Bugün size, bilmenin ve bilimin mâhiyetini, anlamını, sınırlarını tartışan nefis bir metin yayınlıyorum. MTO’nun (Medeniyet Tasavvuru Okulu) demirbaş talebelerinden matematik öğretmeni Mehmet Varıcı hocamızın bilme ve idrak felsefesi yaptığı zihin açıcı yazısının ilk bölümü ile baş başa bırakıyorum sizleri. Zihin açıcı okumalar…
ÇİFTE KÖRLEŞME
Bir şeyi yakalamanın yolu, o şeyin arkasından koşmak ya da farklı yoldan dolaşıp önüne geçmekir. Her iki alternatif de “daha hızlı” olmayı zorunlu kılar. Çünkü hızınız, arkasından koştuğunuz şeyin hızından yüksekse ancak bunu başarabilirsiniz. Alternatif yolları dolaşıp önüne geçtiğinizde ise rakibinizin hızından düşük ilerliyorsanız sizi tekrar geçmesi kaçınılmazdır. İnsanlık tarihine baktığımızda medeniyetler arasında sürekli bir kovalamacanın varlığına şahit oluruz.
Tarihî tecrübe bize yaratıcının dışında hiçbir şeyin bakî olmadığını göstermektedir. Ne var ki unutkan olan insan, yaşadığı zamanın içindeyken ânı yaşar ama şahitlik edemez. Bu şahitliği ancak emanet şuuruna sahip olanlar idrak edebilir. Gerçekten de bir şeyin ne olduğunu uzaktan baktığımızda, ne olmadığını ise çok yakından baktığımızda anlayabiliriz. Ancak bir şeyin bizzat içinde bulunduğumuzda, bakışımız onun sınırlarıyla kuşatılır, zamanla kavrayışımız daralır ve körleşme başlar.
Müslüman aleminin bugün geldiği noktaya baktığımızda yukarıda bahsettiğimiz körlüğü yaşadığımızı fark etmek zorundayız. Öyle bir girdap içindeyiz ki ne kendimizi görebiliyoruz ne de bizi çevreleyen dalgaları fark edebiliyoruz. Hâl böyle olunca girdaba karşı koyabilmek için girdabın merkezine, karanlık dehlizlerine doğru daha hızlı dalmak istiyoruz. Sanıyoruz ki o merkeze ulaştığımızda girdaba kapılan değil, girdabı oluşturan olacağız.