İSLAM AHLAKINDA YARDIM VE BAKIM HAKKI
MAKALE
Paylaş
31.05.2026 19:00
119 okunma
Prof. Dr. Cağfer Karadaş

أعوذ بالله، بسم الله

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًؕ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرٖيماً

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانٖي صَغٖيراًؕ

Rabbiniz sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı size emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme, onları azarlama!

İkisine de hoş ve güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et.”

(İsrâ 17/23-24)

Eski ahlak kitaplarında genellikle anne-baba, çocuk ve yetim hakkı şeklinde başlıklar yer almaktaydı. Bunların hepsi aslında bir ihtiyacın ve beklentinin karşılanması veya bir sorunun çözülmesi anlamını taşımaktaydı. Biz bütün bunları tek bir başlıkta toplayarak yardım ve bakım hakkı şeklinde isimlendirmeyi daha uygun bulduk. Çünkü sayılanların yanında zekât verilmesi söz konusu olan fakir, gariban, köle, esir veya yolda kalmış gibi kişiler de bu başlığın kapsamına girmektedir. Hatta bu kapsama can taşıyan yardıma muhtaç hayvanları bile sokmak mümkündür.

Önceliğimiz insan olduğuna göre, onun hayatının iki ucu olan çocukluk ve yaşlılık çağları yardıma, bakıma ve ilgiye en çok ihtiyaç duyulan dönemlerdir. Nitekim doğumla dünyaya gelen insan, kendisine bakabilecek, koruyabilecek ve hayatını sürdürebilecek ne imkana sahiptir ne de şartları bilmektedir. Aynı durum yaşlılık dönemi için de geçerlidir. İnsanlar, yaşlılık döneminde kısmî farklılıklar olsa da bütünüyle bakıma ve ilgiye muhtaç duruma düşmektedirler.

Bu nedenle olsa gerek yarattığı insanı en iyi bilen Yüce Allah, uluhiyet hakkının hemen ardından kişinin varlığa gelme vesilesi olan yaşlı anne-baba hakkının önemine dikkat çeker: “Rabbiniz sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı size emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme, onları azarlama! İkisine de hoş ve güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et.” (el-İsrâ 17/23-24). Rahmet Peygamberi’nin “Allah’ın hoşnutluğu anne babanın hoşnutluğuna, Allah’ın öfkesi, anne babanın öfkesine bağlıdır.” (Tirmizî, “Birr” 3) hadisi ise anne-babanın Allah katındaki değerini ifade etmektedir.

Yüce Allah ayette özellikle anne-babanın yaşlılık dönemindeki bakımına dikkat çekmektedir. Genç ve olgun yaştaki anne-babalar zaten kendilerine bakacak durumdadır, bu yüzden evladın anne-babaya ilgi ve bakımı yaşlılık zamanında gereklidir. Bunun Rahmet Peygamberi’nin sünnetindeki karşılığını şu hadiste bulmaktayız: Bir adam Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Resulü, kendisine güzel davranıp yakınlık göstermemi en çok hak eden kimdir?” diye sordu. Hz. Peygamber, “Annendir” cevabını verdi. Adam, “Sonra kimdir?” diye sorunca Hz. Peygamber yine, “Annendir” cevabını verdi. Adam “Sonra kimdir?” diye yeniden sorunca Peygamberimiz yine “Annendir” cevabını verdi. Bunun üzerine adam dördüncü kez “Sonra kimdir?” diye sorduğunda Hz. Peygamber, “Sonra babandır” cevabını verdi. (Buhârî, “Edeb” 2)

Anne-baba hakkından bahseden yukarıdaki ayetin sonunda insanın çocukluk çağındaki muhtaçlık durumu hatırlatılarak o çağda kendisine gösterilen şefkatin aynısını kişinin yaşlı anne-babasına göstermesi emredilmekte, yardım ve bakıma muhtaç insanların hallerini anlaması hatırlatılmaktadır. Kişinin böyle davranması, bir hakkı yerine getirmesinin yanında anne-babasına yönelik bir vefa borcudur. Bunun bir başka yönü ise “ne oldum? deme, ne olacağım? de” ata sözüyle ifade edilen kişinin gelecekte anne-babası gibi yaşlanacağına dair uyarıdır. Herkes yaşlılığın kaçınılmaz olduğunu hesaba katmalı ve eceli erken yaşlarda yazılanlar dışında hiç kimsenin bundan kurtulmadığının bilincinde olmalıdır. Peki, bu şefkatin bakım evlerinde veya bakıcı elinde gerçekleşmesi ne kadar mümkündür? Modern zamanlarda maalesef şefkate en çok ihtiyaç duydukları çağda çocuklar bakıcılara ve kreşlere mahkûm edildikleri gibi yaşlılarda bakım evlerine veya bakıcı ellerine terk edilmektedir.

Ayetin sonunda hatırlatılan çocukluk çağında insan güvenlikten beslenmeye, eğitimden kişilik kazanmaya kadar anne-baba başta olmak üzere sürekli bir dış desteğe ve şefkate muhtaçtır. Bütün bu ihtiyaçların karşılanması için her şeyden önce çocuğun bir topluluk içinde bulunma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı ilk planda aile karşılaşa bile zaman içinde kabile ve millet gibi daha geniş çevrelere ihtiyaç duyması kaçınılmazdır. Bu ihtiyacın karşılanması aynı zamanda çocuğun güvenliğinin sağlanması anlamına gelmektedir. Geçmişte ve günümüzde kendi toplumu veya ülkesini terk eden insanların diğer toplumlarda nasıl sığınmacı durumuna düştükleri, kabul edilmedikleri takdirde dışlandıkları bir gerçektir. Öyleyse çocukluktan başlayarak insanın güvenliği aile, akraba ve millet eliyle sağlanmakta ve bu güvenlik aynı zamanda kişinin toplum üzerinde hakkı olmaktadır. “Biz sizi kabileler ve milletler şeklinde yarattık” buyuran Yüce Allah, insanın bu beşerî ve toplumsal ihtiyacına dikkat çekmektedir. Bu şekilde yaratmasının hikmetini ise tanışasınız anlamına gelen teâruf kelimesiyle bildirmiştir. (el-Hucurât 19/13). Bu kelimenin dayanışma ve yardımlaşma anlamlarına da geldiği dikkate alınırsa, insanın bir aile içinde yaratılması, ailenin bir kabile ve toplum içinde olması, insanoğluna sağlanan yardımlaşma ve dayanışma şemsiyesidir. Bu aynı zamanda insanın en temel ve doğal hakkı olup bir suç işlemediği sürece toplum dışına itilmesi veya sosyal hayattan dışlanması dinen ve ahlaken doğru değildir.

Çocuğun ikinci hakkı, beslenme ve büyütülme ihtiyacının karşılanmasıdır. Yüce Allah’ın ilk insanları anne-baba rollerini yerine getirecek ve aile kuracak şekilde bir kadın ve erkek olarak yaratmasının hikmeti de budur. Zira çocuğun anılan bu ihtiyaçları ancak anne baba vasıtasıyla karşılanabilir. Anne-babadan biri veya her ikisi bulunmayan yetim kalmış çocukların bu ihtiyacını karşılama işi öncelikle akraba çevresi olmak üzere toplumun tamamına aittir. Çünkü bu, yetim çocukların toplum üzerindeki en temel hakkıdır. Yüce Allah Kur’an’da yetimlerin bakımına özen gösterilmesini, en güzel şekilde yetiştirilmesini; can, mal ve sağlıklarının korunmasını emretmiş, onlara yönelik kötü muameleden ve haksızlıktan kaçınılması hususlarında uyarılarda bulunmuştur. (bk. el-En’âm 6/152; el-İsrâ 17/34; el-İnsân 76/8; el-Fecr 89/17; el-Beled 90/14-15; ed-Duhâ 93/6, 9; el-Mâûn 107/2).

 Bir başka önemli husus ise, zihinsel veya bedensel özürlü doğan çocuğun yardım ve bakım hakkıdır. Böylesi çocukların sorumluluğunu sadece anneye veya aileye yüklemek doğru değildir, bütün bir toplumun bu yükü derece farkı olmakla birlikte topyekûn paylaşması dinen de ahlaken bir vazifedir. Bir insanın engelli doğması kendi imtihanı değil, başta en yakınları olmak üzere tüm toplumun imtihanıdır. Engelli doğmanın bir günaha bağlanması da doğru değildir. Böylesi doğumları bir kişinin kadın veya erkek, zengin veya fakir bir ailede doğması gibi değerlendirmek gerekir. Eğer bu durumdaki bireyin yardım ve bakım hakkı karşılanmazsa toplumum tüm fertleri imtihanda sınıfta kalırlar ve sonucunu ahirette öderler. Öte yandan toplum içindeki bu tür farklılıklar dayanışma ve yardımlaşma ahlak ve kültürünün pekişmesi ve sürekli diri tutulmasını sağlar.

Yardım ve bakım sadece yaşlılar, çocuklar ve yetimlerle sınırlı değildir. İslam’da zekât alabilecek kesimlerin tamamı bu kapsama girmektedir. Yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesi, yolda kalmışlara yardım edilmesi, yol güvenliklerinin sağlanması, kölelerin azat edilmesi, esirlerin ihtiyaçlarının karşılanması bunlara örnektir. Öte yandan kişinin canının, sağlığının, aklının, dininin korunması, insanlığın devamı için neslin güvence altına alınması da bir bakıma yardım ve bakım hakkıdır. Bunun yanında hayvanlara eziyetin önlenmesi, su ve yiyecek ihtiyacı duyanlara yardım edilmesi de aynı kapsamdadır. Modern zamanların modası olan hayvanların doğal ortamlarından koparılarak kutu gibi evlere hapsedilmeleri, gereksiz yere kısırlaştırılmaları, çocuk muamelesi yapılarak giydirilmeleri ve bir oyuncağa dönüştürülmeleri şeklindeki eziyet ve kötü muamelelerin önüne geçmek toplumun ve devletin üzerine düşen ahlakî bir görevdir.

14 Zilhicce 1447 / 31 Mayıs 2026

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya