doğu Akdeniz’deki emellerini gerçekleştirmenin peşindeki bu ülkeler, bu amaçla güney Kıbrıs’a sürekli askeri yığınak yapıyorlar.
ABD’nin Yunanistan’da kurduğu büyük askeri üsler ve yaptığı abartılı askeri yığınakla, ülkeyi askeri vesayet altına almasının ardından, Batılı güçler de aynı metotla, Rum kesimini sömürgeleştirme yolunda hızla ilerliyorlar.
GÜNEYİN TÜM ADA ADINA AB’YE KABUL EDİLMESİ
Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın yalnızca güneyine hakim olmasına rağmen, 2004 yılında sözde tüm adayı temsilen Avrupa Birliğine alınmış, Annan Planını kabul etmeyen Rumlar adeta ödüllendirilmiştir.
Rum kesiminin tüm adayı temsilen AB’ye alınması hukuka uygun değildir. Adadaki iki devletli fiili durum görmezden gelinemez. Rum kesiminin, Türk toplumunu temsil edemeyeceği ortadadır. Esasen AB, bugüne kadar bölünmüş yapıdaki hiçbir yönetimi üyeliğe kabul etmemiştir.
Adayı bütün kabul eden ve Rum kesimini de adanın tek temsilcisi gören AB, bu zamana kadar Rumların bölgedeki tüm haksız girişimlerini desteklemiş, bu durum çözümsüzlük ve istikrarsızlığı derinleştirmiştir.
DOĞU AKDENİZ’DEKİ HİDROKARBON REZERVLERİ
Son dönemde adanın çevre denizlerinde yapılan tetkiklerde zengin hidrokarbon rezervleri tespit edilmiş, bu durum Kıbrıs’ın önemini bir kat daha artmıştır. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi tarafından 2010 yılında yayınlanan raporda;
Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan bölge olan Levant Havzasında 3,45 trilyon metreküp (122 trilyon kübik feetlik) doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğu,
Nil Delta Havzasında ise yaklaşık 1,8 milyar varil petrol, 6,3 trilyon metreküp (223 trilyon kübik feet) doğalgaz ve 6 milyar varil sıvı doğalgaz rezervi olduğu,
Kıbrıs Adasının çevresinde ise 8 milyar varil olduğu söylenen petrol rezervinin yaklaşık değerinin 400 milyar dolar civarında olduğu,
Herodot olarak adlandırılan Girit’in güney ve güneydoğusundaki alanda biri 1,5, diğeri 2 trilyon metreküp olmak üzere toplam 3,5 trilyon metreküplük doğalgaz bulunduğunun tahmin edildiği açıklandı.
MEB SINIRLARINDA ANLAŞMAZLIKLAR – TÜRKLERİN YOK SAYILMASI
Adada var olan iki devletli fiili durum, taraflar için adanın kara ve denizinde, hukuki ve siyasi haklar doğuruyor. Buna göre, KKTC’nin kendi kara suları ve münhasır ekonomik bölgesi (MEB) mevcut.
Ancak bu hususta, iki toplum arasında anlaşmazlık bulunuyor. Rumlar, devlet statüsü tanınmamış olan KKTC’nin münhasır ekonomik bölgesi (MEB)’nin olamayacağını, adada sadece Rum kesiminin MEB’si olduğunu iddia ediyorlar.
Kuzey Kıbrıs ve Türkiye ile Güney Kıbrıs’ın MEB haritaları birbirleriyle çakışıyor. Rum tarafı AB’nin de desteğiyle, Türkleri yok saymaya, kaynaklar üzerinde tek taraflı hakimiyet kurmaya çalışıyor. Bu amaçla ada çevresini parselleyerek, pek çok petrol şirketine arama ruhsatları vermiş durumda. ABD'nin Noble ve Exxon Mobil şirketlerinin yanı sıra, İtalyan ENI ve Fransız Total şirketleri bölgede arama faaliyetleri yürütüyorlar.

TC – KKTC Arasında Kıta Sahanlığı Anlaşması
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz sondajına başlamasının ardından, KKTC ile Türkiye arasında Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması yapılmış, bu anlaşmayla, Türkiye’nin Kıbrıs çevresinde yapacağı arama çalışmaları için gerekli hukuki zemin hazırlanmış ve hiçbir engel kalmamıştır.
Türkiye de kendi sondaj gemileriyle, KKTC’nin ruhsat verdiği bölgelerde doğalgaz aramalarına başlamıştır. Ancak bu aramalara, Rum kesiminin yanında Yunanistan, Avrupa Birliği, Mısır, İsrail ve ABD tepki göstererek, Türkiye'den faaliyetlerini durdurmasını istemişlerdir.

Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölgeler
MEB TAYİNİNDE ULUSLARARASI HUKUK TÜRKİYE’DEN YANA
Uluslararası yasalara göre (Uluslararası Anlaşmazlık Mahkemesi) adaların Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB), Ana Kıtalarla karşılaştırıldığında, ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Buna göre;
Türkiye ile Mısır arasında MEB belirlenirken; aradaki Kıbrıs Ada olduğu için ihmal edilerek, her iki ülke de Ana Kıta olduğundan, Türkiye ve Mısır ortalanmaktadır.
Ana Kıtalar, adalara nazaran MEB bakımından baskın olduğundan, Kıbrıs-Karpaz arasında kalan kısım, Türkiye MEB’sine dahildir.
Türkiye-KKTC arasında MEB belirlenirken; Türkiye Ana Kıta, KKTC ada olduğundan, MEB çizgisi KKTC’ye daha yakın olmaktadır.
Karpaz Yarımadası, boylu boyunca uzandığından, Türkiye'nin MEB’si Karpaz’ın güneyine geçememektedir. Karpaz'ın güneyindeki MEB tamamen KKTC’ye aittir. Petrolün çoğu da zaten Karpaz etrafındadır. Karpaz'ın kuzeyindeki petrolü Türkiye, güneyindeki petrolü KKTC işletecektir. 400 milyar dolarlık kaynak, Türkiye ve KKTC arasında bölüşülecektir.
Uluslararası hukuk tamamen KKTC ve Türkiye’nin yanındadır. Bu nedenle, mülkiyet için birçok kez mahkemelere başvuran Rumlar, enerji yatakları için, Uluslararası Anlaşmazlık Mahkemesi'nin referans kararları nedeniyle, hiçbir mahkemeye başvuramamışlardır.
BÖLGE DIŞI GÜÇLERİN YAPTIĞI ASKERİ YIĞINAK
Kıbrıs adasının çevresinde büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinin keşfi, Batılı devletlerin bölgeye büyük çapta askeri güç yığmasına neden olmuş ve bölge bugün büyük güçlerin mücadele alanı haline gelmiştir.
Kıbrıs Rum bölgesi, büyük devletlere adeta askeri üs vazifesi görüyor ve Doğu Akdeniz, enerji savaşlarına hazırlanıyor.
GKRY’nin AB’ye alınmasının ardından, bölgeye AB de müdahil olmuş ve birlik üyesi ülkeler İngiltere, Fransa, Almanya ve Hollanda bölgeye askeri deniz gücü göndermişlerdir.
AB ülkelerinin enerjide Rusya’ya olan bağımlılıktan kurtulmak istemeleri, GKRY üzerinden bölgedeki doğal gaz kaynaklarına yönelmelerinde bir diğer önemli etken olmuştur. Halihazırda Rusya’nın doğalgaz ihracatında Avrupa %71 payla en büyük pazarı oluşturuyor.
Adadaki askeri varlığı nedeniyle Türkiye’yi işgalcilikle suçlayan Batı, Kıbrıs’ın güneyini adeta askeri üsse dönüştürmüş durumda. Doğu Akdeniz’de;
ABD'nin; 3 Uçak gemisine ek olarak, destroyer adı verilen 4 savaş gemisi ve 2 denizaltısı bulunuyor. Destroyer savaş gemileri 400 Tomahawks füzesi taşıyor. USS Porter ile Kıbrıs'ın Larnaka açıklarındaki USS Donald Cook fırkateyni de mevcut. Ayrıca bir ABD uçak gemisi de yanında destek filosu ve nükleer denizaltı ile beraber Güney Kıbrıs önlerine demirlemiş durumda. AB’nin, GKRY’deki askeri varlığı son 10 yılda, Limasol ve Larnaka arasındaki Mari’deki Korgeneral Evangelos Florakis deniz üssü ile Andreas Papandreu Hava Üssü ve Baf’taki hava alanında yoğunlaşmış durumda. Bu üsler NATO’ya bölgede, elektronik ve sinyal istihbaratı sağlıyor.
İngiltere'nin; Kıbrıs’ta, Ortadoğu’nun en büyük dinleme tesisleri bulunuyor. Ağrotur ve Dikelya üsleriyle, Kıbrıs topraklarının yüzde 3’ünde egemen durumda. Ağrotur üssünde, 6 Tornado ve 8 Typhoon savaş uçağı bulunmakta. Ayrıca, 4 Bell 412 Twin Huey Helikopterinden oluşan bir arama ve kurtarma filosu, Operation Shader kapsamında 1 radar ve 8 GR4 Tornado Seti, 1 adet Sentinel R1 gözcü uçağı, 1 adet A330 Airbus, 4 adet CH47D Chinook HC4 UN helikopteri var. Ayrıca konumları gizli tutulan akıllı denizaltıları ile HMS Duncan savaş gemisi de Akdeniz’de. Yaklaşık 254 kilometrekarelik alana yayılan iki üs’te, 3 bin İngiliz askeri görev yapıyor.
Fransa'nın; Akdeniz’de Rafael savaş uçakları ve 8 adet nükleer denizaltısı mevcut. Rum yönetimi, enerji arama faaliyetlerini yürüten Fransa ile Türkiye’nin olası müdahalesini engellemek amacıyla daha önce imzaladığı askeri işbirliği anlaşmasının kapsamını genişletti. Anlaşmayla Fransa, Güney Kıbrıs’taki hava ve deniz üslerini daimi kullanma hakkı kazandı, ayrıca Rumların sondaj ve deniz trafiğinin güvenliğini de üstlendi.
Güney Kıbrıs’ın; Hâlihazırda 12.000 muvazzaf askeri personeli, 50.000 de seferberlik ihtiyat kuvveti bulunuyor.
PESCO (Avrupa Birliği Ortak Savunma Paktı)’nın GKRY’ne Desteği
GKRY’nin de dahil olduğu Avrupa NATO’su hükmündeki PESCO, 2018’de üye ülkeler arasında savunma alanında işbirliği oluşturulması kararı aldı. PESCO’nun “Askeri Hareketlilik” projesi, deniz keşif ve gözetleme faaliyetlerinin artırılmasını da kapsıyor.
Türkiye’nin, Doğu Akdeniz ve KKTC’deki etkinliği, AB ve PESCO ülkelerini rahatsız etmiş durumda. Bu ülkelerin 2016’dan bu yana, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanlarında Rum kesimi ve Yunanistan’la ortak düzenledikleri deniz tatbikatlarının hedefinde Türkiye ve KKTC var.
(Devam Edecek)