VATAN
MAKALE
Paylaş
13.04.2026 12:40
1.132 okunma
Tahsin Güngör

Anavatan, Mavi Vatan, Gök Vatan, Uzay Vatan, Siber Vatan…

Stratejik bir çalışmanın sonucu ortaya çıkan bu kavramlar daha çok “savunma stratejisi” ürünü gibi dursa da oldukça önemli bir boşluğu doldurmuş görünüyor.

Kavramların içinin doldurulduğunu ve bu konuda planlı bir çalışma içinde olunduğunu görmek de ayrıca güven veriyor.

Anavatan, millet olarak yurt edindiğimiz toprakların adıdır. Üzerinde yaşayan ve sahiplenen millet kendisini yurt edinmedikçe hiçbir toprak vatan olarak kabul görmez ve vatan olduktan sonra da artık terk edilmesi söz konusu edilemez. 

Orası istiklalimizin ve istikbalimizin ilelebet var olacağı bir mekandır artık. Bunu temin için verilen şehitlerin sayısı da ne bilinir ne de hesabı tutulur bizim vatan tasavvurumuzda.

Mavi Vatan, Gök Vatan, Uzay Vatan ve Siber Vatan sonradan özellikle de son dönemlerde anlam ve hayat bulan kavramlar olsa da Anavatan’ın bekası için korunması ve üzerlerinde hakimiyetin kurulması, istiklal ve istikballerinin temini gereken önemli vatan katmanlarıdır.

Lakin neticede hepsi ancak üzerinde kendisine sahip çıkan hür bir millet varsa var olacak ve anlam bulacaktır. Bu yüzden de aslında hepsi millete hizmet eden değerlerimizdir. Devletimiz gibi…

Devlet dediğimiz de ne sadece babadır ne de Kemal Tahir’in romanlaştırdığı gibi anadır. Hem ana hem de babadır. Yeri geldiğinde baba otoritesi ile yeri geldiğinde de ana şefkati ve merhameti ile milletini sarıp sarmalayacaktır. Tüm mesele ne zaman ana ne zaman baba gibi davranacağı refleksini kazanmasında.

Anavatan’ı bir vücut olarak tanımlarsak diğerleri de bu vücudun en gerekli azalarıdır. Eli, kolu, gözü ve beyni yani aklı gibi.

Peki, ya ruh?

Öyle ya ruhsuz beden bir cesetten ibarettir. Ruh, bedeni ayakta tutan tüm uzuvlarını birbirine bağlayan bir harçtır aynı zamanda. O yoksa anlam bulmaz hiçbir şey. Boş bir çuval gibidir ayakta duramaz.

Eksik olan bu ruhu tanımlayan kavramı aslında bundan yüz on beş yıl önce Said Halim Paşa kullanmış:

“Manevi Vatan”

Evet başta saydığımız tüm vatan katmanları için son dönemde oldukça güzel ve etkili çalışmalar yapılıyor. Her biri ayrı ayrı ve sadece günümüz ihtiyaçları için değil geleceği de düşünerek tahkim ediliyor.

Peki ya bunlara sahip çıkacak milletin harcı konumundaki, içte birliği ve bütünlüğü sağlayacak ruhu olan “Manevi Vatan”?

Bu tanım yüzyıldan daha öncesinde kullanıldığına göre ilk olarak bu sayfada dile getiriliyor değildir. İllaki o stratejik akıl da bunu düşünmüş ve üzerinde çalışıyordur diye ümit ediyorum.

Evet Paşa bunu ifade ettikten sonra çok şey değişti…

Yeni bir devlet kuruldu ama millet aynı millet devleti kuranlar aynı kaynaktan gelen kadrolardı . Üzerinden de yüzyıldan fazla süre geçti.

Ne yazık ki manevi, içtimai (toplumsal) ve siyasi meselelerin hangisine dair olursa olsun, bunların bizimle ilgili taraflarını bilmeyen ve öğrenmeye de tenezzül etmeyen ve bizimle ilgili olanların dışında ise pek çok metod ve prensiplere vakıf olan Jön Türk zihniyetinin temsilcileri de yenilenen toplumda ve devlet kadrolarında varlıklarını devam ettirdiler ve hatta etkili de oldular. (*)

Bunlar, mensup oldukları milletin köklü tarihinden gelen değerlerinin hepsiyle kavgalı ve bunları küçümseyip tahkir etmekten de asla geri durmadılar. Zira aslını öğrenmenin fayda getirmeyeceğini düşünüyorlardı. Ya da düşündüklerini düşünüyorlardı. Bu da onları cehaletin esaslısı olan “kendini bilmemek” haline düşürdü. (*)

Bu yüzden bu milleti, yeni doğmuş ve sıfırdan inşa edilmesi gereken bir topluluk gibi görüp kendilerini de mürebbiye olarak konumlandırdılar.

Ancak içine düştükleri durum tamamen “ruhları vatan değiştirmiş fikren göç etmiş” kendi yurdunda milletine yabancı bir cahillikten başka bir şey değildi. (*)

Eğer bizden gayrıya ait bildiklerini kıyas edebilecekleri bize ait olanlara dair bilgileri de olsaydı işte o zaman o bildiklerinin, ilimlerinin ve bilimlerinin bir faydası olurdu bu millete. (*)

“Batı medeniyetinden faydalanılması gereklidir” doğru tezinden “mutlaka batılılaşmak” şartlı önermesine geçiş bizi “taklit” e götürdü ve taklitte ustalaşmak gibi bir garabete düştük. Bu da bizi eski bildiklerimizi, şimdiye kadar yaptıklarımızı bir kenara itip terk etme arzusuna yöneltti. (*)

Sonunda da öyle ustalaştık ki taklitte; inancı, his ve gelenekleri, ilim ve fenni tamamen taklitten ibaret sahte bir dünya kurabildik. (*)

Yine de bu zihniyete rağmen özellikle son yıllarda diğer tüm vatan katmanları için  yapılan tahkimat “Manevi Vatan”da da yapılmalı değil mi?

“Geçmişte de bugün de ilerleyip gelişmemize engel maarifteki geriliğimizdir” diyen Said Halim Paşa’ya hak veriyorsak eğer nereden başlanması gerektiği de belli demektir.

Gerçi maarifi önce eğitime indirgedik sonra uygulamada öğretimle yeterli kıldık ya…

Neyse ki son zamanda eğitimde bir gayret bir yenilenme hatta Milli Maarif'i ihya kararlılığı kendini gösteriyor ama bunları destekleyecek aydınlarımızın ve bunun farkında olan toplum kesimlerinin de bu çabalara sahip çıkması gerekir.

Her şeyi devletten beklemek ve kamu adına görev yapanların sırtına yüklemek sadece kolaycılık değil vebali olan bir tembellik ve "bananecilik" tir. Bu görevin gereğini hakkıyla yerine getirme çabasını gösterenlerin cesaretlendirilmesi ve yapmak istediklerinin millette karşılığı olduğunu hissetmelerinin sağlanması gereklidir. Zira marifet iltifata tabidir.

Günümüzde hala “Hakkı söylemek pahalı küfrü haykırmaksa bedava” hali mevcut ise demek ki onlar hala “jakoben” siyasetlerini kullanmakta mahir ve cesur bizse Cemil Meriç’ten ders almamışız.

Ne diyor üstat: “Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaletine sığınarak, elini kolunu bağlamak, düşünceye ihanettir.” (Mağaradakiler, s. 295)

İkliminin oryantalist zihinlerce belirlendiği düşünce fanusunun ve yankı odalarının dışına çıkıp da etrafımıza bakma ve dinleme basiret, feraset ve cesaretini bulduğumuzda izleyeceklerimiz, ifsat edilerek katledilen bir neslin kendi hür iradesi dışında rol aldığı sokak sahnesindeki trajedisinden başka bir şey değildir.

“Manevi Vatan’ın ihya ve inşası ancak oradan ve onlardan başlanırsa istiklal ve istikbal için gerçekten bir şey yapılmış olur” diyor bana, daha önce benzerinin yaşandığı geçmiş günlerden adeta bugüne seslenen alimler, mütefekkirler ve aydınların yazdıklarından okuduklarım.

Yoksa biz bu dünyaya ifsat eden değil de imar edenlerden olmak için gelenlerden değil miyiz?

Düşünceye de kendimize de ihanete hakkımız yok.

Vesselam

(*) Bu paragraflarda büyük oranda Said Halim Paşa’nın “Fikri Buhranımız” adlı eserinden faydalanılmıştır.

Kur'an-ı Kerim, Rûm Suresi, Ayet 9 - Muhammed Esed Meali:

"Onlar, hiç yeryüzünü dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olan [hakikati inkar edenler]in sonlarının ne olduğunu görmediler mi? Onlar ki daha kudretliydiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha iyi imar etmişlerdi; onlara [da] peygamberleri hakikatin bütün kanıtlarıyla gelmişti; ama [hakikati reddettikleri ve sonuçta yok olup gittiklerinde] Allah onlara haksızlık yapmış değildi, ama onlar kendi kendilerine haksızlık yapmışlardı."

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya