BATI BU DÜNYA' YA NE VERDİ ?
MAKALE
Paylaş
01.06.2026 18:42
97 okunma
Tahsin Güngör

Batı dediğimiz Avrupa'dır.

Batılın, efendisi olmaya çalışan hizmetkârıdır aynı zamanda.

Ve batıl da hak geldiğinde zail olmaya mahkum bir zavallı. (1)

Avrupa tarihi zulüm, kavga ve savaştan ibarettir. Kıyamete kadar mahkum edildikleri kendi aralarındaki kavgalardan (2) fırsat buldukları ilk anda Hakk'a ve O'na tabi olanlara saldıran bir zihniyetin adıdır Avrupa/Batı. Yoksa demirperde ve duvarlar yıkıldıktan sonra tehdit ilan ettiği "yeni" bir düşman değildir İslam, onlar için.

Derinlere ve detaya girmeden çok genel bir tarihi bakışla sanırım daha iyi anlayabiliriz Avrupa'yı ve temsil ettiği "Batı Zihniyeti" dediğimiz şeyi.

Demokrasinin beşiği ve kaynağı kabul edilen Antik Yunan'daki demokrasiyi sevimli ve makbul hale getirmek için "dar ve elit bir demokrasi" diye tanımlıyorlar. Çünkü merceği yaklaştırdığımızda sadece erkeklerin (onların da çok kısıtlı bir kısmının yani soylularının) vatandaş olabildiği, diğer hür olmayan erkeklerin, kadınların ve kölelerin "aristokrat ve asker" efendilerine hizmetle yükümlü olduğu bir demokrasi göreceğiz.

Sonra Roma İmparatorluğu ile birlikte bir devlet düzeni, hukuk gelip felsefe ve tarım ekonomisi gelişirken sıradan insanlar için değişen pek bir şey olmuyor. Sadece kurumsallaşıyor herşey.

Aristokratlar senatör oluyor, askerler profesyonelleşiyor ancak vatandaşlık tanımı biraz daha genişlese de hala sınırlı kalıyor ve köle düzeni devam ediyor. Hatta ekonomik düzenin tarıma ve işgal edilen topraklardan gelen gelirlere dayandığı yeni sistemde kölelik de kurumsallaşıyor.

Latin kültürü egemen olmaya başlarken Hrıstiyanlığın yayılması da hızlanıyor.

Derken Roma'nın çöküşüyle birlikte şehirler küçülmeye ticaret azalmaya başlıyor ve sistem Kral ve Lordlar(Derebeyleri) ın yönetiminde feodaliteye evriliyor.

Avrupa'da toplum; soylular, ruhban sınıfı ile bunları besleyen çalışanlar yani köylülerden oluşuyor . Bir kısmı tam, bir kısmı ise yarı köle konumundaki köylüler en azından kölelikte sınıf atlıyor ve yarı köle olma imtiyazına ulaşıyor (!).

Yaygınlaşan Hrıstiyanlıkla birlikte Katoliklik sadece dîni değil siyasi bir güç haline de geliyor.

İlerleyen süreçte şehirler tekrar büyümeye ve derebeyliğin (toprak ağalığının) hüküm sürdüğü feodal düzen, artan ticaret ile birlikte yerini yavaş yavaş burjuvaziye bırakıyor. Özellikle yeni keşifler ve pazarlarla birlikte Kapitalizm'in temelleri atılırken burjuvazi aristokrasiye rakip oluyor ve zamanla hakimiyeti eline geçiriyor.

Elbette yeni keşifler, keşfedilen topraklardaki insanlar için kötü, batı içinse muhteşem olacak "sömürgecilik" sisteminin keşfine de neden oluyor ve doymak bilmez iştihası ile her şeyi ele geçirmek istiyorlar.

Haçlı Seferlerinde Doğu'nun zenginlikleriyle de tanışıyorlar. Bu zenginlik, ilim deryasının zenginliğidir.

Doğu doğurgandır, üretir ve ürettiğini paylaşır çünkü cömerttir, samimidir, fesat değildir var edilen herşeyin tüm insanlar için yaratıldığına inanır.

Ama batı öyle değildir. Ebterdir, tüketir ve ürettiğini de saklar, doğulunun elindekinin tükenmesini bekler çünkü bencildir, zalimdir ve cahildir.

Doğululardaki sevmedikleri bu özelliklerin, onların sahip oldukları ilimden geldiğini düşünür ve buna dair ne görür ne bulurlarsa yakıp yıkıp imha etmeye başlarlar. Aralarından bazıları bu hazinenin çok az bir kısmını kurtarır hempalarının elinden. Bunlar, zamanla onlara çok şeyin kapısını açacaktır.

Yakın zamanlarda, içlerinden birinin rakamlar vererek "sadece bu kadarını kurtarıp sahip olmakla geldiğimiz nokta bu ise ya hiçbirini yakmayıp da getirseydik ne olurduk..." der hayret ve hayranlık ifadesiyle.

Neyse...

Sonraları sanayi devrimiyle birlikte Kapitalizm kabına sığamaz olur. Kendi toplumunda köleliğin şekli ise değişir ve "işçi" adını alır.

Burjuvanın, sermayeyi elinde toplayanları artık "kapitalist" tirler ve hedefleri dünyaya hükmetmek, ele geçirmektir.

Onlar da önce emperyalizme yeni bir elbise ve rol biçerler, köleliğe sevecen kılıflarla yeni sıfatlar bulurlar sonra küreselleşme ile dünyayı kolayca yönetebileceklerine inandıkları bir büyük köy haline getirirler.

Derken malum teknoloji çağı ve bugünlere gelinir. Ama hedef değişmez, aynıdır: Sömürü ve zulüm.

Tüm bu serencam yüzlerce yılı alır ancak bunu da özetlersek Avrupa tarihi; Aristokrasi, Feodalite, Burjuvazi ve Kapitalizm'dir. Halkları açısından ise; Saf Kölelik, Köylü Kölelik, İşçi kölelik ve Gönüllü Kölelik'ten ibarettir.

Amerika bu işin neresinde diye düşünmeyin. Amerika Avrupa'nın kurduğu bir yeni dünyadır sadece. Onlar da Avrupalı yani batıdır. Gerçek Amerikalılar kâşifleri tarafından çoktan soykırıma uğratılmış ve kalanlara ise evcilleşmeleri şartıyla hayat hakkı tanınmıştır (!)

Şimdi bakalım Avrupa bu dünyaya ne vermiş...

Efendi - köle zulmüne ve sömürüsüne "demokrasi" demiş. Aristokratlar ve askeri elit toprağı paylaşıp "Feodal Beylik"lerle efendiliklerini sürdürmüşler, daha sonra bunların aklını kullananları ticarete yönelip keşiflere yelken açmış ve "Burjuvazi" doğmuş ama yetmemiş herşey benim olmalı deyip "Kapitalist" olmuş, dünya halklarına verdikleri hep zulüm ve sömürü olmuş.

Haçlı seferleri ile din savaşlarının bayraktarlığını yapmışlar. Gittikleri her yeri yakıp yıkmış ve insanları katletmişler. İçlerindeki birkaç aklı çalışanın sakladıklarıyla sahip oldukları doğu ilimleri sayesinde (ki bunun için bile yüzlerce yıl geçmesi gerekmiş) güya dünyaya armağan ettikleri sözde medeniyeti bile yine zulüm ve sömürü için kullanmışlar. Yani dünyaya ismi ve şekli farklı olsa da sömürgeciliği hediye(!) etmişler.

Sanayi devrimini geliştirip yükselirken bile kıskançlık etmişler ve ellerinden çaldıkları ilmin asıl sahibi doğululara bunları göstermeyip, gelişmenin çıktısı olan pisliklerini güzellik diye zayıf bedenlerine şifa ve kudret arayan bu geçmişi şanlı topluluğa kudret şurubu niyetine pazarlamışlar.

Hülasa batı iki yüzlüdür. Samimi asla değildir. Hak ile ezeli ve ebedi hasımdır.

Dünyaya zulüm ve sömürüden başka bir şey vermemiştir.

Doğudan çaldıkları güzellikleri de önce ifsad edip sonra onlara geri püskürtmüşlerdir.

Eline geçirdiği bıçakla ilk düşündüğü ekmeği dilimleyip paylaşmak değildir bu zihniyetin. Uzunca bir mızrağın ucuna bağlayıp uzaktan insanlara sallamaktır. Çünkü yüz yüze gelip vuruşamayacak kadar hem korkak hem de riyakardırlar. Yüz yüze geldiklerinde "o saldıran ben değildim" diyerek inkar etmek isterler çünkü. Buna da zamanla diplomasi diyeceklerdir zaten. Çünkü yalan ve riyayı kendilerine hak görürler bunu.

Bu zihniyet muhabbete değil mücadeleye müstehaktır.

Demokrasinin ve kadın haklarının kaynağı ve mimarı olarak pazarlanan Avrupa'da bu anlamda durum neydi peki?

Demokrasi denen şey insanlara adalet, eşit hak ve özgürlükler, refah ve huzur getireceği düşünülen mutlak bir kavram mıdır ki haşa böylesine kutsanıyor... Elbette değil. Mutlak olsa çoğulcu demokrasi, parlamenter demokrasi, sosyal demokrasi v.s çeşitleri olmaz tek bir ismi olurdu.

Öyleyse konuya isim üzerinden değil hedefler üzerinden bakmak gerek.

Batının ilk çağlarından itibaren varolan bu demokrasi neredeyse 19 ncu asra kadar sadece elit kesimlerin hakkı olmuş. Vatandaşlığın soydan değil insan olmaktan kaynaklanan bir hak olduğu ise ancak Fransız İhtilalinden sonra ki o da pratikte değil teoride kabul görmüştür.

Erkeklerin soylu soysuz ayırımı yapılmaksızın sistemin parçası haline getirilerek vatandaşlık hakkına kavuşması 19 ncu yüzyılı, kadının tam vatandaşlık hakkını kazanması ise 20 nci asrı bulmuştur.

Ancak bunlar da hakları olduğu için egemen elitler tarafından lütfedilmiş değildir. Erkeklere, sanayi devrimi ile birlikte gelişen şartlar ve işçi hareketleri, sendikal eylemler neticesinde kapitalist sistemin devamı için mecburen verilmiş, kadınlara ise özgürlükleri verildikten sonra yine kapitalizm için kullanışlı bir meta haline getirilerek farklı bir kölelik formuna evrilmiştir. Artık kadın bedeni sistemin en kullanışlı kölesidir. Üstelik de gönüllü kölelik.

Oysa İslam daha altıncı asırda kadınlara haklarını verip onu yüceltmiştir.

Ancak oryantalizm aparatları ve muhipleri eliyle gerçekler ters yüz edilmiş ve İslam, kadın düşmanı batı ise kadına değer veren olarak pazarlanmıştır. Oysa İslam Peygamberi (SAV) nin eşi Hz. Aişe Validemiz (R.A.) daha yedinci asırda ticaretle uğraşırken batıda soylu sınıfın dışındaki erkekleri bile buna ancak ondan bin yıl sonra hak kazanacaktır.

İslam Peygamberi(SAV) nin daha yedinci yüzyılın başlarında Veda Hutbesi ile yasalaştırdığı evrensel insan hakları ve eşitliği esasları batı tarafından ancak 20 nci asırda milyonlarca insanı katlettikleri iki dünya savaşının ardından ve takip edecek yetmiş yılda "sözde" olduğu anlaşılacak güya "Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" adıyla ilan edilebilmiştir.

Çünkü yine özünde ve hedefinde seçkinlerin soyluların haklarını garanti altına alma gayesinden başka bir hedefi olmayan sahte samimiyetsiz bir bildiridir bu.

Yani batılın güncel suretidir aslında.

Eğer Osmanlı "İ'la - yi Kelimetullah" şiarı ile hareket edip fethettiği topraklara adalet, huzur ve özgürlük götürmediyse yüzlerce yıl üç kıtada nasıl hüküm sürdü ve batı gerçekten dedikleri gibi barış ve demokrasi şövalyesi idiyse Osmanlı'nın çekildiği Balkanlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki halkların, onların güdümündeki son yüz yılda bir daha huzur bulmamak üzere zulüm, savaş ve soykırıma uğramasını ne ile izah edeceğiz...

Demokrasi, batı ve insanlık için ilk çağda ne ise şimdi de odur.

Değişen sadece yüzündeki makyajdır. En ufak bir rahmet damlası üzerine düştüğünde makyajın ardındaki gerçek yüzü ortaya çıkmaya hazırdır.

Batı zihniyeti dünyaya zulümden, soykırımdan, sömürüden ve suistimalden başka bir şey vermemiştir ve veremez de...

Çünkü bu zihniyetin kökeninde sekülerlik vardır. Yani onlar için hayat bu dünyadan ibarettir ve tüm güçleriyle bu dünyaya asılırlar, saldırırlar. Ölüm sondur onlar için ve sonrası da hiçlik. Bu yüzden de ölümü anmaktan ve üzerinde düşünmekten hep kaçarlar.

Son birkaç yüz yılın ne yazık ki özellikle son asrında muhabbette zirveye taşıdığımız bu zihniyetle mücadele, Hakk'ı Hak bilip Hakk'a tabi olmak ve batılı batıl bilip ondan uzaklaşmak ile başlar.

Vesselam.

İsra uresi, 81nci ayet, dib Meali:

"De ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.”

Maide Suresi, 14ncü Ayet, DİB Meali:

"Biz Hristiyanız' diyenlerden de sağlam ahitlerini almıştık, ama onlar da kendilerine bildirilenlerden (İncil'den) önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan kini ve düşmanlığı soktuk. Allah onlara yapıp ettiklerini ileride haber verecektir."

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya