ANAYASANIN BAŞLANGIÇ METNİ VE YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞME
MAKALE
Paylaş
18.01.2026 21:06
105 okunma
Cemal Akkuş

ANAYASANIN BAŞLANGIÇ METNİ ve YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞME

ANAYASA BAŞLANGICININ ANALİZİ  VE GELECEĞİN ANAYASA MODELİ ÜZERİNE BİR RAPOR

Giriş: Anayasal Kimliğin Kapısı Olarak Başlangıç Metinleri

Anayasalar, bir devletin temel yapısını, organlarının işleyişini ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen en üstün hukuk normlarıdır. Ancak anayasalar, salt teknik hukuk metinleri olmanın ötesinde, bir milletin kolektif kimliğini, tarihsel anlatısını ve gelecek vizyonunu yansıtan toplumsal sözleşmelerdir. Bu sözleşmenin en özlü ve sembolik ifadesi, genellikle metnin başında yer alan başlangıç kısımlarında bulunur. Anayasa başlangıçları, bir anayasanın sadece bir önsözü değil, aynı zamanda onun ruhunu, felsefesini, dayandığı temel değerleri ve meşruiyet kaynağını ilan eden kurucu metinlerdir. Bu bölümler, anayasanın yapıldığı dönemin siyasi ve sosyal koşullarını yansıtarak, anayasayı yorumlayacak ve uygulayacak olanlara bir yol haritası sunar.  

Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal serüveninde başlangıç metinleri, özellikle son iki anayasada, siyasi ve hukuki tartışmaların merkezinde yer almıştır. Yürürlükteki 1982 Anayasası'nın başlangıç metni, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin bir ürünü olması sebebiyle, demokratik meşruiyeti sürekli sorgulanan bir metin olmuştur. Bu durum, Türkiye'de yeni anayasa arayışlarının neden sıklıkla başlangıç metni ve onunla doğrudan ilişkili olan değiştirilemez ilk dört madde etrafında şekillendiğini açıklamaktadır. Son yıllarda siyasi aktörler tarafından dile getirilen "sivil", "kapsayıcı", "özgürlükçü" ve "milletin tamamını kucaklayan" bir anayasa yapma çağrıları, zımnen de olsa, mevcut başlangıç metninin felsefesine ve diline yönelik köklü bir eleştiriyi barındırmaktadır.  

Bu rapor, Türkiye'nin anayasal geleceğine ışık tutma amacıyla, mevcut anayasal düzenin "giriş kapısı" olan başlangıç metnini çok boyutlu bir analize tabi tutmaktadır. Rapor, hukuki, tarihi, felsefi ve karşılaştırmalı anayasa hukuku perspektiflerinden hareketle başlangıç metnini derinlemesine inceleyecek; ardından bu analizden elde edilen bulgular ışığında, Türkiye'nin 21. yüzyıldaki hedeflerine ulaşmasını sağlayacak bütüncül bir anayasa modeli önerecektir. Bu hedefler arasında toplumsal barışın tesisi, milli bütünlüğün korunması, demokrasinin derinleştirilmesi, devletin küresel ve bölgesel etkinliğinin artırılması gibi temel meseleler bulunmaktadır. Rapor, mevcut durumu teşhis etmekten geleceğe yönelik bir teklif sunmaya uzanan, analizden senteze ilerleyen bir metodoloji izleyecektir.

Bölüm 1:

1982 Anayasası Başlangıç Metninin Hukuki ve Siyasi Anatomisi

1982 Anayasası'nın başlangıç metni, anayasanın geri kalanından ayrı düşünülemeyecek, hem hukuki hem de siyasi açıdan derin anlamlar taşıyan bir bölümdür. Bu bölümün analizi, metnin lafzından felsefesine, hukuki bağlayıcılığından Anayasa Mahkemesi içtihatlarındaki yerine kadar geniş bir yelpazede yapılmalıdır.

1.1. Metnin Tam İçeriği ve Felsefi Arka Planı

1982 Anayasası'nın başlangıç metni, 1995 ve 2001 yıllarında yapılan değişikliklerle bugünkü halini almıştır. Dokuz paragraftan oluşan ve tek bir cümle halinde kurgulanan metnin tam içeriği şu şekildedir :  

"Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."

Metnin felsefi arka planı, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin siyasi hedefleriyle doğrudan ilişkilidir. Metin, bir yandan müdahaleyi meşrulaştırma amacı güderken, diğer yandan devleti birey karşısında önceleyen, kutsayan ve belirli bir ideolojiyi anayasal norm olarak dayatan bir yapı sergilemektedir. "Yüce Türk Devleti", "ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk" gibi ifadeler, objektif hukuk normlarından ziyade, metne otoriter ve siyasi bir karakter kazandıran "temel görüşler" olarak nitelendirilebilir. Metinde "hürriyetçi demokrasi", "kuvvetler ayrılığı", "laiklik" gibi evrensel ilkelere yer verilmiş olsa da, bu ilkeler genel olarak devleti koruma ve güvenlikçi bir çerçeve içinde tanımlanmıştır. Bu durum, anayasanın ruhunda bir gerilim yaratmaktadır.  

1.2. Hukuki Niteliği ve Bağlayıcılığı

Başlangıç metninin hukuki niteliği, Türk anayasa hukukunda uzun süredir devam eden bir tartışmanın konusudur. Bu tartışmanın temelini, Anayasa'nın iki kilit maddesi oluşturur:

1. Madde 176/1: "Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir."  

2. Madde 2: "Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

Bu iki hüküm, başlangıç metnini salt bir dilek ve temenni beyanı olmaktan çıkarıp, pozitif hukuk normu haline getirmektedir. Doktrinde bu konuda iki ana görüş belirginleşmiştir:

· Normatif Değer Görüşü: Bu görüşü savunanlara göre (örneğin Orhan Aldıkaçtı), başlangıç metni, Anayasa'nın 2. ve 176. maddeleri uyarınca diğer anayasa maddeleriyle eşdeğer bir hukuki değere sahiptir. Dolayısıyla, yasaların anayasaya uygunluk denetiminde doğrudan ve bağımsız bir "ölçü norm" olarak kullanılabilir. Bu yaklaşıma göre, bir kanun sadece başlangıçtaki bir ilkeye aykırı olduğu için Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilir.

· Sembolik Değer Görüşü: Bu görüşü savunanlara göre ise (örneğin İlhan Arsel), başlangıç metni, pozitif hukuk kuralları koymaktan ziyade, anayasanın ruhunu, felsefesini ve amacını edebi bir dille açıklayan sembolik bir metindir. Bu nedenle, doğrudan bir ölçü norm olarak kullanılamaz; ancak diğer anayasa maddelerinin yorumlanmasında bir "yardımcı araç" veya "destek norm" olarak dikkate alınabilir.  

Bu iki görüş arasındaki gerilim, başlangıcın hem hukuki bir metin olma iddiası taşıması hem de dil ve üslup olarak siyasi bir manifesto niteliğinde olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, metnin uygulanmasında ve yorumlanmasında önemli zorluklara yol açmaktadır.

1.3. Anayasa Mahkemesi (AYM) İçtihatlarında Başlangıç

Anayasa Mahkemesi'nin pratiği, başlangıç metnine yönelik doktrindeki tartışmaları somutlaştırmaktadır. Mahkeme, başlangıcı hem bir yorumlama aracı hem de bağımsız bir denetim normu olarak kullanarak çifte bir işlev yüklemiştir. Bu yaklaşım, 1961 ve 1982 Anayasaları dönemlerinde farklı yoğunluklarda gözlemlenmiştir.

· 1961 Anayasası Dönemi: AYM, bu dönemde başlangıcı daha çok anayasanın diğer hükümlerini, özellikle de Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen 2. maddeyi yorumlarken bir referans olarak kullanmıştır. Başlangıcın doğrudan ve bağımsız bir ölçü norm olarak kullanıldığı kararlar istisnai niteliktedir.

· 1982 Anayasası Dönemi: Yüksek Mahkeme, 1982 Anayasası döneminde çok daha aktif bir tutum sergilemiştir. Başlangıçta yer alan "Atatürk milliyetçiliği", "kuvvetler ayrılığı", "laiklik" gibi ilkeleri, özellikle siyasi parti kapatma davalarında ve kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) yetki kanununa uygunluk denetiminde, çok sayıda kararında doğrudan ve bağımsız bir ölçü norm olarak kullanmıştır. Bu durum, başlangıçta yer alan "Atatürk ilke ve inkılapları", "Türk milli menfaatleri" gibi kapsamı belirsiz ve yoruma açık kavramların denetimde kullanılması, anayasaya uygunluk denetiminin bir "yerindelik denetimine" dönüşmesi riskini beraberinde getirdiği için eleştirilmiştir.  

· Son Dönem Eğilimi (2013 Sonrası): Anayasa Mahkemesi'nin, özellikle bireysel başvurunun kabulünden sonraki dönemde, başlangıç metnini yorumlama biçiminde dikkat çekici bir değişim gözlenmektedir. Mahkeme, 2013 yılında verdiği bir kararda, başlangıçtaki görüş ve ilkelerin soyut nitelikleri gereği bağımsız birer hüküm olarak uygulanmasından ziyade, Anayasa'nın diğer maddelerindeki somut hükümlerin yorumlanmasında dikkate alınmaları gerektiğini belirtmiştir. Bu tarihten sonra Mahkeme, başlangıca aykırılık iddialarını incelemeye devam etse de, iptal kararlarını doğrudan başlangıca dayandırmaktan kaçınma eğilimi göstermiştir. Bu durum, Mahkeme'nin, başlangıç metninin yarattığı hukuki belirsizlik ve keyfilik riskini zımnen kabul ederek, meşruiyetini daha somut ve evrensel hukuk normlarına dayandırma yönünde pragmatik bir adım attığı şeklinde yorumlanabilir.

1.4. İlk Dört Madde ile İlişkisi

Başlangıç metninin anayasal sistemdeki kilit rolü, değiştirilemez hükümler olarak kabul edilen ilk dört madde ile kurduğu organik bağda yatmaktadır. Bu ilişki, anayasal bir kilitlenme mekanizması yaratmaktadır.

· Anayasa'nın 2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'ni diğer niteliklerinin yanı sıra "başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan" bir devlet olarak tanımlar.

· Anayasa'nın 4. maddesi ise "Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" hükmünü amirdir.

Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, 2. madde aracılığıyla başlangıç metninde yer alan ve AYM tarafından "temel ilke" olarak nitelendirilen kavramlar (örneğin Atatürk milliyetçiliği, kuvvetler ayrımının medeni bir işbirliği olduğu ilkesi vb.) dolaylı olarak 4. maddenin değiştirilemezlik zırhı altına alınmış olmaktadır. Bu durum, anayasanın en ideolojik, en tartışmalı ve en az uzlaşıya dayalı metnini, anayasanın en katı koruma kalkanının içine sokarak derin bir anayasal gerilime neden olmaktadır. Bu yapı, başlangıç metninin değiştirilmesi veya kaldırılması yönündeki reform çabalarının önündeki en büyük hukuki engeli teşkil etmektedir.

Bu hukuki ve siyasi anatomi, başlangıç metninin neden bir uzlaşı metni olmaktan çok bir çatışma alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Metnin hem hukuken bağlayıcı olması hem de dilinin ve felsefesinin ideolojik ve yoruma açık olması, anayasal düzenin istikrarı açısından temel bir sorun teşkil etmektedir. Anayasal yorum ve siyasi tartışmalar, bu metin üzerinden yürütüldükçe, anayasanın ruhu birleştirici bir güç olmak yerine, ayrıştırıcı bir faktöre dönüşmektedir.

Bölüm 2:

Türk Anayasa Tarihinde Başlangıç Geleneği

Türkiye'de anayasalara başlangıç metni eklenmesi, Cumhuriyet'in kuruluşundan gelen kesintisiz bir gelenek değildir. Aksine, bu uygulama belirli tarihsel dönemeçlerde, özellikle de askeri müdahaleleri takip eden anayasa yapım süreçlerinde ortaya çıkmıştır. Bu tarihsel seyir, başlangıç metinlerinin Türk siyasi hayatındaki rolünü ve anlamını kavramak için kritik ipuçları sunmaktadır.

2.1. Başlangıçsız Gelenek: Kanun-i Esasi (1876)

Türk anayasal tarihinin ilk yazılı belgesi olan 1876 tarihli Kanun-i Esasi, modern anlamda bir başlangıç metni içermemektedir. Metin, felsefi bir giriş veya ideolojik bir beyanname yerine, doğrudan doğruya devletin topraklarını tanımlayan "Memalik-i Devlet-i Osmaniye" başlıklı birinci madde ile başlamaktadır.

2.2. Kurucu Cumhuriyet Anayasaları (1921 ve 1924)

Cumhuriyet'in kuruluş döneminde hazırlanan iki temel anayasa da başlangıç metni geleneğini sürdürmemiştir. Bu durum, o dönemin kurucu iradesinin pragmatik ve eylem odaklı karakterini yansıtmaktadır.

· 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: Milli Mücadele'nin olağanüstü koşullarında, bir savaş anayasası olarak hazırlanan 1921 Anayasası, son derece kısa ve çerçeve niteliğindedir. Felsefi bir başlangıç bölümü yerine, yeni siyasi düzenin temel ilkesini devrimci bir dille ilan eden "Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir" (Madde 1) hükmüyle doğrudan konuya girmektedir. Bu, o anın acil ihtiyacı olan meşruiyet kaynağını ve yönetim ilkesini net bir şekilde ortaya koyma amacını taşımaktadır.

· 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: Cumhuriyet'in ilanından sonra hazırlanan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin uzun yıllar temel yasası olan 1924 Anayasası da bir başlangıç metni içermez. Doğrudan "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" (Madde 1) hükmüyle başlar. Cumhuriyetin temel nitelikleri olan "Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı" gibi ilkeler, bir başlangıç metninde değil, 1937'de yapılan bir değişiklikle doğrudan 2. maddenin metnine eklenmiştir.

2.3. Bir Geleneğin Doğuşu: 1961 Anayasası

Türkiye'de anayasalara başlangıç metni ekleme geleneği, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası ile başlamıştır. Bu anayasa, kendisinden öncekilerden farklı olarak, anayasanın felsefesini, yapılış nedenlerini ve dayandığı değerleri açıklayan uzun bir başlangıç metni içermektedir.

1961 Anayasası'nın başlangıç metni, 27 Mayıs müdahalesini, "Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti" ifadeleriyle meşrulaştırmaktadır. Bu dil, başlangıç metninin sadece felsefi bir beyan değil, aynı zamanda siyasi bir meşrulaştırma aracı olarak da işlev gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Metin, "insan hak ve hürriyetleri", "sosyal adâlet", "demokratik hukuk devleti" gibi vurgularıyla 1982 Anayasası'na kıyasla daha özgürlükçü bir felsefeyi yansıtsa da, her iki anayasanın başlangıcının da ortak bir özelliği vardır: Her ikisi de bir askeri müdahale sonrası hazırlanmış ve bu müdahaleyi meşrulaştırma işlevi görmüştür. Bu durum, Türkiye'de anayasa başlangıçlarının, demokratik ve evrimsel süreçlerin bir ürünü olmaktan çok, anayasal kopuş ve kesinti anlarının bir sonucu olduğunu göstermektedir.

Bu tarihsel analiz, net bir örüntüyü ortaya koymaktadır: Türkiye'de başlangıç metinleri, anayasal düzenin organik bir şekilde evrildiği dönemlerde değil, askeri müdahalelerle yaşanan keskin kopuşların hemen ardından ortaya çıkmıştır. 1960 ve 1980 darbelerinden sonra, darbeyi gerçekleştiren yeni rejimin geçmişle olan bağını koparmak, kendi meşruiyetini inşa etmek ve yeni bir siyasi-ideolojik yönelimi dayatmak için başlangıç metinlerini bir araç olarak kullanmıştır. Bu nedenle başlangıçlar, Türk anayasal geleneğinde sürekliliğin değil, kopuşun sembolleri haline gelmiştir.

Bölüm 3:

Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Başlangıç Metinleri

Türkiye'deki başlangıç metni tartışmasını daha geniş bir bağlama oturtmak için, karşılaştırmalı anayasa hukukundaki farklı uygulamaları ve bu uygulamaların arkasındaki felsefeyi incelemek zorunludur. Bu inceleme, Türkiye için olası reform yollarını değerlendirirken uluslararası tecrübelerden yararlanma imkânı sunar.

3.1. Uluslararası Eğilimler ve İşlevler

Dünya genelinde yazılı anayasaların büyük bir çoğunluğu, bir başlangıç metni içermektedir. Bu uygulama, özellikle yeni bir devletin kurulması, bağımsızlığın kazanılması, bir rejim değişikliği yaşanması veya köklü bir toplumsal dönüşümün ardından yapılan anayasalarda yaygın bir teamül haline gelmiştir. Başlangıç metinlerinin temel işlevleri çok yönlüdür:

· Meşruiyet Kaynağını Belirtmek: Anayasanın kimin adına yapıldığını (halk, ulus, temsilciler meclisi vb.) ilan ederler.

· Tarihsel Bağlam Sunmak: Anayasanın yapılış nedenlerini ve içinde bulunulan tarihsel koşulları açıklarlar.

· Temel Değer ve Hedefleri İlan Etmek: Ulusun ortak hedeflerini (adalet, özgürlük, eşitlik, refah, barış) ve dayandığı temel değerleri (insan onuru, demokrasi, hukuk devleti) beyan ederler.

· Yoruma Rehberlik Etmek: Anayasanın geri kalan maddelerinin hangi ruh ve felsefe ile yorumlanması gerektiğine dair bir çerçeve sunarlar.  

3.2. Farklı Modeller ve Hukuki Statüleri

Başlangıç metinleri, hukuki değerleri ve yargısal uygulamaları açısından dünya genelinde farklılık gösterir. Temelde iki ana modelden bahsedilebilir:

· Sembolik Başlangıçlar: Bu modelin en tipik örneği, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası'dır. "Biz, Birleşik Devletler Halkı..." diye başlayan kısa ve özlü başlangıç metni, anayasanın meşruiyet kaynağını ve temel amaçlarını (daha mükemmel bir Birlik yaratmak, adaleti sağlamak vb.) beyan eden, ancak hukuki olarak doğrudan bağlayıcı bir norm olarak kabul edilmeyen sembolik bir metindir. ABD Yüksek Mahkemesi, kararlarında bu metni bir hak veya yükümlülük kaynağı olarak kullanmaz; metin daha çok anayasanın ruhunu yansıtan manevi bir değere sahiptir.

· Normatif Başlangıçlar: Bu modelde başlangıç metinleri, anayasanın diğer maddeleri gibi bağlayıcı hukuk kuralları içerir ve anayasallık denetiminde ölçü norm olarak kullanılır. Bu modelin de kendi içinde farklı uygulama biçimleri vardır:

O Fransa (Yargı İçtihadıyla Normatifleşen Model): 1958 tarihli V. Cumhuriyet Anayasası'nın başlangıcı, 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'ne ve 1946 Anayasası'nın başlangıcına açıkça atıf yapar. Fransız Anayasa Konseyi, 1971 yılında verdiği tarihi bir kararla, bu atıf yapılan metinlerin de anayasanın bir parçası olduğunu ve anayasallık denetiminde bağlayıcı "ölçü norm" olarak kullanılacağını hükme bağlamıştır.

O Almanya (Yorumlayıcı ve Bağlayıcı Model): Alman Temel Yasası'nın (Grundgesetz) başlangıcı, metnin yorumlanmasında güçlü bir bağlayıcı etkiye sahip olarak kabul edilir. Federal Anayasa Mahkemesi, özellikle anayasanın temelini oluşturan "insan onurunun dokunulmazlığı" (Madde 1) ve başlangıçta da ifade edilen "birleşik bir Avrupa'nın eşit bir parçası olarak dünya barışına hizmet etme" iradesi gibi ilkeleri, anayasal kimliğin ve anayasal yorumun temel direkleri olarak görmektedir.

· Başlangıç İçermeyen Anayasalar: Bazı köklü demokrasilerde anayasaların başlangıç metni içermemesi de bir seçenektir. Örneğin, Avusturya, Belçika, Hollanda ve Singapur gibi ülkelerin anayasalarında bir başlangıç bölümü bulunmamaktadır.

Türkiye'nin durumunu küresel bağlama oturtmak ve reform seçeneklerini somutlaştırmak amacıyla yapılan karşılaştırmalı analize göre, bir başlangıç metninin de jure (hukuken) statüsü, yani metnin anayasanın bir parçası olup olmadığı, onun de facto (fiili) gücünden daha az önemlidir. Metnin asıl gücü, ülkenin en yüksek yargı organı tarafından nasıl yorumlandığı ve uygulandığı ile belirlenir. Bu durum, Türkiye'de yapılacak bir başlangıç reformunun, sadece metnin kendisini değil, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi'nin yorum felsefesini ve anayasal kültürünü de dikkate alması gerektiğini göstermektedir. Sadece metni değiştirmek, yargısal kültürde bir paradigma değişimi yaşanmadığı sürece istenen sonucu vermeyebilir.

Bölüm 4:

Demokratik Meşruiyet ve Kapsayıcılık Ekseninde Eleştiriler

1982 Anayasası'nın başlangıç metni, kabul edildiği günden bu yana hem akademik çevrelerde hem de siyasi alanda yoğun eleştirilerin odağında yer almıştır. Bu eleştiriler, metnin dili ve üslubundan felsefi ve ideolojik içeriğine, en önemlisi de demokratik bir toplumun temelini oluşturması gereken kapsayıcılık vasfını taşıyıp taşımadığına kadar uzanmaktadır.

4.1. Dil ve Üslup Eleştirileri

Modern ve demokratik bir anayasanın, tüm vatandaşlar tarafından kolayca anlaşılabilecek, açık, yalın ve hukuki bir dil kullanması beklenir. Ancak 1982 Anayasası'nın başlangıç metni, bu beklentinin aksine, "ağdalı, tantanalı", "otoriter" ve edebi bir üslupla kaleme alınmıştır. Tek ve uzun bir cümleden oluşan yapısı, çok sayıda soyut ve muğlak ifade içermesi, metnin hukuki kesinliğini zayıflatmakta ve farklı, hatta birbiriyle çelişen yorumlara açık hale getirmektedir. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ilkesini zedelemekte ve Anayasa Mahkemesi'nin denetimlerinde keyfilik riski yaratmaktadır.

4.2. İdeolojik ve Felsefi Eleştiriler

Bu konuda lehte ve aleyhte olmak üzere iki ana argüman hattı bulunmaktadır.

· Lehteki Argümanlar (Savunan Görüşler): Başlangıç metnini savunan görüşler, genellikle metnin kendisinden çok, onun korumayı amaçladığı değerlere odaklanır. Bu argümanlara göre başlangıç, Türkiye'nin ulusal birliğini ve devletin bekasını tehdit eden unsurlara karşı anayasal bir güvence sağlamaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, başlangıç metni, ülkenin karşı karşıya olduğu iç ve dış tehditlere, bölücü ve irticai faaliyetlere karşı bir kalkan olarak değerlendirilmektedir.

O Aleyhteki Argümanlar (Eleştiren Görüşler): Metne yönelik eleştiriler ise onun demokratik ve çoğulcu bir toplum idealiyle çeliştiği noktasında birleşmektedir. Bu görüşlere göre başlangıç metni; devlet merkezcidir, anti liberal ve otoriterdir, resmi ideoloji dayatır. Belirli bir ideolojiyi (özellikle "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılapları"nın dar bir yorumunu) anayasanın temel felsefesi olarak dayatmakta ve bu ideoloji karşısında hiçbir düşünce ve faaliyete koruma tanımayacağını ilan etmektedir.

4.3. Kapsayıcılık Sorunu

Bir anayasanın ve onun başlangıç metninin en temel meşruiyet kaynaklarından biri, bir "toplumsal sözleşme" olarak toplumun tüm kesimlerini kucaklaması ve ortak değerler üzerinde bir uzlaşıyı yansıtmasıdır. 1982 başlangıcı, bu temel işlevi yerine getirme konusunda ciddi eksiklikler barındırmaktadır. Metnin, askeri bir müdahale sonrası, demokratik katılım mekanizmaları işletilmeden hazırlanmış olması ve toplumun farklı kültürel, siyasi ve felsefi kesimlerini dışlayabilecek katı bir ideolojik çerçeve çizmesi, onun geniş bir toplumsal kesim tarafından "benimsenen" bir metin olmaktan çok, "dayatılan" bir metin olarak görülmesine yol açmıştır.

Dolayısıyla, başlangıç metni tartışması, aslında Türkiye'nin nasıl bir devlet olması gerektiğine dair daha büyük bir mücadelenin vekalet savaşını oluşturmaktadır: Topluma tek bir kimliği yukarıdan dayatan bir devlet mi, yoksa toplumun çoğulcu gerçekliğini aşağıdan yukarıya yansıtan bir devlet mi? Başlangıç metni, bu çözülmemiş gerilimin en görünür anayasal sembolüdür.

Bölüm 5:

Yeni Anayasa Sürecinde Başlangıç Senaryoları ve Sonuçları

Türkiye'de yeni anayasa tartışmaları gündeme geldiğinde, başlangıç metninin akıbeti kaçınılmaz olarak merkezi bir konu haline gelmektedir. Bu bağlamda, iki temel senaryonun hukuki ve siyasi sonuçlarını analiz etmek, reform arayışlarının sınırlarını ve imkanlarını anlamak açısından kritiktir.

5.1. Senaryo A: Başlangıcın Değiştirilmesi (İlk Dört Madde Sabitken)

Bu senaryo, anayasanın değiştirilemez kabul edilen ilk üç maddesi ve bu maddeleri koruma altına alan dördüncü maddesi sabit kalırken, sadece başlangıç metninin yeni, daha demokratik ve kapsayıcı bir metinle değiştirilmesini öngörür.

· Hukuki Analiz: Bu senaryonun hukuken uygulanabilirliği son derece tartışmalıdır. Sorunun kaynağı, Bölüm 1.4'te detaylandırıldığı gibi, Anayasa'nın 2. maddesinin Cumhuriyeti "başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan" bir devlet olarak tanımlaması ve bu maddenin 4. madde ile değiştirilemez kılınmasıdır.

· Siyasi Sonuçlar: Hukuki engeller aşılabilse dahi, sadece başlangıcı değiştirmek siyasi açıdan yetersiz ve çelişkili bir durum yaratabilir. Yeni, özgürlükçü, insan onurunu ve çoğulculuğu vurgulayan bir başlangıç metni, anayasanın geri kalan maddelerinde hala varlığını sürdüren 12 Eylül ruhuyla ve otoriter hükümlerle derin bir çelişki içinde olacaktır.

5.2. Senaryo B: Başlangıcın Tamamen Kaldırılması

Bu senaryo, başlangıç metninin anayasadan bütünüyle çıkarılmasını ve Anayasa'nın doğrudan 1. madde ile başlamasını içerir.

· Hukuki Analiz: Başlangıcın tamamen kaldırılması, onu anayasa metnine dahil eden 176. maddenin ilga edilmesini gerektirir. Ancak asıl ve aşılamaz görünen hukuki engel, yine 2. maddedeki "başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan" ifadesidir. Başlangıç metni ortadan kalktığında bu ifadenin bir anlamı kalmayacak ve madde metninden çıkarılması gerekecektir. Bu ise, 2. maddenin değiştirilmesi anlamına gelir ki, bu da 4. maddenin açık yasağına takılır. Bu durum, mevcut anayasal düzen içinde bir "anayasal kilitlenme" yaratmaktadır. Hukuk doktrinine göre, tali kurucu iktidar (yani anayasanın öngördüğü usullerle değişiklik yapan TBMM), bu tür bir değişikliği yapma yetkisine sahip değildir. Böyle bir değişiklik, ancak hukukun dışında, yeni bir anayasa yapma gücüne sahip bir "asli kurucu iktidar" tarafından gerçekleştirilebilir.

Anlam ve Etkinlik Üzerindeki Etki: Başlangıcın kaldırılması, anayasal sistemde büyük bir boşluk yaratacaktır. Anayasanın diğer maddelerinde açıkça tanımlanmayan ancak AYM'nin içtihatlarıyla başlangıç metninden türettiği "Atatürk milliyetçiliği", "kuvvetler ayrımının medeni bir işbirliği olduğu", "Türk milli menfaatleri" gibi pek çok ilke ve kavram hukuki dayanağını yitirecektir.

Bu senaryo analizleri, Türkiye'nin anayasa reformu sürecinde karşılaştığı "Başlangıç Paradoksu"nu gözler önüne sermektedir. Başlangıç metni, siyasi ve akademik alanda en çok eleştirilen, değiştirilmesi en çok arzulanan bölüm olmasına rağmen, hukuki yapısı gereği mevcut anayasal düzen içinde değiştirilmesi en zor, hatta imkansız olan bölümdür. Bu paradoks, başlangıç etrafındaki tartışmaların neden bu kadar yoğun ve aynı zamanda sonuçsuz kaldığını açıklamaktadır. Çözüm, anayasanın mevcut kuralları içinde değil, ancak yeni bir anayasa yapma iradesi ve sürecinde bulunabilir. Bu da ancak referandumla mümkün olacaktır.

5.3. Güncel Tartışmalar (2022-2025) ve Siyasi Pozisyonlar

Son yıllardaki yeni anayasa tartışmaları, bu paradoksun siyasi alandaki yansımalarını net bir şekilde göstermektedir. Siyasi yelpazenin farklı kanatları, mevcut başlangıç metninin felsefesini ve içeriğini temelden sorgulayan pozisyonlar almıştır.

· İktidar Kanadı: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki iktidar kanadı, sık sık "sivil", "kapsayıcı", "milletin tamamını kucaklayan bir toplumsal sözleşme niteliğinde", "vesayetçi izlerden arınmış" ve "sade, anlaşılır bir dile sahip" yeni bir anayasa yapma çağrısında bulunmaktadır. Bu tanımlamaların her biri, mevcut başlangıç metninin militarist kökenine, ideolojik diline, karmaşık yapısına ve dışlayıcı olarak görülen karakterine yönelik örtük bir eleştiri niteliğindedir.  

· Muhalefet Kanadı: 2023 seçimleri öncesinde bir araya gelen Altılı Masa'yı oluşturan muhalefet partileri, ortak anayasa değişikliği önerilerinde, anayasal düzenin temeline "insan onurunu" yerleştirme hedefini ortaya koymuşlardır. Bu yaklaşım, mevcut başlangıcın devleti merkeze alan ve bireyi ikincil kılan felsefesine karşı köklü bir alternatif sunmaktadır.  

Bu güncel tartışmalar, Türkiye'de siyasi aktörlerin büyük bir bölümünün mevcut başlangıç metni üzerinde bir konsensüs sağlamadığını, aksine bu metnin yeni bir anayasa sürecinde değiştirilmesi gereken birincil hedeflerden biri olarak görüldüğünü teyit etmektedir. Bu durum, başlangıç metninin artık birleştirici bir "toplumsal sözleşme" olmaktan çıktığını ve anayasal bir krizin sembolü haline geldiğini göstermektedir.

Bölüm 6:

Türkiye Yüzyılı İçin Yeni Bir Anayasa Modeli Önerisi

Bu bölümde, yukarıdaki teşhislerden hareketle, Türkiye'yi 21. yüzyıl hedeflerine taşıyacak; toplumsal barışı tesis edecek, milli bütünlüğü akılcı bir zeminde güçlendirecek, demokrasiyi derinleştirecek ve ülkenin küresel etkinliğini artıracak bütüncül bir anayasa modeli önerilmektedir.

6.1. Önerinin Felsefesi: "İnsan Onuru, Çeşitlilik İçinde Birlik ve Güçlü Demokrasi"

Yeni anayasanın temel felsefesi, üç ana sütun üzerine inşa edilmelidir:

1. İnsan Onurunun Dokunulmazlığı: Yeni anayasa, devleti kutsayan ve bireyi araçsallaştıran bir anlayıştan radikal bir kopuşu temsil etmelidir. Anayasal düzenin temeline, "insan onuru" kavramı yerleştirilmelidir. Devlet, kendi başına bir amaç değil, temel görevi her bir vatandaşının onurunu, hak ve özgürlüklerini korumak ve geliştirmek olan bir hizmet aracı olarak yeniden tanımlanmalıdır.

2. Çeşitlilik İçinde Birlik: Mevcut anayasadaki katı "teklik" vurgusu, toplumsal gerçeklikle uyumlu değildir ve çatışma potansiyeli taşımaktadır. Bunun yerine, "çeşitlilikte birlik" ilkesi benimsenmelidir. Bu ilke, ülkenin sahip olduğu farklı kültürel ve sosyal zenginlikleri bir tehdit olarak değil, ulusal kimliğin ayrılmaz bir parçası olarak tanır. Bu çeşitliliğin, devletin üniter yapısı ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ilkesiyle çelişmeden, barış içinde bir arada yaşamasını sağlayacak anayasal mekanizmalar kurulmalıdır.

3. Güçlü ve Katılımcı Demokrasi: Yeni anayasa, sadece seçimden seçime işleyen bir temsili demokrasi anlayışının ötesine geçmelidir. Vatandaşların siyasal karar alma süreçlerine doğrudan katılımını sağlayacak ve seçilmişlerin halka karşı hesap verebilirliğini artıracak mekanizmalarla demokrasiyi derinleştirmeyi hedeflemelidir.

6.2. Yeni Başlangıç Metni Taslağı Önerisi

Yeni anayasanın felsefesini yansıtacak şekilde, başlangıç metni de baştan yazılmalıdır.

· İçerik: Yeni başlangıç, 1982 metninin aksine, kısa, açık, hukuki ve kapsayıcı bir dille kaleme alınmalıdır. Metin, meşruiyetini doğrudan ve çoğulcu bir halk iradesinden aldığını vurgulamalıdır. Tarihsel referanslar (Milli Mücadele ruhu, Cumhuriyetin kuruluşu) ve kurucu ilkeler (egemenliğin millete ait olduğu), ideolojik dayatmalardan arındırılmış, birleştirici bir dille ifade edilebilir. Metnin odak noktası, geleceğe yönelik ortak hedefler olmalıdır: Adaleti tesis etmek, toplumsal barışı ve refahı sağlamak, insan onurunu ve temel hakları güvence altına almak, demokratik hukuk devletini güçlendirmek ve gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakmak.

· Hukuki Statü: Yeni başlangıcın hukuki statüsü, 1982'deki gibi her kelimesiyle katı bir norm oluşturan bir yapıdan farklı kurgulanmalıdır. Fransa modelinde olduğu gibi, anayasanın temel felsefesini ve yorum ilkelerini ortaya koyan, temel hak ve ilkelere atıf yapan bir "çerçeve metin" olması daha işlevseldir. Bu, Anayasa Mahkemesi'ne metni zamanın ruhuna ve evrensel hukuk ilkelerine göre yorumlayarak zenginleştirme imkânı tanırken, metnin siyasi bir silah olarak kullanılmasının önüne geçer.

6.3. Devletin Yapısı: "Güçlendirilmiş Yerel Yönetimlere Sahip Üniter Devlet" Modeli

· Üniter Yapı ve Bütünlüğün Korunması: Anayasa'nın 3. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" ilkesi, yeni anayasada da korunmalıdır. Bu ilke, Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal koşulları göz önüne alındığında, üniter devlet yapısının vazgeçilmez anayasal temelini oluşturur.

· Yerelin Güçlendirilmesi: Üniter yapı, katı bir merkeziyetçilik anlamına gelmemelidir. Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisi, hukuka uygunluk denetimiyle sınırlandırılmalı ve keyfi müdahalelerin önüne geçilmelidir. Bu model, üniter devletin kendi içinde daha demokratik ve etkin bir yapıya kavuşturulmasını hedefler. Bunu yaparkan birlik-bütünlük dengesini korur.

· Dış Entegrasyon: Türkiye'nin küresel ve bölgesel etkinliğini artırmak amacıyla, özellikle Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi stratejik öneme sahip uluslararası örgütlerle daha derin entegrasyonlar kurabilmek için, "uluslararası antlaşmalarla, belirli konularda ve karşılıklılık esasına göre yetki paylaşımı ya da egemenlik haklarının bir kısmını Türkiye’ye bırakmak isteyen devlet ve topluluklara imkan tanıyan maddeler konabilir.

6.4. Demokrasinin Derinleştirilmesi: Doğrudan Katılım ve Etkin Denetim

· Seçmen İradesinin Güçlendirilmesi: Temsili demokrasiyi, doğrudan demokrasi araçlarıyla tamamlayarak halkın egemenliğini daha etkin kılmak hedeflenmelidir. Bu çerçevede, iki temel mekanizma anayasal statüye kavuşturulmalıdır:

O Halkın Yasa Teklifi (Halk Girişimi): Belirli sayıda seçmenin imza toplayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne kanun teklifi sunabilmesi veya önemli bir konuyu doğrudan halkoylamasına götürebilmesi sağlanmalıdır.  

O Geri Çağırma: Seçmenlere, görevini kötüye kullandığı veya halkın beklentilerini karşılamadığı düşünülen seçilmiş temsilcileri (milletvekilleri, belediye başkanları vb.) görev süreleri dolmadan, yine belirli sayıda imza ve ardından yapılacak bir oylama ile görevden alma hakkı tanınmalıdır.  

· Güçler Ayrılığının Tahkim Edilmesi: Yürütme erkinin, yasama ve yargı karşısında orantısız bir güce ulaşmasını engelleyecek denge ve denetleme mekanizmaları güçlendirilmelidir. Mevcut başkanlık sisteminin devamı varsayımında, ABD modelindeki gibi, bakanlar ve üst düzey bürokratların atanmasında Meclis'in ilgili komisyonlarının onayı gibi mekanizmalar getirilerek yürütmenin tek taraflı yetkileri dengelenebilir.  

6.5. Hukuk ve Yargı Düzeni: "Anayasal Kimliği Koruyan" Milli Yargı

· Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları: Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler esas alınırken, diğer konularda uluslararası hukuk – milli hukuk karşıtlığında milli hukuk esas alınmalıdır.

· Milli Yargı-Uluslararası Yargı Dengesi: Uluslararası entegrasyon süreçlerinde, Alman Federal Anayasa Mahkemesi'nin geliştirdiği "Anayasal Kimlik Denetimi" ve "Yetki Aşımı Denetimi" doktrinleri esas alınabilir. Bu yaklaşıma göre, milli yargı (Anayasa Mahkemesi), uluslararası veya ulus-üstü bir hukuk normunun, Anayasa'nın değiştirilemez temel direklerinden oluşan "anayasal kimliği" ihlal edip etmediğini denetleme yetkisini saklı tutar. Bu model, Türkiye'nin uluslararası işbirliklerine kapılarını sonuna kadar açarken, anayasal düzenin özünü ve temel kimliğini dış müdahalelere karşı koruyan, milli yargıyı önceleyen dengeli bir mekanizma sağlar.

6.6. Toplumsal Barış ve Milli Bütünlük Mimarisi,

· Güvenlik-Özgürlük Dengesinin Yeniden Kurulması: Terörle mücadele ve devletin güvenliğine yönelik düzenlemeler, temel hakların özüne dokunan, keyfiliğe ve hak ihlallerine yol açan bir yaklaşımdan arındırılmalıdır.

· Kültürel Haklar ve Birlik: Yeni anayasa, Türkiye'nin en hassas sorunlarından biri olan kimlik ve kültürel haklar meselesine kalıcı ve demokratik bir çözüm getirmelidir. Devletin üniter yapısı ve resmi dilinin Türkçe olduğu ilkesi mutlaka korunmak kaydıyla, farklı anadillerin özel alanda ve kültürel faaliyetlerde öğrenilmesi, öğretilmesi ve geliştirilmesi önündeki tüm yasal ve fiili engeller kaldırılmalı ve bu haklar anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu yaklaşım, "inkâr" ve "asimilasyon" politikalarının anayasal düzeyde kesin olarak terk edildiğinin bir ilanı olacaktır. Bu model, federalizm veya özerklik gibi üniter yapıyı sarsacak çözümler yerine, ortaklaşmacılık teorisinin "farklılıkları tanıyarak birliği sağlama" mantığından ilham alır. Farklı kimliklerin kendilerini anayasal düzenin dışlanmış bir unsuru olarak değil, saygı duyulan ve değerli bir parçası olarak hissetmelerini sağlamak, milli birliği zayıflatmak yerine, onu daha sağlam ve meşru bir zeminde yeniden inşa edecektir.  

Sonuç: Geleceğe Yönelik Bir Yol Haritası

Bu rapor, 1982 Anayasası'nın başlangıç metninin, hazırlandığı dönemin anti-demokratik koşullarının ve ideolojik dayatmalarının bir yansıması olduğunu, günümüz Türkiye'sinin çoğulcu ve dinamik yapısının ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalarak bir meşruiyet krizinin ve siyasi kutuplaşmanın kaynağı haline geldiğini hukuki, tarihi ve karşılaştırmalı analizlerle ortaya koymuştur. Mevcut başlangıcın, birleştirici bir "toplumsal sözleşme" olmaktan çok, bir "çatışma metni"ne dönüştüğü tespit edilmiştir.

Bu teşhisin ardından sunulan yeni anayasa modeli ilkeleri, Türkiye için geleceğe yönelik somut bir yol haritası önermektedir. Bu modelin temel amacı, Türkiye'nin kronikleşmiş sorunlarına kalıcı çözümler üretirken, ülkeyi 21. yüzyılın fırsat ve tehditlerine karşı daha donanımlı hale getirmektir. Önerilen modelin temel katkıları şu şekilde özetlenebilir:

· Felsefi bir paradigma değişimi önererek, devleti kutsayan bir anlayıştan, temel görevi insan onurunu korumak olan bir hizmet aracına geçişi hedefler. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesinin yeniden ihyası temel yaklaşımdır.

· "Güçlendirilmiş yerel yönetimlere sahip üniter devlet" yapısıyla, ülkenin bölünmez bütünlüğünü korurken yerel demokrasiyi ve idari etkinliği artırarak, merkeziyetçilik ile adem-i merkeziyetçilik arasında rasyonel bir denge kurar.

· Doğrudan demokrasi araçlarını (halkın yasa teklifi, geri çağırma) anayasal güvenceye alarak, seçmen iradesinin siyasal süreçler üzerindeki etkisini ve denetimini artırır, böylece temsili demokrasiyi tamamlar ve güçlendirir.

· Milli yargı ile uluslararası hukuk arasında, Alman modelinden esinlenen "anayasal kimlik" doktriniyle dengeli bir ilişki kurarak, Türkiye'nin uluslararası entegrasyonlara açık olmasını sağlarken, egemenliğinin ve anayasal düzeninin özünü korumasına imkân tanır.

· Kültürel hakları üniter devlet içinde güvence altına alarak ve güvenlik-özgürlük dengesini insan onuru lehine yeniden kurarak, toplumsal barışın ve milli birliğin daha sağlam ve meşru bir zeminde tesis edilmesine olanak sağlar.

Anayasa'nın "Başlangıç" bölümüne ve 66. maddenin yorumuna ışık tutacak şu minvalde bir ifadenin eklenmesi değerlendirilebilir:

"Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan, ortak bir gelecek ve kader birliği idealini paylaşan, kökeni ne olursa olsun kendini bu vatanın ve milletin bir parçası hisseden her birey, Türk Milleti'nin eşit ve onurlu bir ferdidir."

Bu formül, "Türklük" kavramının anayasadaki yerini koruyarak anketlere göre %84,7'lik kesimin hassasiyetini gözetirken en geniş mutabakat zeminini oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Bu yaklaşım, kimliği korurken, içeriği evrensel hukuk ve toplumsal talep doğrultusunda netleştiren bir uzlaşı modelidir. ‘Kerim devlet’ ve ‘hizmetkar devlet’ anlayışının dengeli bir şekilde kurulması gerekir.

Anayasalar, ne kadar mükemmel kurgulanırsa kurgulansın, nihayetinde bir milletin birlikte yaşama iradesini yansıtan metinlerdir. Dolayısıyla, bu raporda sunulan modelin veya herhangi bir yeni anayasanın başarısı, teknik üstünlüğünden çok, hazırlanış sürecinin meşruiyetine bağlıdır. Bu meşruiyet ise ancak ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ve toplumun tüm katmanlarında en geniş mutabakatı hedefleyen, samimi, şeffaf ve yapıcı bir diyalog süreciyle sağlanabilir. Türkiye'nin, kendi toplumsal sözleşmesini, dışlayıcı ideolojilerin ve tarihsel travmaların gölgesinden kurtararak, ortak akıl ve uzlaşıyla yeniden yazma zamanı gelmiştir. Bu kararın son noktası ise TBMM’den hangi sayıyla geçerse geçsin referandumla konulacaktır.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya