Özal Nasıl Öldürüldü?
MAKALE
Paylaş
23.04.2026 08:18
98 okunma
Sarper SAN

 

33 YIL ÖNCE ÖZAL NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 17 Nisan 1993’de vefat etti.

Ardından çok şey yazıldı, çizildi. Ama en önemlisi “Özal’ın öldürülmesine ilişkindi

Evet maalesef, Özal öldürülmüştü.

Nasıl mı?

Ölüm her canlı için kaçınılmaz bir son olsa da birçok açıdan Türkiye’ye “çağ atlatan” Özal’ın vefatı çok hazin, çok acınası detaylarla doluydu.

Lafa gelince mangalda kül bırakmayıp, yere göğe sığdıramadığımız Çankaya Köşkünde bir “acil müdahale birimi” yoktu örneğin.

Memleketin Cumhurbaşkanı kalp krizi geçirince Köşk personelinin eli ayağı birbirine dolaşacak “hemen hastaneye” gidilmesine karar verilecek ama hangisine gidilmesi konusunda da bir türlü karar verilemeyecekti.

Kapıdaki 1970 Model, şanzımanı arızalı ve adeta süs niyetine duran Mercedes marka ambulansa binildiğinde hangi hastaneye gidileceğine hala karar verilmemişti. Araç 2. Vitese geçmiyor, 1 ile 3. Vites arasında çalışabiliyordu.

Günlerden cumartesiydi ve Çankaya Köşkünün önündeki Atatürk Bulvarı tıklım tıklım doluydu. Özal hasta değil de gezintiye çıkmış gibi bir durum söz konusuydu.

Bürokrasi kilitlenmiş, ne yapacağını bilmez haldeydi.

Önce Gülhane’ye gidelim dediler, sonra fikir değişti Hacettepe’ye gitmeye karar verdiler. Yaşlı siyah Mercedes her an durabilirdi. Durmadı.

Hacettepe’ye geldiler. Geliş istikametinde “yetişkin acil” kapısı ilk kapıydı, sağa dönüp girmeleri gerekiyordu. Heyecan, telaş, işgüzarlık ve iş bilmezlikten kapıyı geçtiler. Araç yolun sonuna kadar çıkıp geri döndü.

O sırada başhekim dahil doktorlar kapıya dizilmiş Özal’ı bekliyorlardı. Özal’a müdahale edildi, ancak kurtarılamadı.

Sonradan Çankaya Köşkünün, cumhurbaşkanına bir şey olursa yapılması gerekenlere ilişkin bir protokolünün olmadığı anlaşıldı.

Protokolü olmadığı gibi köşkün içinde sıradan bir revir dışında bir müdahale merkezinin olmadığı da ortaya çıktı.

Böyle bir olay olunca gidilecek hastane, güzergâh, ekip vb düşünülmediği de açıktı.

Ve bu işi yapacak aracın hiçbir donanımı olmayan arızalı bir araç olduğu da acı bir şekilde görüldü.

Memlekete çağ atlatan cumhurbaşkanı konutuna sahip çıkamamış, terzi, söküğünü dikememişti.

 

Sonra?

İhmal, vurdumduymazlık, bilgisizlik, gerçekleri görememek ve daha birçok nedenden dolayı söz yerindeyse “Cumhurbaşkanını” öldürmüştük.

Sonradan bu konu araştırıldı, güya üzerine gidildi ama bir sonuç çıkmadı. Hiç kimsenin canı yanmadı, acımadı en kötüsü utanmadı.

Çünkü halkına sağlık konusunda hizmet vermeyen “sistem” sözde “beyaz yakalılara”, “devlet ricaline” ayrıcalık yapıyordu ama her nedense iş Özal’a gelince “çökmüştü”. Özal sistemi düzeltmeye kalkmış, sistem de sanki intikamını almıştı.

Halkın sağlığı sistem için hiçbir şeydi, tamam da cumhurbaşkanın hiç mi önemi yoktu?

Gün geldi sistemde radikal değişikliklere gidildi. Bundan rahatsız olanlar oldu. Soyut bir Çankaya Köşkü söylemi geliştirildi. Lakin bu siyasi söylemin içi bu tür insani ve elzem gerçeklerle doldurulamadı.

ACIDAN POLİTİK KAZANÇ DEVŞİRMEK

Acı bir olay yaşadık. Haberlerde izlediğimiz filmlerini seyrettiğimiz silah kuşanmış “çocuk katiller” bizim ülkemizde de ortaya çıktı ve canımızı yaktı. Hoş, bu birdenbire olmadı. Geliyorum diyen bir olaydı bu. Okullarda öğretmen öğrenci ilişkisi bozulmuş, velilerin garip ve anlaşılmaz tutum ve davranışları artmış, idarenin otoritesi çoktandır kaybolmuştu. Eğitim yaz boz tahtasına dönmüştü. Lakin şimdilik bu konuları “uzmanlarına” bırakıp, can yakan okul basma olaylarına gelin, bu olayların ortaya çıktığı ABD’den bakmaya çalışalım.

Uzunca bir zamandır Okul basma olaylarının ABD Tarihinde özel bir yeri bulunuyor. Öyle ki zaman içinde bu olaylar Münferit Olaylardan Sistematik bir Krize dönüşerek diğer ülkelere de sıçradı. ABD'de okul saldırılarının tarihi sanılandan çok daha eskiye dayanıyor, ancak kırılma noktaları konunun algısını tamamen değiştirdi.

Bilinen en eski olaylardan biri 1764'teki Enoch Brown okul katliamı.

Bath Okulu Felaketi (1927). ABD tarihindeki en kanlı okul saldırısı. Bir okul yönetim kurulu üyesinin okulu havaya uçurması sonucu 44 kişi hayatını kaybetti.

Columbine Kırılması (1999). Modern dönemin başlangıcı kabul ediliyor. Bu olaydan sonra "aktif saldırgan" protokolleri dünya genelinde değişti. Medyanın katilleri popülerleştirmesi, "Columbine Etkisi" denilen taklitçi saldırıları tetikledi.

Sandy Hook ve Sonrası. 2012'deki bu olaydan sonra tartışmalar tamamen bireysel silahlanma ve ruh sağlığı eksenine kaydı. Bu baskında 28 kişi öldürüldü. Ölenlerin 20’si 6-7 yaşlarındaki çocuklardı.

Virginia Tech (2007): 33 Ölü. Bu baskın modern tarihin en kanlı ateşli silah saldırısı olarak kabul ediliyor.

Robb İlkokulu, Uvalde (2022), 22 ölü.

Marjory Stoneman Douglas Lisesi, Parkland (2018) 17 ölü.

 

Şiddet sadece ABD'ye özgü değil, okul basarak öğrenciler üzerinden şiddet gösterme eylemleri başka ülkelerde de görüldü. Birkaç örnek verelim:

Rusya (Beslan, 2004) Bir okulun teröristler tarafından ele geçirilmesi sonucu 330'dan fazla kişi hayatını kaybetti. Bu, siyasi motivasyonlu okul şiddetinin en uç örneğidir.

Almanya (Erfurt, 2002) Okuldan atılan bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı, Avrupa'da ateşli silah yasalarının ciddi şekilde sertleştirilmesine yol açtı.

Brezilya (Suzano, 2019): Son yıllarda Latin Amerika'da da ABD tarzı taklitçi saldırılarda artış gözlemleniyor.

Çin: Burada ateşli silah yasak olduğu için şiddet genelde kesici aletlerle (bıçaklı saldırılar) anaokullarına yönelik gerçekleşiyor; motivasyon genelde toplumsal hayal kırıklığı ve kişisel intikam oluyor.

Ne acı ki, eğitim gibi çok yönlü bir kavramlar bütününde politika cambazlığı yapılan ülkemiz de bu sıralamaya girdi. Her konuda olduğu gibi bu konuda da her kafadan bir ses çıktı, doğru düşünceler ortaya çıkmadan eleştiriler yapıldı, tavırlar alındı, bloklar oluşturuldu.

GERÇEKTEN YAŞIYOR MUSUNUZ?

Çocuklarımızı “sosyal medyadan” nasıl uzak tutarız konusu konuşuluyor. Nasıl tutarız? Herhalde bunun ilk yolu önce annelerin babaların uzak durmaları. Kaptırdık gidiyoruz sanal dünyada. Ne doğru ne yanlış ayırt eden pek kalmadı. Sosyal medyanın tutsağı oldu koca koca insanlar. Bütün okumuşlar, onca eğitim almış insanlar bile bu yalan dünyanın birer kölesi oldu.

Hazin olanı bundan utanmayışımız. Örneğin, genç bir anne bebeğini, bebe arabasına koymuş, sokakta gidiyor. Bir eli ile arabayı kontrol etmeye çalışırken diğer elinde telefonu ile ilgileniyor.

Evlerde herkesin elinde telefon. Oyun oynayan, video seyreden, sanal dünyada gezinen, like atan veya peşinde koşanlar az değil.

Yemek yapılmıyor, uygulamalar üzerinden sipariş veriliyor, kuryelerin getirdiği yemekler ayrı ayrı odalarda bilgisayar veya telefon eşliğinde yeniyor. Hepimiz bu yanlış ve sakat etkileşimin birer parçasıyız. Hiç utanmıyor, sıkılmıyor, edindiğimiz yalan yanlış bilgileri, haberleri birbirimize gönderiyor, dedikodunun kralını, fitne fesadın en beterini yapıyoruz.

Bu sakat paylaşımlarla ekonomiyi düzeltiyor, iktidar deviriyor, muhalefeti alkışlıyor veya yeriyoruz. Her şey bize kolay, canımız çekince birer “fake” hesap açıp dilediğimize küfrediyor, dilediğimizi alkışlıyoruz.

Çocuklar mı? Nasıl olsa onlarda da var birer telefon, birer tablet veya bilgisayar. Varsın oynasınlar. Sözde akıllı telefonların içindeki sanal dünyaya hayatımızı sıkıştırdık. Hakikatten uzaklaştık. Hepimiz bir oyunun içindeyiz. Sanıyoruz ki, istediğimiz siler, dilediğimizi geriye alır, gerekirse programı kaldırır yeniden yükleriz. Oynadığımız oyunlardaki gibi gerekirse vurduklarımızı canlandırır, bir daha öldürürüz.

Gerçek ile sanalı elbirliği ile karıştırdık, birbirine boca ettik.

Acı çok acı ama, an gelir, deprem olur. An gelir ormanlar yanar kül olur ve an gelir bu şaka gibi oynadığımız sanal dünyanın etkisi ile felaket felaket üstüne gelir. Kim bilir belki o felaketi yaşatanlar hala bir oyun içinde olduklarını sanıyorlar. Önce aileler bu rezalete bir son vermeli. Gerçekle tanışıp, hakikatle yüzleşmeli.

Kütüphanemden

Prof.Dr.Emin Çarıkcı

BALKANLARDAN ANAVATANA

HAYAT MÜCADELEM

Eserde tanınmış iktisatçı Prof.Dr.Emin Çarıkcı’nın hayat hikayesi, kendi kaleminden anlatılıyor. Anadolu’nun bir ucu Balkanlardır. Osmanlı Balkanları anavatan kabul etmiştir. Oralarda doğup daha sonra zorunlu nedenlerle Anadolu’ya göçenler veya onların çocukları kopmaz bir bağla bağlıdırlar o topraklara.

Emin Hocanın kaleminden bu bağı okumanızı ve tanımanızı öneririm.

 Haftaya tekrar görüşebilmek dileğiyle

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya