REKLAM ŞART MI?
MAKALE
Paylaş
24.08.2026 23:20
881 okunma
Tahsin Güngör

Evet şart...

Ama biz tüketiciler için değil.

Her şeyden önce gereksiz ve hemen tamamı "amaca ulaşmak (satmak) için her yol mübahtır" felsefesi üzerine kurgulanıyor da ondan.

Ayrıca benim değil satanın ihtiyacı olan reklam, ürünün fiyatını boşu boşuna arttırıyor. Reklamlar, tüketici dışında üretim ve tedarik zincirindeki herkese kazandırıyor ama bedelini bundan kazanmayan tek taraf olan tüketici ödüyor...!!

Hatta öyle ki mağazaların ve dahi marketlerin gezici reklam standı olarak hizmet vermek zorunda bırakıldığımız halde, taşıdığımız poşet ve çantalar için ayrıca bir de bedel ödüyoruz.

Özetle tüketici, reklamların zoraki finansörü...

Poşet bu işin çerez kısmı. Asıl farkında olmadığımız devasa bütçeli mecralarda dönen reklamların finansal büyüklüğü, bizim düşünebileceğimiz sıfırlı rakamların çok ötesinde.

Peki tüketici olarak benim reklamlara ihtiyacım var mı?

Hayır, yok.

Ben; o reklamlar olmasa da markete gittiğimde inceliyor ve hem ürünlerin kalitesini hem de fiyatlarını karşılaştırarak, maliyet fayda analizine göre hangisini alacağıma karar veriyorsam eğer ve bırakın faydasını aksine yanıltarak zarar verebiliyorken bana, neden ihtiyacım olsun ki ona ?

Ki bu analizi hepimiz düşünmeden doğal olarak yapıyoruz zaten, eğer irademizi askıya aldıran reklam gibi bir çeldiriciye maruz kalmamışsak.

Öyleyse, bedelini neden ben ödemek zorunda kalıyorum?!

Tabii keşke mesele sadece bu gereksiz ilave bedel olsa.

Asıl tehlike daha büyük ve o yüzden hep gözden kaçırılmak isteniyor.

Özellikle görsel reklamlar, artık sadece ürün tanıtımını amaçlamıyor ne yazık ki... Kültürel emperyalizmin en etkili silahı olarak kullanılıyor. Bunu ben keşfetmiş değilim işin erbabı olanlar söylüyor zaten biz de okuyoruz.

Said Halim Paşa'nın tespitinde olduğu gibi onlar, yani batılı kapitalistler, insanın zaaflarını suistimal ederek var olmak ve büyümek gayesini güderler. Hal böyle olunca reklamları sadece masumane bir gözle izlemek de mümkün olmuyor haliyle. Üzerinde tefekkür etmek gerekiyor.

Hemen her reklam, doğrudan insanın nefsâni arzularına ve dürtülerine hitap ediyor.

Diğer bir çok alimin de ifade ettiği şu hususa Said Nursi bakın nasıl dikkat çekiyor: "Allah insanda üç kuvveye sınır koymamıştır. Kuvve-i akliye (akletme), kuvve-i şeheviye (her türlü arzu ve istek) ve kuvve-i gadabiye (öfke)".

Adamlar da bildikleri için buradan vuruyorlar durmadan, hayasızca...

Çünkü, bunları kuvveden fiile geçirirken ne kadar sınırsızca ve pervasızca davranması sağlanırsa, insan onlar için sağmal inek misali o kadar verimli ve sağılabilir olur da o yüzden...

Oysa inananlar için bu üçü, imtihanı en çetin duygulardır ve bunlarla mücadele ettiği kadar insan olmaya yaklaşır.

Onlar da; ya akıl oyunlarıyla ya nefsani arzuları kışkırtarak ya da öfkeyi kabartarak, kendileri için en verimli mecra olan reklamlarda olabildiğince sınırsız bir şekilde kullanıyorlar bunları maalesef.

"Reklamları kaldırın, şikayet ettiğimiz hemen hiç bir şey kalmaz" demiştik daha önce.

Reklamların neredeyse anayurdu haline gelen ulusal ana akım medya ve sosyal medyada "iletişim dışında" ne varsa; pespaye gündüz kuşağı programlarından neye hizmet ettiği  bilinen ama belli olmayan dizilere, medya maymunlarından sosyal medya fenomenlerine kadar fitne - fesat tohumlarının hiç biri kalmaz...

Hepsi biter, çünkü onların tek hayat kaynağı reklamlar ve ne yazık ki o reklamların parasını ödeyerek finanse eden biz tüketicileriz. Üstelik bizim o reklamlara hiç ihtiyacımız yokken.

Peki kaldırılabilir mi?

Çok zor.

Bırakın kaldırmayı, "kapitalist emperyalizm"'in adamları futbol maçlarına (ki küresel anlamda muhtemelen en fazla izleyicisi olan organizasyonlar) ilave reklam alabilmek için "su molası" yutturmacası altında (sanki daha önce sıcaklarda hiç maç yapılmamış gibi) bir uygulama başlattılar.

Bir de sistemi öyle grift kuruyorlar ki ucunun nereye vardığını ve neyi etkilediğini bilemiyorsunuz. Biz tüketicilerden bu yolla çaldıkları paraların finansal organizatörlüğünü yapanlar, bu kaynağı öyle kullanıyorlar ki kaynak akışı aksadığında olması gereken normal işler bile bundan olumsuz etklenebiliyor. Zincirleme reaksiyon yani...

Ama devlet bunu yapmalı bence. Zira yaptığında kesin olan kazancı, olası kaybından çok daha fazla ve değerli olacaktır.

Yasaklanamayacağına göre nasıl yapılabilir peki?

Elbette devlet aklı çok daha iyisini akledebilir ama benim aklıma gelen en basit çözüm; ilk olarak her türlü reklam hizmetine dair giderlerin, gelir vergisi matrahı hesabında gider kalemi olmaktan çıkarılması. Yani firmalar ya da şahıslar yaptıkları reklam harcamalarını vergiden düşemeyecek şekide bir yasal düzenleme yapılabilir. Bu bir poşet baskısı da olsa, televizyondaki yüzlerce milyon liralık reklam da olsa aynı hükme tâbi olmalı ama...

Yeterli etki sağlanmazsa, reklama dair ürün ve hizmetlerdeki dolaylı vergiler kademe kademe yükseltilebilir. Bu tıpkı sigarada yapıldığı gibi özel tüketim vergisi şeklinde bir düzenleme de olabilir.

Ancak daha da önemlisi, bu reklam maliyetlerinin tüketiciye yüklenmesi engellenmeli. Bu da ürün ya da hizmetin satış fiyatı belirlenirken (her kademede) hiç bir reklam bedelinin ürün maliyetine dahil edilemeyeceği bir düzenleme ve bunun çok sıkı bir şekilde takibiyle gerçekleştirilebilir.

Bu ikisi yapıldığında bedelini kendilerinin üstleneceği reklamlar yerine "yüksek kalite ya da ekonomik fiyatla" tüketici tercihini etkilemeye çalışmak gibi farklı yöntemlere yöneleceklerdir.

Reklamlar yine olacaktır ancak bu asla şimdiki gibi, birçok gereksiz sektörün (dizi, sosyal medya v.b) finansmanını sağlayacak kadar yüksek getirili olmayacaktır. Makul seviyelerde ve daha çok yerel seviyede kalacaktır en azından.

Ancak yine de reklam yayınından elde edilen gelirlerdeki vergi de her türlü muafiyetten arındırılmalı ve piyango vb organizasyondan kazanılan gelirde olduğu gibi en az yüzde kırk ya da daha yukarı gelir vergisi uygulamak suretiyle, medya (ana akım - sosyal medya) ve maymunlarının bu para için türlü türlü kepazelikleri göze alması güçleştirilmeli.Peki bu, genel ekonomide nasıl bir etkiye neden olabilir?

Öncelikle "marka" firmalar haricindeki üretici firmaların da buna alenen ifade edemeseler de olumlu yaklaşacaklarını düşünüyorum.

Marka firmalar, her ürün satışından "devren dükkan" satıyormuş gibi aldıkları "hava parası"  misali fazladan kârdan vazgeçmek istemeyeceklerdir zira.

Evet ekonomide bir küçülme olacaktır. Çünkü tüketici alışkanlıkları değişecek ve özendirmeye dayalı "masraf ekonomisi" yerine "ihtiyaç ekonomisi" ne geçiş başlayacaktır. Ancak bu, şok etkisi oluşturacak şekilde ani ve hızlı değil, arz/talep dengesinde talebi kendi doğal seyrinde azaltarak olacağı için (zira mevcut yüksek talep organik değil hormoniktir) yavaş yavaş ve olumlu bir küçülme şeklinde olacaktır. Bu, aynı zamanda enflasyonun hem düşmesine hem de süreç içinde manipülatif dalgalanmalara karşı da dayanıklı hale gelmesine destek olacaktır.

Diğer taraftan israfın önlenmesine de olumlu katkı sağlayacaktır ki bu bireysel ekonomiyi de güçlendirecektir. Şu an hemen hepimiz reklamlarla özendirilerek ihtiyacımızdan çok fazlasını alıyoruz ya da sipariş ediyoruz. Fazlasını ya atıyoruz ya da atmasak da muhafazası için ayrı bir masraf kapısı açmanın yanında, ona verdiğimiz parayı çöpe atmış oluyoruz.

Bu konu üzerinde daha teknik bir çalışma yapıldığında bunların dışında da olumlu/olumsuz etkileri öngörülebilecektir. Ancak yine de olumsuzluklara rağmen, olumluların faydası göz önüne alındığında kabul edilebilir ya da tercih edilebilir olacaktır diye düşünüyorum.

Peki sosyal anlamda bize ne katacaktır böylesi bir projeksiyon?

Öncelikle huzur...

Peki nasıl?

Finans kaynağı kesilen tüm bu bataklık gülleri kendiliğinden kuruyacağından, büyük küçük tüm ekranlardan sürekli reklamlara maruz kalmamanın dayanılmaz hafifliğini fark edeceğiz öncelikle.

Sonra elbette kuruyan bataklığın ürettiği sivrisinekler ve onların taşıdığı mikroplar da ortadan kalkacağı için bulaştırdıkları sosyal hastalıklardan da kurtulacağız yavaş yavaş.

Kimse dizilerdeki sahte kahramanların, senaryo icabı yaptıklarının gerçek hayatta da öyle kolayca yapılabileceğini sanıp çete kurarak haraç kesmeye yeltenmeyecek mesela, adam öldüremeyecek kolayca. Zira zihinleri"sanal gerçeklik"  esaretinden kurtulup"reel gerçekliğe" göre algılamaya başlayacaktır.

Çocuklarımız her türlü harici ifsattan uzak, ailesinin istediği şekilde yetiştirilebilecek.

Dizilerde normalleştirilen ama gerçeklikten uzak renkli (!) hayatlara özendirilmekten kurtarılmış, sağlıklı bir gençlik olabilecek.

Bilelim ki bu çağın vebası elimizdeki ve karşımızdaki ekranlardan yayılan ışınlar ve akan görsel verilerdir.

Onlardan yayılan zararlı yayınların finansal kaynağı da parasını dolaylı ya da doğrudan bizim ödediğimiz reklamlardan başka bir şey değil.

Ben bir tüketici olarak, istemediğim ve bana faydası olmayan aksine zararı sayılamayacak kadar çok olan bu gereksiz hizmet bedelini ödemek istemiyorum,

Vesselam.

 

Not: Mevlid-i Nebi kandilimiz mübarek olsun.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya