Niyet ve Güç
MAKALE
Paylaş
08.08.2026 10:31
2 yorum
917 okunma
Mesut Akdağ

İnsan, hayatı boyunca bir yerlere ulaşmak, hedeflerine varmak ve hayallerini gerçekleştirmek ister. Her istediğinin olmasını arzu eder. Bunun için de kişinin güce, iktidara, itibara ve maddi imkânlara sahip olması gerekmektedir. Gerçekten de dünya şartlarında insanın sahip olduğu maddi güç, makam ve servet ölçüsünde bir yaptırım gücü ve itibarı vardır. Böyle olsa da şu bir gerçektir ki, insan ne kadar güçlü görünürse görünsün sonsuz kudret sahibi değildir. Gün gelir; makamının, servetinin ve gücünün hiçbir işe yaramadığı, yetişemediği ve çaresiz kaldığı anlar yaşar.

Şimdi, gerçek gücün ne olduğu meselesi ortaya çıkmakta. İnsanın asıl gücü; maddi kuvvette değil, manevi kuvvettedir. Gerçek itibar; insanların verdiği makamda değil, Allah katındaki değerdedir.

Peki manevi güç nedir?

Manevi güç; sağlam bir iman, yüce bir gaye, samimiyet, ihlas ve en önemlisi de doğru niyettir. Çünkü her şeyin öncesi niyettir. İnsan, niyetiyle hedefini ve yönünü belirler; samimiyet ve ihlasıyla da o hedefe yürüme gücü kazanır. Hedefine ulaşabilmesi için önce niyetini belirlemesi, ardından o niyetini ihlas ve samimiyetle beslemelidir.

Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bedir, Hendek, Malazgirt, Çanakkale, Selahaddin Eyyubi'nin zaferleri ve Moğollara karşı Celaleddin Harzemşah’ın kazandığı büyük başarılar bunun en güzel delilleridir. Bu zaferlerin ortak noktası, maddi güçten önce iman, ihlas ve sağlam niyetti.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

"Nice az topluluk vardır ki Allah'ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir." (Bakara 2/249)

Bu ilahî hakikat gösteriyor ki gerçek zafer, görünen kuvvette değil; kalpteki iman, niyet ve samimiyettedir.

Moğol orduları önlerine çıkan şehirleri yakıp yıkarken, Harzemşahlar bütün imkânsızlıklara rağmen onlara karşı önemli başarılar elde etmişlerdir. Rivayet edilir ki Celaleddin Harzemşah sefere giderken "Allah seni galip edecek" dediler O “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenap-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya mağlûp etmek Onun vazifesidir.” dedi

İşte bu söz, niyetin ve ihlasın en güzel ifadesidir. İnsan, üzerine düşeni yapar; neticeyi ise Allah'a bırakır. Asıl güç de burada gizlidir.

Niyetin insan hayatını nasıl şekillendirdiğini ve olayların sonucunu nasıl etkilediğini en açık şekilde Bedir, Uhud ve Huneyn savaşlarında görmekteyiz.

Bedir Savaşı

Bedir öncesinde Resulullah (s.a.v.) ve sahabeler yalnızca Mekke'ye gitmekte olan bir kervanı durdurmak amacıyla yola çıkmışlardı. Bu sebeple sayıları az, silahları ise son derece yetersizdi. Fakat hesaplar değişti. Kervan bu harekatın haberini alınca yön değiştirerek Müslümanların saldırısından kurtuldu. Bunun üzerine Mekkeliler dokuz yüz kişilik tam teçhizatlı bir orduyla Bedir'e geldiler.

Kervanın kurtulduğu ve karşılarında kendilerinden sayıca çok üstün bir Mekke ordusunun bulunduğu anlaşılınca Resulullah (s.a.v.) sahabeleriyle istişare etti. Muhacirler ve Ensar, Allah Resul'ünün yanında olduklarını ve karşılarına çıkan bu orduyla mücadeleden geri durmayacaklarını ifade ettiler. Sa'd b. Muâz'ın şu sözleri Peygamberimize (s.a.v.) büyük bir rahatlama sağlamıştır.

“Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik, seni tasdik ettik. Getirdiğin şeyin hak olduğuna şahitlik ettik. Dinlemek ve itaat etmek üzere sana söz verdik. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bize şu denizi gösterip de ona dalsan, biz de seninle beraber dalarız. Bizden hiç kimse geri kalmaz. Düşmanla karşılaşmaktan çekinmeyiz; savaşta sabırlı, karşılaştığımız zaman sözümüzde sadık oluruz.”

Onların niyetinde dünya menfaati yoktu. Samimiyet vardı, ihlas vardı. Bu sebeple Allah'ın yardımı geldi ve Bedir'de müminler kendilerinden kat kat üstün olan orduya karşı zafer kazandılar.

Uhud Savaşı

Uhud'da ise başlangıçta üstünlük Müslümanlara geçmişti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), okçulara;

"Kuşlar cesetlerimizi parçalasalar bile ben size emir vermedikçe yerinizi terk etmeyin." buyurmuştu.

Müşrikler dağılmaya başlayınca Müslümanlar daha savaş bitmeden dünya malına kapılarak ganimet toplamaya başladılar. Bu durumu gören bazı okçular savaşın bittiğini düşünerek ganimet toplamak amacıyla yerlerini terk ettiler. O anda niyet değişmişti. Allah rızasının yerini dünya menfaati almıştı.

Sonuç ağır oldu. Hz. Hamza başta olmak üzere birçok sahabe şehit düştü ve Müslümanlar büyük bir imtihan yaşadı.

Huneyn Savaşı

Huneyn'de ise durum farklıydı. Mekke fethedilmiş, Müslümanlar on iki bin kişilik büyük bir ordu hâline gelmişti.

Bu defa bazı gönüllerde şu düşünce belirdi:

"Bu kadar büyük bir ordu artık yenilmez."

Zaferi Allah'ın yardımında değil, kendi sayılarında ve güçlerinde görmeye başladılar. Bunun üzerine savaşın ilk anlarında büyük bir dağılma yaşandı. Ancak Resulullah'ın (s.a.v.) metaneti ve Allah'ın yardımıyla yeniden toparlanarak zafere ulaştılar.

Bu üç savaş bize aynı hakikati öğretmektedir: Zaferin temelinde sayı, silah ve güç değil; niyet, ihlas ve Allah'a güven vardır.

Niyet samimiyetin özüdür; ihlas ise niyetin ruhudur. Bir düşüncenin, bir davanın veya bir hedefin hayata geçebilmesi için önce niyet gerekir. O niyeti ayakta tutan ise samimiyet ve ihlastır. Kendilerine binlerce menfaat teklif edilmesine rağmen davasından vazgeçmeyenler, tarihe yön veren insanlar olmuşlardır.

Bunun en büyük örneği Peygamber Efendimizdir (s.a.v.). Peygamberliğini ilan ettikten sonra Mekke müşrikleri kendi aralarında şöyle konuştular:

"Ne istiyorsa verelim; servet istiyorsa servet, saltanat istiyorsa saltanat, makam istiyorsa makam..."

Fakat Resulullah'ın cevabı tarihe geçen şu söz oldu:

"Vallahi, sağ elime güneşi, sol elime de ayı verseler yine de bu davadan vazgeçmem." (İbn Hişam,I,265)

İşte gerçek samimiyet budur. Gerçek ihlas budur. Gerçek güç de budur.

Böyle bir niyetle yola çıkan insan; hor görülse de yalnız bırakılsa da zulme uğrasa da sonunda mutlaka davasının bereketini ve karşılığını görür. Tarih boyunca peygamberler, âlimler ve büyük dava adamları bunun en güzel örnekleri olmuşlardır.

Başarı yalnızca maddi imkânlarla elde edilmez. Nice insanlar güçlü oldukları hâlde başarısız olmuş, nice zayıf görünen insanlar ise sağlam niyetleri sayesinde tarihin akışını değiştirmişlerdir.

Öyleyse huzurlu, başarılı ve bereketli bir hayat istiyorsak önce niyetimizi belirlemeliyiz. Sonra o niyeti samimiyet, ihlas, gayret ve fedakârlıkla beslemeliyiz. Şartlar ne kadar zor olursa olsun, menfaatler ne kadar cazip görünürse görünsün, doğru niyetimizden asla vazgeçmemeliyiz.

Çünkü insanın gerçek gücü; servetinde, makamında ve ordularında değil, Allah rızası için taşıdığı samimi niyetindedir.

Niyet, insanın içinde başlayan görünmeyen bir güçtür; samimiyet, ihlas, gayret ve fedakârlıkla beslendiğinde hayatı değiştiren bir kuvvete dönüşür.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Toplam 2 yorum yapıldı
Tebrik
Maşallah, Sübhanallah içimizi ısıtan samimi yazınız için çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun
Yorum Ekleyen: HASİBE     9.08.2026 13:27:10
Emeğinize ağzınıza sağlık kıymetli hocam
Ağzınıza sağlık kıymetli hocam
Yorum Ekleyen: Arif Güneş     9.08.2026 00:35:39

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya