TAZE GÜZEL İLE İHTİYAR APTAL ÂŞIK
MAKALE
Paylaş
06.07.2026 15:49
1.128 okunma
Tahsin Güngör

Masal, ben diyeyim yüzelli siz deyin ikiyüz sene evvel başlar yaşanıp anlatılmaya.

Bir yanda kirli sefil ve zulüm bataklığından ibaret bir karanlık geçmişin, doğurmamak için direndiği ama kendisini istemeyen bu ananın karnını yararak doğan bir taze güzel.

Diğer yanda da güçlü ve parlak mazisinde, hâkimiyeti altındaki kıtaların tozunu attıran ama artık yaşlanan bir asil küheylan.

Bu taze güzel bir de hamarat ki değme gitsin… Etrafını güzelleştirmiş tertemiz ve pırıl pırıl yapmış. Yiyecekler ayrı içecekler ayrı güzel, cezbedip mest ediyor her göreni.

Hayatlar güzel, kıyafetler müzikler, balolar ve de türlü türlü eğlenceler.

Kafeler sıra sıra kaldırımlar üstünde, her bir ayrı keyife davet ediyor yoldan her geçeni.

Bir de akıllı… aklıyla da üretmiş refaha kavuşturmuş mekanındaki herkesi ve herkes mutlu mesut görünüyor o alemde.

Güzelliğinin farkına vardıkça genetik mirasına dayanamaz ve bu güzelliği ile çevresindeki herkesi kendine aşık edip hükmetmek ve sömürerek semirmek ister bu melek yüzlü şeytan. Âşık olmayanları da bu cazibeyi kullanarak türlü cilvelerle kendine mecbur bırakma şehvetine kapılır. Sömürmeden duramaz, hayat bulamaz zira. Çünkü kendisini o noktaya getiren şeytanî aklın doğası gereğidir bu.

Ve bunun için de sahip olduğu bu fevkaladelikleri vadederek çekmeye başlar herkesi yörüngesine.

Yaşlandıkça ihtiyacı olan gençlik iksirini bulamayan küheylanın evlatları da giderler başka diyarlara iksiri bulmak için. Taze güzel ile karşılaşır her biri bir zaman sonra.

İçlerinden bazısı bakar baş gözüyle ve meftun olur bu nazlı, taze güzele. Bir de refahı ve içindeki insanların keyfini görünce “tamam” derler, "bulduk gençlik iksirini, alıp bu gördüklerimizi götürelim ve canlandıralım yeniden küheylanıki biz de gelişip mutlu olalım."

Evet, dikenleri vardır lakin "güzellik; dikenleriyle birlikte olmasındadır, ayırmak olmaz gülden" derler nazlı kaprislerine râm olup bu taze güzelin.

Kalp gözüyle bakanlarsa görürler melek yüzünün ardındaki şeytani şehveti ve arsızca gülüşü. Ama ortalıkta aleni görünen eserleri de güzeldir bu tazenin ve bu onları da cezbeder. Onlar da der ki "alalım yaptıklarından bize yarayanları, uyduralım kendimize uymayanları da ama uzak duralım bu haspadan ve kurtulması mümkün olmayan genetik mirasından."

Farkındadırlar, güle giden yoldaki dikenler izin vermeyecektir onların, gülün kokusunu duyacak kadar bile yaklaşmalarına.

Masal bu ya işte böyle başlar batı ile aramızdaki platonik aşk. Cemil Meriç’in ifadesiyle onlar taze güzel bizse onun her nazına katlanan ihtiyar aptal aşık... (1)

Derken baş gözüyle bakanlar galebe çalar gönül gözüyle bakanlara.

Allahualem, ya yorgun düştüklerinden sürekli mücadele halinde olmaktan ya da bir umut, diğerlerinin de aslında dikenlerini bırakıp güllerine talip olacakları ve küheylana gençlik iksiri olarak sunup canlandıracakları sözlerine inanır ve destek de olurlar, küheylanın son demlerindeki gebeliğinden bir yeni tayın doğumuna.

Ama galip gelen şeytani aklın şehveti olur.

Bırakmaz ,yakalar yeni tay ile seyislerinden kendisine meftun olanları ve emerken vampir gibi kanlarını bir de zehir bırakır damarlarına… öldürmeyen ama zihinleri kör eden bir zehir yerleşir ki şöyle dedirtir hepsine;

"Bizden adam olmaz. Biz bir şey yapamayız. Zaten olanı almak varken yapmak ne haddimize"

Sürer gider bu hikâye günümüze kadar. Farklı dönemlerinde farklı şekillere bürünse de değişmez pek aslı.

Lakin taze güzel de yaşlanmıştır artık, dökülmeye başlar yüzündeki makyajlı katman. Emdiği kanlar tükenmeye başlamıştır zira... Üretemez haldedir alıştığı için hazırdan yemeye. Onları da kendilerinden doğma ama daha şeytani olan Sam Amca'ları zehirlemiştir yavaş yavaş ve mecbur bırakmıştır kendine.

Gören görmeye başlasa da gizlenemeyen çirkin yüzü, körlenen zihinlerle malûl aptal aşıklara hala taze güzel gibi görünür, buruşuk tenli bu şeytani güzel.

Bakalım nasıl bir hal alacak ve artık bitecek mi bu aşk hikayesi yoksa devam mı edecek ola geldiği gibi?

Bitecekse de eğer nasıl olacak hikayenin sonu.

Lakin zordur vampirin geçirdiği dişlerini çekmesi emdiği boyunlardan, kanını tüketmeden kurbanının. Çünkü onu önce çaresizlik hissine boğar emerken zerkettiği o "bizden birşey olmaz" zehiriyle ki mücadele edemesin kurtulmak için.

Taylıktan çıkıp yeniden küheylan olma yolundaki bu asilzadenin yeni seyisleri hatırlar küheylanın atalarını ve ondaki genetik kodları.

Atmaya başlarlar üzerilerindeki ölü toprağını, silkelenir ve tükürerek atarlar damarlarına zerkedilen o zehiri yavaş yavaş, karşı çıksa da aralarındaki, bayatlamış sözde taze güzelin meftunları.

Bulmuşken geçmişin ihtiyar küheylanı gençlik iksirini kendinden doğma yeni tayda, o devrin taze güzeli ise bed yüzlü bir ihtiyardır artık.

Buna rağmen buruşuk tenli taze(!) güzel hala genç ve muktedir görmekten vazgeçmez kendini, atamaz bu yılların kibrini dışarıya karşı. Ama farkındadır kendi içinde herşeyin ve bu yüzden; hala kendinden medet uman aptal aşıklarından yüz çevirmiş, kendisine aşık olmadığını bilse de dişlerinden kurtulmak için mücadele etmeye başlayan güçlü ve mağrur yeni seyislere kur yapma telaşındadır artık.

Bu mağrur yeni seyisler de intikam şehvetine kapılıp "bak nasıl da kabullenmek zorunda kaldın bizi" diyebilmek için sahip olmaya mı kalkar bu buruşuk tenli şeytani güzel(!)e, yoksa özünü dinler de "o tek dişi kalmış canavar"ın sahte güzelliğinin işvesine, cilvesine, şuh kahkahalı davetlerine icabet etmekten kaçınır ve parlak istikbaline mi döner yüzünü, yarım kalan istiklal mücadelesini tamamlamak üzere.

Belki de Cemil Meriç'in "cihangirane ihtiras" dediği, batının bakir fikri ile asyanın bilge kişiliğinin bir izdivaç (1) ile değilse de; bu devrin bakir fikirlerinin, bedeninde neşet etmesiyle hayat bulduğu bu genç tay'ı, aslının bilgeliğiyle buluşturup yendien küheylan etme yolundadır bu demlerde.

Varsa ömrümüz göreceğiz hikayenin sonunu.

Zira artık bu platonik aşkın akıbeti, biz mağrur delikanlıların iki dudağı arasındadır:

Ya tam istiklâl ya da izmihlâl...

Vesselam.

(1) Cemil Meriç, Bu Ülke, Müstağrip

"Cetlerimiz Avrupa’yı ehlileştireceklerini ummuşlardı.Namık Kemal bir fetih hülyasıdır. Namık Kemal ve nesli...Asya’nın akl-ı pîrânesi’yle (bilge aklıyla) Avrupa’nın bikr-i fikrini (bakir düşüncesini) evlendirmek. Bu cihangirane ihtiras, yerini rezil bir zevkperestlige bıraktı. Genç Batı’nın her nazına, her cilvesine katlanan ihtiyar birer âşık olduk."

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya